Anadolu – Küçük Asya – Alanya

Alanya Panaroma

Alanya Kızılkule

 

Küçük Asya Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’in arasında kalan yarımadayı tanımlıyorken, Cumhuriyetle birlikte, Birinci Türk Coğrafya Kongresinde Türkiye’nin Asya kıtasında kalan kısmı da aynı coğrafik terime dâhil edilmiştir. Anadolu, Asya ve Avrupa’nın birleşim noktasındaki stratejik konumu ile tarih öncesi çağlardan beri birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Yeryüzünün en eski Cilalı Taş Devri yerleşkelerinin bazıları bu topraklarda kurulurken; Sümer, Asur, Hitit, Yunan, Lidya, Kelt, Pers, Roma, Doğu Roma (Bizans), Anadolu Selçuklular, Moğol İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve son olarak Cumhuriyet dönemi gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, coğrafyasında onlarca dil ve lehçeyi barındırmıştır.[1] Bu medeniyetler bu topraklar üstünde hüküm sürdükçe her birinin tarih öncesine dayanan izlerini ve o izlerin ihtivasını bugünün değerleri ve koşullarında anlatabilmek için o dönemlere ait kaynaklara sahip olmak gerekir. Alanya’da yaşamın ilk ne zaman başladığına dair kaynaklara rastladığımızda karşımız ilk çıkan Antik Pamphylia (Pamfilya) bölgesidir. Eski Yunanca’da pamphylia (παμφυλία) çok anlamına gelen “pan” ile soy, ırk, cins anlamı taşıyan “phyle” ile bölgeye uygun düşen bir sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur.[2] MÖ 484-425 yılları arasında yaşamış olan ve tarihin babası olarak bilinen Heredot’un, Heredot Tarihi adlı eserinde Pamphylia’lıların Troia Savaşından sonra Ege kıyılarından ayrılan karışık bir grubun buraya yerleştiğinden bahseder. Charles Texier[3] asılları Trakyalı olan bu ırkın Solyme-ler, Termiles-ler, Lasyon-lar ve Myliem-lerden oluştuğunu, dört lisan konuşan bu ırk için Torosların yüksek vadilerinin iyi bir korunak olduğunu yazmaktadır. Yunanistan’da Aka uygarlığı ardının sonunu getiren Dor istilaları daha sonra Hitit uygarlığının da sonunu getirmiştir. Dorların bir kolu olduğu sanılan ve Antalya bölgesinde birçok bağımsız kent devletinin ortaya çıkmasına vesile olan bu birlikteliğin kültürel yapısı belirli bir uygarlığın olduğunu söylemek zordur. Kültür buraya yerleşenlerle geçmişte var olanların Helen kültürüyle karışması sonucu bölgeye egemen olmuş, başka bir anlayışla ortaya çıkmıştır. Katran ağacının kolay işlenebilmesinden yararlanarak tekne iskeletini çivisiz geçme yöntemi ile yapan Likyalıların bu tekniği bugün dahi kullanıldığı gibi yine gömüt yapma teknikleri tahıl ambarlarında sürmekte, ahşap çatkı ev yağımı yöntemlerinden izler hâlâ yaşamaktadır. Antik çağlarda Antalya kıyı kentlerini deniz yoluyla gezebilme imkânı olsaydı, balık kılçığı gibi kıyılara dizilmiş onlarca tekne iskeleti üzerinde çalışan Fenikelilere rastlamak mümkün olacaktı. Zira “Fenikeliler MÖ 3000’lerde Suriye ve bugünkü Lübnan kıyılarına yerleşerek Akdeniz civarında birçok koloni kurmuş, Orta Doğu’dan Akdeniz kıyılarına kadar yayılan ve gelişmiş gemiler kullanan bir toplumdu. Aynı şekilde Lübnan dağlarının eteklerinde de yüzyıllık ulu sedir ağaçları yetişiyordu. Maden filizlerinin eritilmesiyle elde edilen keskin baltalar bu büyük ağaçların gövdesini yontarlar, ağaç gövdesinden kesilen uzunca bir kiriş gerilen ipe göre tesviye edildikten sonra kirişe, kaburga geçirir gibi tahtalar yerleştirilirdi. Kaburgaları bağlamak için üste güverte döşenir, geminin arka kısmına balık kuyruğu, burun kısmına da kuşbaşı şeklinde yapılırdı.”[4]  Diğer bir düşünceye göre Fırat ve Dicle nehirleriyle zenginleşen Mezopotamya ve Nil sayesinde hayat kazanan Mısır, tarımın ve şehirleşmenin ilk hayat bulduğu yerdir. Denizde seyreden gemi şeklindeki ilk aracın MÖ 3000’li yıllarda Mısırlılar tarafından yapıldığı söylenir. İlk deniz yolu araçlarının Çin’de rastlanıldığını ve Asya’nın güneydoğu sahillerinin ya da Pasifik kıyılarının ilk denizciliğin başladığını savunanlar da yok değildir. Nil; Dicle ve Fırat nehirlerinde karadan çekilen saz veya bambudan yapılan salların su üzerinde sırıklarla hareket ettirilirken zamanla daha uzakları hayal edenlerin kütükten oyma küreklerle akarsulardan denizlere ulaşımı sağladığı, denizlere ulaşabilenlerin ise denizcilik tarihi için en büyük aşama olan papürüs elyafından elde ettikleri kumaşla yelken icatları sayesinde etap etap gelişerek günümüzde son şeklini aldığı böylece hem denizciliğin hem de denizlerde balıkçılık yapma imkânına sahip olunduğu savunulmaktadır…[5]

Fenike parası

 

Fenike Gemisi

Pamfilya’da çağın en büyük uygarlıklarından biri yaratılmış, özellikle kıyı kentlerindeki ticaretin gelişmesi ile birlikte ekonomik yaşamda kalite artmış, bu gelişim; felsefi, tarih, matematik, coğrafya, sanat gibi alanlarda pek çok ünlü kişilerin de yetişmesine vesile olmuştur.

Pamfilya bölgesini tarif edecek olursak; kuzeyde Toros dağları ile batıda Rodos arasındaki karşısına rastlayan kısım, bu çok ırklı kavmin yaşadığı yer olarak bilinir. Yani son sınırı Strabon’un Coğrafya’sında Latince gök anlamına gelen “Caseium”, karga anlamına gelen “Corax”  yani “Gökkarga” söyleniş biçimi ile Roma Döneminde “Coracesium” (Korakesyon) adıyla, Bizanslıların eline geçmesinden sonra ise “Güzeldağ” anlamına gelen Colonoros (Kolonoros) adıyla anılan günümüz Alanyasına kadar olan bölgedir. “Korekesium adından ilk kez bahseden ise MÖ 4. yüzyıl antik coğrafyacılarından Scylax’dır.”[6] Arap kaynaklarında, 932 yılında doğduğu söylenen ve 1057 yılında vefat eden Bağdat doğumlu Şafiî mezhebi fıkıh, Arab bibliyografya bilgini ve şairi Ebü’l-Ferec Dârimî’ künyesi ile tanınan İbnünnedim, Colonoros’un daha eskiden “Adrianus” adını taşıdığını kaydeder.[7] Selçuk kaynaklarında Alaiye’nin eski adı Kolonoros ve Kandelor Adlarının her ikisi de kayıtlıdır.[8] Yine Selçuklular döneminde “Kentalar” adı ile bilinen Alanya, Yazıcızade Ali’nin Tevarih-i Al-i Selçuki’sinde Alanya’dan “Kaloboras” olarak söz edilmektedir. Kendeloros, Skandeleros, Kandelor (Topkapı Sarayı Villadestes Haritası) ve Kandebor; kentin çeşitli kaynaklarda geçen isimleri olmakla birlikte bu isim farklılıklarının Yunan, Bizans, Latin yazım farklılıklarından kaynaklandığı söylenebilir. Kent 1221’de Türklerin eline geçtikten sonra Sultan Alaaddin’in adından dolayı “Alaaddin’in şehri” anlamına gelen Alâiye adını almıştır.[9]

Tarihte Pamfilya ve Klikya arasındaki çizgide yer alan Alanya pek çok medeniyetin izlerini halen taşımaktadır. Adana’nın tarihteki adı Kilikya’dır. Latince “Cilicia”, Yunanca “Kilikia” diye tarihi kayıtlara geçen Kilikyalıların kök itibarı ile Fenikeli oldukları söylenir. Zaten Heredot da Kilikya adının Fenike Kralı Agenor’un oğlu Cilix (Kilik)’den geldiğini söylemektedir.[10] Coğrafik konumu nedeniyle bölgelere göre dağlık Kilikya[11] ve düzlük Kilikya olmak üzere adlandırılan bu antik Roma eyaleti sınırları, Alanya’dan Anamur Körfezine kadar uzanmaktadır.[12] “Fenikeliler, Kilikya olarak anılan bu bölgede yaşarken batıda sınır komşuları olan Pamfilyalılarla yakın komşuluk yapmış, Kıbrıs ve Karya’yı ise sömürgeleri arasına almışlardır”.[13] Bununla birlikte Troia Savaşından kaçıp Pamphylia bölgesini oluşturan halkların bir bölümünün Kilikya bölgesine de yerleştiği muhtemeldir ve öyle sanırım, iyi komşuluk ilişkileri bu bağdan kaynaklanmaktadır. “Roma Kilikyası, keçi kılından yapılan ve çadır imalatında kullanılan Cilicium adlı bir kumaş ihraç etmiştir.”[14] gibi bir bilginin verilmesi bizlere, bu coğrafyaya yakışan en verimli hayvanlardan olan keçinin ana yurdunun burası olduğunu kanıtlamaktadır. Romalıların yine o tarihlerde keçi kılından çadır üretmeleri ise bizim için miladi bir anekdottur. Pamfilya’nın sınırları zaman içinde siyasi yapıya göre kısalıp genişlediğinden bir ara Lidyalıların hâkimiyeti altına girmiştir.

Kısaca, Anadolu ilkçağ uygarlıklarının beşiği ise Antalya’da il sınırları içerisinde bulunan 100’e yakın kent kalıntısı ile bu beşiği oluşturan önemli bir bölge olmuştur. “Anadolu’daki ilk insan olan Homo Sapiens ve Homo Neanderthalis’in izleri bulunmuştur. Bu da yörenin elli bin yıllık bir uygarlık geçmişi olduğunu göstermektedir.[15] Bölgedeki görkemli tarihi eserleri anlatmakla bitmez ve Lidyalıların ve Perslerin egemen olduğu dönemlerin ardından Helenistik Dönem gelmiş, bu dönem de Roma ve Bizans egemenliği dönemi”[16] sonrasında Anadolu Selçuklu dönemi başlamıştır. Bu tarihi süreçte Alanya’dan payına düşen en iyi gelişme Selçuklularının kışlası olmasıdır…

İÖ (546-336) Pamfilya Lidya hükümdarı Kraisos (Krezüs) zamanında Lidyalıların egemenliği altındaydı ve Krezüs Kilikyayı ele geçirdiğinde Pamfilya’da teslim olmuştu. Antik dönemin en ilginç devletlerinden olan Likya bugün Antalya ile Muğla arasında hüküm sürmüştür. Side ve Perge, Hıristiyanlığın Anadolu’daki merkezidir.

 

Silvan GÜNEŞ
Folklor Araştırmacısı & Biyografi Yazarı

[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu, 16.07.2014, 12:17

[2] Yurt Ansiklopedisi, Türkiye, İl İl: Dünü, Bugünü, Yarını, Anadolu Yayıncılık, Cilt:2, s. 766

[3] 1802-1871 yılları arasında yaşamış olan ünlü Fransız tarihçi ve arkeolog Charles Texier; Sultan II. Mahmut döneminde Fransız hükümeti tarafından Anadolu’ya araştırma yapmak üzere 1833 ve 1843 yılları arasında gelmiş, yıllarca süren seyahatleri sonucunda “Küçük Asya” adlı eseriyle, Anadolu’daki tarih, coğrafya, arkeoloji ve kültür adına çok değerli bir kaynak oluşturmuştur.

[4] TOK, Gökhan, TÜBİTAK Bilim ve Teknik, Şubat 2011, s. 90-94

[5] (Türk Denizcilik sektörünün tarihçedi), www.kitapara.com/tu rk -denizcilik -sektorunun-tarihcesi.html)

[6] Dünden Bu Güne Antalya, Altıncı Bölüm Alanya, s, 256

[7] İbn Bibi: El-Evâmirü’l Alâ’iye fı’l-UmûRİ’L-ALâ’iyye SELÇKNÂME II, Tercüme, Çeviren: Mürsel ÖZTÜR, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014, s.264

[8] Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 335, n. 17)

[9] Yurt Ansiklopedisi, Türkiye, İl İl: Dünü, Bugünü, Yarını, Anadolu Yayıncılık, Cilt:2, s. 791

[10] age

[11] Tracheotis’in Kilikya’sı olarak bilinen dağlık Kilikya Alanya’dan itibaren başlar, Zirai’nin Kilikya’sı olarak bilinir Düzlük Kilikya ise Adana ve Tarsus’u da içine alarak doğu sınırını oluşturur.  / “Kilikya Coğrafi karakteri nedeniyle iki farklı bölgeyi içine almaktadır. Kilikyanın doğusu “Ovalık Kilikya (Kilikya Pedias), batısı ise “Dağlık Kilikya (Kilikya Tracheiç”dır. Kilikya sözcüğüne ilk kez M.Ö. 16.yy. Hitit metinlerinde “Chalaka “ olarak rastlanmaktadır. M.Ö. 15.yy Mısır ve Assur kaynaklarında Ovalık Kilikya “Qedi “ ve “Que” Dağlık Kilikya ise “Clalaka” olarak geçmektedir. Dağlık Kilikya Toros Dağlarının denize kadar sokularak sarp derin uçurumların oluşturduğu bir bölge olup geniş düzlüklerden ve liman olabilecek büyük koylardan yoksundur. Bu da şehirlerin gelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Dağlık Kilikya kentleri arasında`; Coracesion (Alanya), Laertes (Gözüküçüklü), Syedra (Seki), İotape (Uğrak), ve Hamaxia (Elikesik)’yı sayabiliriz.” http://www.antalyakulturturizm.gov.tr/TR,67767/tarihi.html / 20.08.2014, saat: 20:26

[12] İbrahim Hakkı Konyalı, Alanya, Tarihi, Turistik Kılavuz, Alanya Ticaret ve Sanayi Odası, Özhür Ofset, 2011, s. 16

[13] Charles Texier, Küçük Asya, Cilt:3, s. 247

[14] http://tr.wikipedia.org/wiki/Kilikya_(Roma_eyaleti), 16.07.2014, 16: 05

[15] “Karain Mağarasında kırk bin yıllık bir geçmişi olan Homo Sapient’e ait izler vardır. Ayrıca bir azı dişi bulunmuştur. İÖ 2000 dolayında Anadolu’nun en büyük uygarlığını yaratmış olan Hitit ülkesi Antalya’yı da kapsamaktadır.” Yurt Ansiklopedisi, age, s. 841, / Prof. Dr. Kılınç Kökten 1957 yılında Alanya’ya 12 km uzaklıkta yer alan Kadı İni Mağarasında yaptığı araştırmada elde ettiği bulguların (MÖ 20.000,-17.000) dönemlere ait olduğunu saptamıştır.

[16] Yurt Ansiklopedisi, s. 841