Anavvaura/Onobara Antik Kenti – Likya Uygarlığı

Onobora Antik Kenti Antalya’nın Konyaaltı sınırları içerisinde kalan bir bölgededir. Halk arasında Asarlık Tepesi olarak bilinen ve Çakırlar mahallesinin güneybatı bölgesinde, Hisarcık yöresinde yer alan antik kent, Deveboynu Tepesinin güneydoğu ucundaki sırttadır. 1892 yılında ilk defa Rudolf Heberdey ve Ernst Kalinka tarafından keşfedilen Antik kent hakkında çok az bir bilgi mevcuttur.

Fethiye Kalkan arasında Xanthos vadisinin güneybatı ucunda bugünkü Ovagelemiş Köyünde yer alan, Hititçe’de “Patar”, Likya dilinde “Pttara” olarak anılan Patara Antik Kenti, yapılan kazılar sonucu ele geçen kesinleşmiş somut verilere göre M.Ö. 8. yüzyılda var olduğu ve İskender’in kuşattığı kentler arasında yer aldığı bilinmektedir. Klaudius Dönemi’nde (İ.S. 41-54) Patara Antik Kentinde bulunan, İ.S. 46 yılına tarihlenen ve  “Stadiasmus Patarensis” adı verilen “Likya Yol Güzergâhı Anıtı”nda, şehrin adının “Onobara” olarak yer alması, kent hakkında elde edilen en erken arkeolojik veridir. Söz konusu anıtta, Trebenna’dan  Onobara’ya gelen yolun denize ulaştığı anlatılmaktadır. Bilim adamları bu bilgiye dayanarak Onobara’nın Sarısu ağzında bir iskeleye sahip olduğu düşünmektedirler. “Karabel kalıntılarının Lokalize edilen ve Termessos teritoryumunda olduğu anlaşılan Typallia’dan Trebenna’ya, Trebenna’dan da Attaleia’ya yol verilmiştir. Trebenna’dan çıkan bir başka yol Onobara’ya ve oradan da denize sevk edilmiştir. Bu durumda Trebenna, Klaudius Dönemi’nde yapılan bir düzenlemeye göre yol şebekesinin doğu-kuzeydoğuda ulaştığı en son nokta olmaktadır.”[1]

Kentin adı Luwi orijinalinde “Anavvaura” yani “Büyük Yamaç” anlamındadır.  Hemen yakınında bulunan Trebenna Antik Kenti’ne bağlı bir kale kent özelliğine sahip olan kent, Trebenna’nın karşılaşacağı düşman saldırısına karşı ön karakol şeklinde inşa edilmiştir. Onabora Antik Kenti konum itibariyle Trebenna’dan daha aşağıda ve bir ön karakol görevini görmekteydi. Demek ki düşman saldırısında karşı konulamayacak bir duruma gelindiğinde askerler daha yukarıda ve akropol kent konumundaki son müdafaa merkezi olan Trebenna Antik Kenti’ne geri çekilme planlanarak konum itibariyle stratejik bir düşünceyle yapılmıştı. Deveboynu Tepe’sinin  batı ucunda görünen 2.00-2.50 m. kalınlığındaki sur duvarları, doğu yönünde 50 m. arayla iki kule ile desteklenerek kent merkezine yönelmekteydi. Roma ve Bizans dönemlerine ait olan yerleşim merkezindeki kalıntıların yapı malzemelerinin neredeyse tamamı Roma dönemine aitken, yapılar son halleriyle Bizans yapımıdır. Devşirme malzeme ile yapılan üç odalı Bizans yapısı dikkat çekicidir. Bizans yapısının güneyinde, doğu-batı doğrultusunda konumlanmış üç ayrı mekân daha vardır. Bizans dönemine ilişkin en önemli yapı ise iyi korunmuş küçük bir kilisedir.

Trebenna’nın hemen güneyindeki Gedeller mevkiinde lokalize edilen Onobara’nın Constitutio Antoniana (İ.S. 212) ve sonrası dönemlere ait bazı mezar yazıtlarında[2] belirtilen ethnikon[3] tanımlamalarından anlaşıldığına göre, Onobara, Trebenna’ya bağlanmıştır.[4] Yerleşimde ele geçen yazıtlardan Onobara’nın Trebenna ile sympoliteia (siyasi birlik) halinde bulunduğu, dolayısıyla da Trebenna teritoryumunda[5] kalan bir demos[6] olduğu kabul edilmektedir. Mezar cezalarının Trebenna’ya ödenmesi de bunu doğrulamaktadır.[7] Hurma yakınlarında bir lahit üzerinde bulunan İ.Ö. 1. yüzyıla ait bir yazıtta; esere verilen zararın ceza tahsili için Attaleia yetkili kılınmıştır. Bu durumsa Hurma, Attaleis’ya ait olmak üzere Trebenna/Onobara egemenlik alanı arasında bir sınır teşkil etmektedir.[8] Onobora, bugünkü Deveboynu merkezli ve Gedeller etrafında yayılan, batıda Hurma’ya kadar uzayan kalıntıların (Hurma hariç) tamamını içermektedir.[9]

Çevredeki tarımsal potansiyeliyle TrebennaAnti Kenti’nin ormancılıkla ve tarımla geçindiği gibi üzüm ve zeytinyağı üretimine ilişkin önemli verilere rastlanmıştır. Aynı şekilde Onobora’da büyük bir tarım yerleşkesi olarak ve Stadiasmus Patarensis’e göre denize kolayca açılabilen konumuyla oldukça önemli bir işlevselliğe sahiptir. Trebenne’yı Onobora’ya bağlayan antik yol güzergâhında basamaklı, örgülü, zigzag ve cep teraslar yapılarak tarım yapılmıştır. Özellikle zeytin ağaçları için cep şeklinde yarım ay, dairesel teraslara rastlanmıştır.

Gökdere Vadisi boyunca görülen kalıntıların arasından akan Sarısu, Antalya limanının hemen batısında (bugünkü denizatı tesisleri) civarlarda denize dökülmekte ve ağzı genişlemektedir. Antik dönemde su miktarının daha fazla olduğu düşünülürse, bu nehrin ağzında gemilerin yaklaşabileceği bir tesis kurulmuş olması güçlü bir olasılıktır.[10] Çünkü bu Onobara’nın gerek coğrafi konumu, gerekse Stadiasmus Patarensis’te denize verilen yolu açıklayabilmek için beklenen bir sonuçtur. Böylelikle kentin güneyindeki egemenlik alanı Sarısu ağzı civarı ve Deveboynu ile sınırlanmaktadır. Özsait ve Çelik, erken dönemde Termessos’un da bu sahilden denize açılmış olduğu ve bölge egemenliğini pekiştirdiği görüşündedirler.[11] Buradaki diğer sınır mihengi ise, Deveboynu’nun 2. Km. kuzeyinde Antalya’nın 17. km. güneybatısındaki Kızılcapınar mevkiinde bulunan, üzerinde mezar ceza tahsili için Trebenna’nın belirlediği bir lahittir.[12] Bununla beraber Gedeller’in 7. km. kuzeyinde Kocaköy mevkiinde ele geçen mezar yazıtında Hermaios ismindeki mezar sahibinin Phaselis’li olması, fakat “Teredos Kenti’nden” tanımlamasıyla gösterilmesi, Phaselis-Tenedos arasındaki bir sympoliteiaya (anlaşma) işaret etmektedir.[13]

 

DEFİNECİLER TARAFINDAN TALAN EDİLEN BİR KENT ONOBARA ANTİK KENTİNİN SON HALİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şehre ve yerleşim yerlerinde yakınlığı nedeniyle sürekli uğrak yeri olmasının yarı sıra ne yazık ki definecilerin de sıkça ziyaret edip talan etmesiyle ün salmış, yakın bir zamanda yapılan talanda ise taş üstüne taş koymayan defineciler, antik kent hakkında gösterilebilecek tek bir duvar dahi bırakmamışlardır. O nedenle bu yazı, nice Onobara gibi sahipsiz kalmış ve bugün tarihe ve müzeciliğe değer veren başka ülkelerin elinde bizim sahip olduğumuz değerler olsaydı, kimbilir bu canım insanlık miraslarını nasıl koruma altına alıp, üstünden de reklamlarını yaparak ülkelerine ne şekilde yapacakları hizmetlerle para kazanabileceklerine dikkat çekmek amacıyla kaleme alınmıştır. Evet, ne yazık ki Onobara Antik Kenti ülkemizdeki defineciliğin geldiği son noktadır. Ve bizler gerek okullarda çocuklarımıza tarih bilincini aşılamadıkça gerekse özellikle bu tür ören yerlere yakın yerleşim yerlerindeki insanlarımıza tarih bilincini anlatmadıkça, ne yazık ki elimizdeki pek çok değeri kaybedeceğimiz gibi, gelen turistlere de insanlığa da bir şey bırakamayacağız.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

http://www.mediterra.org/wp-content/uploads/CDR_Jun2018_675to700.pdf

http://www.antalyamuzesi.gov.tr/TR-215968/onobara.html

Fotoğraflar; https://odatv.com/bu-rezaletin-sorumlusu-kim-1601181200.html

 

[1] Çevik 2002, 133 vdd: Şahin – Adak 2005, Güzergahlar 45-48.

[2] Anti 1923, no. 5, 9: Viale 1929, no. 32; Heberdey – Kalinka 1897, no. 47.

[3] Ethnikon: Bir sikkenin üzerinde, sikkeyi basmış olan halkın ismini belirten yazıya ethnikon denmektedir.

[4] Ruge 1937, 484 vd; Jones 1971, 107, Zgusta 1984, 439, § 936, bkz. Onobara; İplikçioğlu 1999, 314.

[5] Teritoryum: 1) Ülke toprakları, 2) Hayvanların yaşamaları için gerekli her şeye sahip oldukları bölgelere denir. Bazen benzeri hayvana tahammül edemeyen çiftleştikten sonra revirden dişiyi hatta büyüyen yavruları kovan türler vardır.

[6] Demos: (1) Antik çağda, bir şehir devletinin oy hakkı olan halkı.

(2) Yunan uygarlığında, kent devleti (polis) dışında kalan taşra bölgesi ya da köy.

Demos terimi Latincedeki pleb gibi, sıradan halkı belirtmek için de kullanılırdı. Kleisthenes’in Atina’da gerçekleştirdiği demokratik reformla, Attika da ki demoslara özel yönetimde ve devlet yönetiminde yer verilmeye başladı. Böylece on sekiz yaşını geçmiş bütün erkekler yerel demoslara kaydolma yoluyla yurttaşlık statüsü ve hakları elde ettiler. Attikadaki demoslar kendi kolluk kuvvetleri, arazileri, kültürleri ve memurları olan yerel birimler biçiminde örgütlenmişti. Demosa ilişkin sorunlar bütün üyelerin katıldığı toplantılarda görüşülür ve mülkiyet kayıtlan vergilendirme amacıyla düzenli bir biçimde tutulurdu. Atina’daki boulenin üyeleri (bouletai) her demostan nüfusuyla orantılı olarak seçilirdi. Demosların büyüklükleri birbirinden oldukça farklıydı. M.Ö. 5. yüzyılda yaklaşık 150 olan demos sayısı 170’in üstüne çıktı. Ortalama bir demos, boulede üç üyeyle temsil edilir, bu sayı en büyük demos için 22’e kadar çıkabilirdi.

[7] Anti 1923, 747, nr. 7.

[8] Çevik Hurma kalıntılarının Onobora arazisinde bulunabileceğini hatalı olarak öne sürmüştür. Çevik 1995, 47 vdd.

[9] Araştırma ekibi tarafından yayına hazırlanmaktadır.

[10] Tüner 2002, 65 vd.

[11] Özsait 1985, 77; Çelik 1994, 99 vdd.

[12] İplikçioğlu 2002.

[13] Çelgin 2002a, 439 dn. 17 Res.10.