Aida Operası Nasıl Doğdu?

III. Selim sanata önem veren bir padişahtı. Eğer padişah olmasaydı bugün döneminin en iyi bestekarı olarak anılacaktı.

Opera, Avrupa’da ilk defa dinsel törenlerde, düğünlerde ve daha sonra da çeşitli küçük gösterilerde adım adım sergilendikçe yaygınlaştı. Yaygınlaşan bu sanat akımı zaman içinde bir taraftan gelişip çeşitlenirken, diğer taraftan değişimin bir enstrümanı olarak bugünkü algıladığımız bir sanat alanına dönüştü. Operanın ilerleyişi sanat tarihi içinde sosyal çevreyi etkilerken aynı zamanda icra edildiği toplumların kültürlerini yansıtan bir öge olarak da önemli bir zemini oluşturdu. 1597 yılında İtalya’nın Floransa kentinde sahnelenen ve ilk opera eseri olan “Dafne”, Avrupa’da opera sanatının hızla gelişip tanınmasını sağladı. İşte bu dönemde Avrupa’ya gidip gelen Osmanlı büyükelçilerinin operayla tanışıp, bu sanatı sefaretnamelerinde bahsetmeleri ile başlayıp, 18. ve 19. Yüzyıllara değin büyükelçileri etkileyen operanın sefaretnamelerde yer almasını sürdürmesi, artık Osmanlı önde gelenlerinin bu sanatı benimsemesine ve sempatisine neden olmuştu. 16. Yüzyılda operaya karşı başlayan merak kısa sürede meyvelerini vermiş ve 1797’de Padişahı III. Selim, Topkapı Sarayında yabancı bir topluluğa opera temsili verdirmesiyle tarihe geçmişti. Yapılan araştırmalar Osmanlının opera gündemini yakından takip ettiği ve hatta Verdi operalarının İtalya’daki dünya prömiyerlerinden bir ya da birkaç yıl sonra İstanbul’da temsil edildiği tarihi kayıtlarda mevcuttur.

Saray Bandosu Mehteran’ın Yerini Aldı

Sultan Abdülhamit’in saray opera ve tiyatrosu.
bosko tiyatrosu istanbul ile ilgili görsel sonucu
Naum Tiyatrosu 1870 yangınında yok oldu. Yerine Çiçek Pasajı yapıldı.
Gedik paşa tiyatrosu istanbul ile ilgili görsel sonucu
Dolmabahçe Saray Tiyatrosu Sultan Abdülmecit tarafından sarayla birlikte yapıldı.

 

 

 

 

 

 

 

Osmanlı padişahlarının ve dönemin aydınlarının Avrupa’da gerçekleşen opera merakı, zaman içerisinde özellikle Tanzimat Döneminden sonra kurulan tiyatrolarla desteklenerek ilerlemeye başladı. Bunların başında Saray Tiyatrosunun yanı sıra, gayri-Müslimlere ait Bosko, Naum ve Gedik Paşa Tiyatroları Osmanlı topraklarında bu miladı başlatan ilklerdendi. Osmanlı padişahları operayı batılılaşmanın bir gereği olarak gördüğünden desteklemiş, batı sanatının ülkenin başkentinde sergilenmesinde bir çekince görmemişti. Bu paralelde devlet adamları da tiyatrolara yapılan temsilleri destekleyerek bu sanata karşı bir heyecan uyandırması, o günden bu güne atılan temellerdi… Tiyatro salonlarının öncelikli müdavimi olan gayri-Müslimlerin opera sanatına katkısı, desteği ve yarattıkları talep, o zamanlarda belli bir kitlenin çok heyecan duyup benimsendiği bir sanat olarak artık kendine yer bulmuştu. Yine Türk operasının temellerinin atılmasına neden olan İtalyan besteci Giuseppe Dpnizetti’nin büyük kardeşi Giuseppe Donizetti gelmektedir. Donizetti, sarayda 28 yıl çalışmış, Osmanlı’da batı tekniği ile işlenmiş, çok sesi müzik ve eserlerinin uygulanıp anlaşılmasına öncülük etmiş, Enderun-u Humayun ağalarından seçtiği elemanlarla ilk bando mızıkasını kurmuş, Mehteran’ın yerini alan ordu bandosu, böylece Osmanlı’da kültürel değişimin bir miladı olarak da öz kültürüne kapısını kapayan yeni bir yolculuğa da başlamıştı. Donizetti İlk saray orkestrasının kuruluşuna büyük emek vermişti, ve fakat sarayda onunla birlikte çalışan, İtalya’dan gerek hocalar gerekse enstrümanlar da getirilmiş ve Sarayda verilen ilk opera Donizetti’nin verdiği eğitimler sayesinde gerçekleşmişti.[1]

Mehteran dünyanın ilk ve en eski ordu bandosuydu. Barış zamanında mehter yeri denen yer çalan bando, seferde padişahın otağı önünde nevbet (nöbet) vururdu.
osmanlıda mehter takımı
17. yüzyılın sonunda ve 18. yüzyılda Topkapı Sarayı’nda Demirkapı denen yerde, ayrıca Eyüp sultan, Kasımpaşa, Galata, Tophane, Beşiktaş, Rumelihisarı, Yeniköy, Kavak, Beykoz, Anadoluhisarı, Üsküdar gibi İstanbul ‘un semtlerinde geceleri yatsı namazından sonra ve sabah namazından önce insanları uyandırmak için mehter görev alırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aida Operası Nasıl Doğdu?

Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Hidivi (valisi) İsmail Paşa
Süveyş Kanalı projesi Nil yoluyla Mısır’a hayat verecekti.

Aida Operası’nın yazılma süreci, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma dönemine rastlamaktadır. Bunu çok iyi gören özellikle batılı devletler, yeni topraklar, sömürgeler edinme peşinde koşup ganimetlerini çoğaltma arzusu ve aynı zamanda stratejik olarak birbirlerine olan üstünlüğü, yetkinliği, gücü göstermek adına; özellikle Mısır topraklarında ve Nil boylarında çok karışık, stratejik politikalar güttükleri bir dönemde, henüz Mısır toprakları Osmanlı egemenliği altındayken, Mısır’ı yönetmekle görevlendirilmiş Mısır Hidiv’i İsmail Paşa’da bu ilginin yoğunlaşmasın adına oldukça çaba sarf ediyor, bu devletlerle yakın temasa geçerek bölgede güdülen politikayı ateşliyordu. Zamanın en gözde sanatı olarak sivrilen opera sanatı tıplı Osmanlı padişahları gibi İsmail Paşa’nın da ilgisini çekiyordu. O nedenle olacak ki operaya ilgisi çok fazlaydı ve Mısır’ın kendi himayesinde yazdırılmış bir opera ile belki de bir anlamda kendini gösterme ve  duygusal açıdan da hayranlığını gösterme adına, 19. Yüzyılda İtalyan sanatçı Giuseppe Verdi’ye büyük paralar ödeyerek bir opera yazdırma konusunda büyük bir işe girişmişti.

 

 

Fransız eski Mısır uzmanı Augosto Mariette
İtalyan şair ve yazar Antonio Ghislanzoni
Giuseppe Verdi (10 Ekim 1813, La Roncole, İtalya – 27 Ocak 1901, Milano, İtalya), 19. yüzyıl İtalyan operası ekolünden gelen en ünlü İtalyan besteci.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Hidivi[2] İsmail Paşa,  Ocak 1871’de “Aida” operasını yazdırmak için Verdi’ye tam150.000 frank ödedi. Operayı, yazılmış senaryodan uyarlayarak Fransız eski Mızır uzmanı Augosto Mariette kaleme aldı. İtalyan şair ve yazar Antonio Ghislanzoni ise yazdı. Tüm bunlar için de sanatçılara oldukça yüksek meblağlar ödendi. Dört Perde ve yedi sahneden oluşan Aida Operası, değerini her geçen gün artıracak bir başyapıt olarak anılacağı bir yolculuğa doğru yol alıyordu. Bir gün bütün dünya bu operanın ününü duyacaktı…

Kahire Hidivlik Opera Evi

Şimdi şöyle bir tarihe yolculuk yapmak gerekirse, “Osmanlı İmparatorluğunun dağılma döneminde (1792-1922) II: Mahmut’un bir kadın hamamında tellak olarak çalışan “Besime” adlı bir çingene güzelinden doğma olan oğlu “Abdülaziz’in (1830-1876) Padişahlığı zamanında (1861-1876), Devletin Mısır Valisi Mehmet Sait Paşa’ya (1822-1863), 1856’da bir Fransız şirketine Akdeniz’in Süveyş Kıstağı üzerinden Kızıldeniz’e bağlayacak bir kanal açtırma imtiyazı vermişti. Bazılarına göre Aida Operası, 1860’da açılacağı düşünülen Süveyş Kanalı’nı kutlamak için Kahire’de kurulup aynı yıl açılan 850 kişilik Hidivlik Opera Evi’nde ilk kurulum prömiyerinde sahnelenmek üzere hazırlandığı yönündeydi. Suveyş Kanalı gibi önemli bir projenin hayata geçecek olması ve bundan dolayı da Mısır’a dikkatleri çekmek için her türlü yola başvuran Mısır Valisi İsmail Paşa, Hidivyal Opera Binasının açılışını da o güne kadar hiç seslendirilmemiş ve sahnelenmemiş, görkemli ve kendi şanına yaraşır özel bir eser ile yapmak istemesi normaldi. Çünkü o yıllarda İtalya’dan başlayıp Osmanlı padişahlarının da büyük ilgi odağı olan opera sanatının Mısır topraklarında da kendine yer bulma düşüncesi ve bu akıma uymak istemesi çok normaldi. Hidivyal Opera binasının tasarımını, Milano’daki La Scala Operasından esinlenerek İtalyan mimarlar Livorno’lu Pietro Avoscani (1816-1891) ve Roma’lı Mario Rossi tarafından yapıldı. Çoğunlukla ahşaptan olan Hidivyal Opera Binası 850 kişilik bir kapasiteyle altı ay gibi kısa bir zamanda inşa edildi.186 kişilik geniş bir kadrosu ve 60 kişilik orkestrasının yanı sıra, 66 kişilik bir korosu ile hemen çalışmalarına başladı. Hidiv İsmâil Paşa bu yapılanmaya bale sanatının da icra edilebilmesini ön gördüğünden bu ekibe 60 kişilik bir bale kadrosu da eklendi. Böylece Mısır’ın kendi topraklarında Fransız Grand Operası benzeri operaların sahnelenebileceği bir alt yapıya ve opera binasına sahip olmuş oldu.

Mısır Hidivi İsmail Paşa’yı biraz tanıyacak olursak, 1863’te amcası Sait Paşa ölünce, Mısır Hidivi olan İsmail Paşa, Mısır Osmanlı’ya bağlı olmasına rağmen Mısır’da bağımsız bir devlet kurma hevesine düştü. Tüm emellerini gerçekleştirmek için olmadık lüks hediyelerde bulunuyordu. Bunlardan biri de 1852’de “feyz-i Cihad” adıyla inşa edilmiş, bir İstanbul ziyaretinde Sultan Abdülaziz’e “Sultaniye” adıyla içindeki personelle birlikte hediye edilmiş yattı. Padişahı Mısır’a davetiyle davete iştirak eden padişahı muhteşem törenlerle karşılayarak kalbini fetih edip, sonrasında da birçok imtiyazları elinde toplayan Sait Paşa, her seferinde çok ileri gidecek ve Osmanlı Padişahının tasdikini dahi almadan Avrupa devlet başkanlarını da ülkeye davet ederek onlarla sıcak temaslarda bulunacaktı…

29 Temmuz 1870 Cuma günü, Guiseppe Verdi ile Hidivlik arasında bir kontrat imzalanmıştı. Kontratı Hidiv İsmâil Paşa adına Mariette Bey imzalamıştı. Kontrata göre, Verdi eseri bestelemenin yanısıra, Opera’nın kadrosunu belirleme ve Kahire’ye gitmek koşulu olmaksızın provaları gerçekleştirebilme hakkına da sahip olmuştu. Yine kontrata göre ilk prömiyer Kahire’de gerçekleştirilecek, bunu İtalya’da ikinci bir prömiyer takip edecekti. Operanın Mısır dışındaki tüm hakları da bestecisine, yani Guiseppe Verdi’ye bırakılmıştı. Kontratın imzalanmasından sonra Guiseppe Verdi, Camile du Locle’den Mariette’nin yazmış olduğu taslağı bir opera librettosu haline getirmesini istemiş, Camile du Locle’un hazırladığı kapsamlı Fransızca Libretto metni daha sonra Antonio Ghislanzoni tarafından hem İtalyanca’ya çevrilmiş hem de yeniden düzenlenmişti. Böylelikle Mariette’nin kısa hikayesi “La Fiancée du Nil”den çıkarak, Camile du Locle’un sabırlı gayretleri sayesinde “Aida” doğmuştu.

Mısır Hidivi İsmail Paşa, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumdan istifade ederek dış kredi yetkisine sahip oldu (1872), fakat İngiltere ve Fransa’ya büyük ölçüde borçlanmıştı. Almış olduğu borç paralarla ordu ve donanmasını kuvvetlendirdi. Oğlu kumandasında bir orduyu Habeşistan’a gönderdi. Eritre ve Uganda’da topraklar kazandı (1875). Mısır’ı mektepler, yollar, çeşmeler ve daha pek çok sosyal yapılarla zenginleştirdi. Ancak büyük askeri harcamalar yüzünden ülkenin ekonomik durumunun sarsılması üzerine, Süveyş Kanalının Mısır’a ait hisse senetlerini İngiltere’ye satmak zorunda kaldı. Bu durum İngiltere’nin Mısır’ın iç işlerine müdahale etmesine yol açtı. Bu sırada Osmanlı Devleti, Sultan Abdülaziz’in şehit edilmesinin ardından patlak veren  93 Rus Harbi nedeniyle Mısır meseleleri ile ilgilenilemedi. İngiliz ve Fransızlardan meydana gelen ortak bir heyet, Mısır maliyesini denetlemeye başladı. Süveyş kanalının görkemli açılışı için ayrıca Verdi’ye; konusu Osmanlı Devleti tarafından seçilen, Habeş-Sudan kralının kızının, esir düştüğü, Mısır’da vatanına ihanet etmesini, babasının ona ve evlendiği düşman komutanına birlikte diri diri gömülme cezasını verdiği, vatanseverlik üstüne kurgulanan operanın bestelenmesi için, Fransızlara da libretto ve kostüm için ciddi bedeller ödemişti.  Fonetik açılımı “Ayça/Ayşa” olan ve sonradan kullanımı “AİDA” olarak dillere yerleşen opera, Osmanlı bütçesinden ciddi bütçeler harcanarak yaptırılan Kahire Opera Binası da bir kere bile sahnelenemeden İngilizlere devredildi. İngilizler Aida Operasını 24 Aralık 1871’de Kahire’de Hidivlik Opera Evi”nde orkestra şefi Giovanna Bottesini yönetiminde sergiledi. Operanın ilk gösterimini halktan rastgele opera izleyicisine yapılmasını isteyen, buna rağmen ilk gösterim için tüm biletlerin davetiyeyle özel davetlilere satıldığını duşunca çok sinirlenen Verdi, bu durumu protesto etmek için gösteriye gitmedi. Tam bir yıl sonra Şubat 1872’de Milano’da La Scala Opera Evi’nde yapılan gösteri davetini kabul ederek, kendi eserini ilk defa izleyebildi.

Tarihi Aida Operası Türkiye’de İlk Defa Türk Operacıları Tarafından Aspendos Tiyatrosu’nda Sergilendi

Aida Operası TRT 2’de canlı yayımlandı.

 

 

 

 

 

 

Aida Operası, eski Mısır’da Firavunlar çağında Teb ve Menfis Kentlerinde geçmektedir. Mısır Firavunu Habeşistan ile savaş halindedir. Mısır ordusunun genç kumandanı Ramades , Habeş kralının kızı genç ve güzel Aida’ya âşıktır, ancak onun kimliğini bilmemektedir. Habeş kralı Amanasro, Teb kentine saldırınca Ramades komutasındaki Mısır ordusu karşı koymaya hazırlanır. Üzüntü içinde olan Aida gibi firavunun kızı Amneris de Ramades’e âşıktır ve ona zaferle dönmesi çağrısında bulunur. Eserin en çok bilinen ve sevilen bölümü olan “Zafer Korosu”nda (operanın 2. perdesi 2. sahnesinde), Teb kentinin surları dışındaki büyük yolda Firavun, kızı Amneris ve yanındaki esir Aida, saraylılar ve diğer esirler toplanır. Zafer kazanmış olan Mısır ordusu halk tarafından büyük coşkuyla zafer marşıyla karşılanırken Tanrı İsis, Mısır ve Firavun “Mısır’a ve onu koruyan İsis’e zafer” sözleriyle övülmektedir. Bu zafer sahnesi için Verdi, normal orkestra trompetinden daha uzun bir trompet kullanmış ve bu çalgıya “Aida trompetié” adı verilmiştir. Partisyonda ise toplamda altı trompet yer alır. Broadway- Newyork’ta bulunan Amerika’nın en ünlü opera organizasyonu olan  Metropolitan Opera Evi tarafından adeta profesyonel bir film setini andıran dekoru ve kostümleriyle 1989’daki gösteriminde izleyiciyi adeta büyülemiştir. Tüm zamanların baş yapıtı olarak bilinen “Aida operası” Türkiye’de ilk defa DEVLET Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 26. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali kapsamında ‘Aida’ operası 12 Eylül 2019’da Aspendos Tiyatrosu’nun büyülü atmosferinde sergilendi. Operanın tüm sanatçıları Türk olsa da opera, İtalyan Orkestra Şefi Fabrio Maria Carminati tarafından yönetildi. Relisörlüğünü Grisostomi Travaglını, Tarihi araştırma Ravivaddhana Monipong Sısowath’a ait. Antalya ve Ankara DOB orkestra ve koro sanatçılarının eşliğinde gerçekleştirilen operanın başrolünü oluşturan solist sanatçılar ise “Aida”yı soprano sanatçı Anna Nechaeva, “Radames”i tenor Murat Karahan, “Amneris”i Anastasia Boldyreva seslendirecek. 13 Eylül Cuma günü yapılan ikinci temsilde ‘Aida’yı, bu sefer Franceska Tiburzi, ‘Radames’i Efe Kışlalı, ‘Amneris’ rolünü yine ünlü soprano Anastasia Boldyreva seslendirdi.

Antalya Aspendos Antik Kenti Aspendos Antik Tiyatrosu

Son günlerde çok konuşulan ve sanat camiası tarafından da üstünde oldukça yorumlar yapılan Aida Oprerasının sahnelenmesi, sahnelenmesinde Devlet Opera ve Balesi’nin Genel Müdürü Murat Karahan’ın rolü ve konuyla ilgili görüşleri bir sonraki yazımda sizlerle paylaşmak üzere…

 

 

 

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* http://lcivelekoglu.blogspot.com/2015/12/144-yil-once-bugun-guiseppe-verdinin.html

* https://www.neoldu.com/osmanlida-mehter-1234h.htm 

[1][1] ERTEKİN, Sibel, Başken Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Müzik ve sahne sanatları Anabilim Dalı, Müzik Bilimi Yüksek Lisans programı, “Türk Operası’nın Gelişim Süreci”, Yüksek Lisans Tezi, http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/bitstream/handle/11727/1544/00207.pdf?sequence=3&isAllowed=y

[2] Hidiv: Kavalalılara mensup Mısır valilerine babadan oğula geçmek üzere 1867’de verilen resmi unvan. Hidiv; Arapça’da büyük vezir, baş vezir, hâkim demektir.