Colybrassus/Kolybrassus Antik Kenti / Aya Sofya – Pamfilya – Alanya

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Antalya’nın Alanya İlçesi’nde Bayır Köyü sınırları içerisinde, Toros dağlarına kurulmuş antik bir kenttir. Alanya’nın yaklaşık 14 km batısında yer alan Konaklı’dan kuzeye yönelip, 30 km kadar yol aldıktan sonra Güzelbağ’a varılır ve oradan öyle de Pamfilya’nın doğusunda Kilikya’nın batısında yer alan Colybrassus Antik Kentine ulaşabiliriz. Kentte yapılan yüzey çalışmalarında, kalıntıların Helenistik döneme ait olduğu söylense de daha eski dönemlere ait bir yerleşim yeri olup olmadığına dair bir araştırma yapılmamıştır. Yapılan yüzey çalışmalarından elde edilen verilerde kentteki yaşamın Orta Çağ’a kadar devam ettiği saptanmıştır. Antik kentte oldukça iyi işlenmiş İon tarzı köşe başlıklı tapınak kentin tarihini belirlemede önemli unsurlardan olmuştur. Kentin güneybatısında bulunan nekropol alanında üstünde Latin harflerle bezenmiş pek çok lahit, on sekiz basamakla ulaşılan, giriş kısmı basık kemerli şekilde yontularak içi Medusa başlı ve kemerin her iki yanında kartal motifleri olan anıtsal görünümlü tapınak biçimli kaya mezar, belgelenmesi gereken onlarca eserlerdendir. Antik kentte ayrıca tapınak, kuleli kent duvarları, sarnıç, odeon, evler, eksedra[1], kapı ve sur kalıntıları vardır. Çevreye dağılmış durumdaki çok sayıda yazıt, kent tarihine ilişkin önemli bilgiler içermekle birlikte, bu yazıtlarda henüz ne yazdığına dair bir çalışmanın yapılmaması üzücüdür.

2014 yılları benim Alanya’nın pek çok köy ve yaylalarında yaptığım alan araştırmalarıyla geçti. Bayır Köy’de yeni hazırlamakta olduğum Alanya’nın tarih, sosyo-kültürel ve halkbilimi içerikli yeni kitap çalışmamda yer alması gereken önemli verilerin olduğu bir bölgeydi. Arkadaşım, Konaklı Beldesi’nin yeni açılan Kongre Merkezi Müdürü Mehmet Şahin Bayır Köylü olduğu için, bölgeyi tanımamda ve görüşeceğim kimselerle tanışmada bana rehberlik etmesini istedim. Kendisi de kırmadı ve görüşeceğim kimselerle randevu aldıktan sonra 28 Mayıs 2014’de Bayır Köyü’nün yolunu tuttuk. Bayır Köyü’nün eski Muhtarı olan ve bugün aramızda olmayan merhum, Hatıplar sülalesinden Hatıp Ahmet Şirin’le ve Orman Bölge Müdürlüğü’nün şoförlerinden Çoban Dal Ahmet lakaplı tanınan Ahmet Bey ile tanıştık. Torosların o bol oksijeninde ve yakıcı güneşinin altında Colybrassus Antik Kenti’ne ancak belli bir mesafeden sonra yürüyerek devam etmek zorunda kalmıştık.

Silvan Güneş – Ahmet Şirin – Çoban Dal Ahmet – Mehmet Şahin (28 Mayıs 2014)
Definecilerin mayınla patlattıkları kaya mezarı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Antik kente vardığımızda gördük ki ne yazık ki bizim bu ziyaretimizden bir birkaç gün kadar önce tarih ve insanlık düşmanı biri veya birileri tarafından Colybrassus Antik Kenti’ne kepçeyle girilmiş, belli yerleri kazılmış, daha sonra anıtsal görünümlü, Medusa başlı tapınağa dinamit döşenerek patlatılmıştı. Tapınağın altında yer aldığı söylenen Medusa başı parçalanmış ve iki yanında yer alan kartal kabartmalarının olduğu kemerli yapı yere düşmüştü. Belli ki define arayan bu kimseler, eski insanların bu taşın içinde değerli bir şey yerleştirdiklerini sanmışlardı. Yani cahillik insanın kendisine değil, diğerleri için bir başa bela, cahilliğin de cahilliği, verdiği hasarlarla telafi edilemez bir insanlık dersiydi. İşte böyle bir görüntüyle karşılaşınca ben ve ekibimde yer alan arkadaşlarla birlikte bir durum değerlendirmesi yaptık, fakat en güzel sözü merhum Ahmet Şirin söyledi. “Bakınız bu tarihi kentler ve bizden önce yaşamış insanların kurdukları bu şehirler, yıllardır korunarak günümüz tarihlerine kadar, başlarına hiçbir şey gelmeden gelebildi. Köylü hiçbir zaman bu tarihin bir taşına dahi zarar vermedi, ona zarar vermeyi aklından dahi geçirmedi. Köylü denilince çağımızın bugünkü okumuş insanları bizlere ‘cahil’ der, oysa okuma-yazma oranı artıkça, insanların daha medeni, çağdaş, eğitimli olması gerekiyordu öyle değil mi? Bakınız bu antik kente yapılanlar asla bir köylünün işi değildir. Bizler tarihe, kültüre, geçmişin hatıralarına saygılı insanlarız. Şimdiye kadar bu tarihi koruyarak bu günlere getirmemiz de bunun bir kanıtıdır. Bunu yapanlar kesinlikle köylü değildir. Köylü doğaya saygılı ve onun koruyucusu olduğu kadar bu kentleri de her şeyi koruduğu gibi bugünlere kadar korumuş, gereken saygıyı göstermiştir. Bugünün okumuş yazmış insanı bugün bu tarihi değerler üstünde gereken araştırmaları yapıp, bu tarihi ayağa kaldırmalıyken, onlar ne yazık ki gereken saygıyı göstermiştir. Bunu yapanlar bu çağın görmüş geçirmiş, eli kalem tutan kimseleridir…” dediğinde kendisine söyleyecek laf bulamadım. Atatürk Cumhuriyeti’ni çok iyi anlamış Bayındır Köyü’nün eski muhtarı merhum Hatıp Ahmet Şirin, orada hepimizin bilmesi ve anlaması gereken Atamızın “Köylü Milletin Efendisidir.” sözüne örnek göstereceğim gerçek bir Beyefendi olarak, tarih karşısında takınmamız gereken örnek duruşu sergilemiştir. Son zamanlarda definecilerin hedefi haline gelen tarihi kentlerimiz telafi edilemez büyük tahriplere ve beraberinde belgelerin yok olması ile birlikte kentlerin tarihine ışık tutacak verilerin de yok olmasına sebebiyet vermişlerdir. Oysaki en büyük define, bu antik kentlerimizin bizatihi kendisidir. Bir ülkenin tarihi zenginlikleri o bölgedeki pek çok iş kolundaki insanı besler. Özellikle de turizm açısından tarihi yerler bölgeyi büyük bir cazibe merkezi haline getireceği gibi, her türlü sektör kendi iş koluyla ilgili üretimleri bu kentlerden alacağı verileri kullanarak kazancına kazanç katabilir. O nedenle tarih bilinci yediden yetmişe her kesime çok iyi anlatılmalı ve mutlaka turizm kaynakları içerisinde hak ettiği yeri almalıdır.

Anıt Mezarın sadece sağ üst köşesinde kartal kabartması görülüyor. (ft: 28 Mayıs 2014)
Parçalanan sal taraftaki kartal kabartması
Kartal kabartması detay.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Colybrassus Antik Kenti’ndeki Medusa başlı kaya mezarın başında Bayındır eski muhtarı merhum Hatıp Ahmet Şirin, Mehmet Şahin ve Çoban Dal Ahmet uzun uzun antik kente yapılan bu zulmün içimizde bıraktığı acıyı, öfkeyi ve isyanı dillendiren sözlerimizle kendimizi avunduracak bir şeyler aradık. Anadolu’nun her bir köşesinde tarih fışkıran bu zenginliği başıboş bıraktığımızı, şu an içinde bulunduğumuz zamanın ne yazık ki bu tür tarihi kentler üzerinde bir takım kötü niyetli kişilerin girişimleri yüzünden yok olduğunu, bunun insanlık tarihi yanı sıra bölgenin tarihine, dokusuna, kültürel, ekonomik, antropoloji gibi pek çok disiplin adı altında belgesel deformasyona yol açtığını -her zamanki gibi- ancak konuşabildik.

Kaya mezarın hemen merdivenlerinin başında tahrip olmuş lahitler. Yüzyıllar öncesinden bu lahitler ilk önce Arap akımlarında çoktan tahrip olmuştu. Bu yüzyıla gelene kadar bu lahitler defalarca yağmalandığından günümüz insanının bunların içinde bir şeyler bulmaları imkansız. Bu yüzyılın insanının artık bu gerçeği öğrenmesi lazım.

Gövdesinden ayrılmış başka bir lahit başı.

 

Şehre uzak, yol üstünde Latin harflerle yazılmış bir lahit.

 

Lahtin üstünde yazanların hâlâ bilinmiyor olması tarih adına ne büyük kayıp.

 

 

 

 

 

 

 

 

Muhtar Hatıp Ahmet Şirin Colybrassus Antik Kenti’ne neden “Aya Sofya” dendiğini sordum. Ahmet Şirin, “Halk arasında söylenen bir söylenceye göre İstanbul Aya Sofya Kilisesi’ni yapan yapı ustasının Colybrassus Antik Kenti’nden gittiğini.” ve bu bilginin atalarının da kendi atalarından duyduğu gibi kendilerine kadar intikal ettiğini söyledi. Gerçekten de kentin ayakta kalan bazı bina kalıntılarındaki muntazam taş ustalığı göze çarpmaktaydı. Söylediklerine göre kente yakın zamanda gelen yabancı bir arkeolog şahsi bir keşif yapmış, sonra kentin biraz daha kuzeyine düşen ve biraz sonra yol alacağımız bölgesinde kente ait bir amfi tiyatronun -ya da bir meclis binası da olabilir- olabileceğini söylemişti. Tabii ki oraya vardığımızda burası envaiçeşit çiçeklerle dolu, börtü-böceğin yuvası olmuş otların filizlendiği o topraklar sanırım bir şahsa aitti ve üstünde sürekli buğday ekilen bir arsadan başka bir şey değildi.

Antik kente tırmanmak o kadar da kolay değil.
Arkeologlar için burada iş çok fakat çok heyecanlı bir çalışma olacağı kesin.
İnsan Torosların tepesinde bu kadar muazzam şekillendirilmiş, pürüzsüz taş bloklarla ve muhteşem bir mimari yapının kalıntısıyla karşılaşınca akıl şaşıp kalıyor. Bizlerden binlerce yıl önce yaşamış bu insanların yakaladıkları teknoloji, sabır, bilgi birikiminin hududunu düşünüyorsunuz. Diğer taraftan bugün onlarla karşılaşma fırsatımız olsaydı, yanlarında ne kadar cahil kalacağımızı ve aslında zaman ilerledikçe insanoğlunun aklından, zekasından ve yeteneklerinden ne oranda şiddetle uzaklaştığını daha iyi anlıyorsunuz. Gördükleriniz beyninizi tokatlıyor. Bundan sonra kelimeler kifayetsiz, çok yetersiziz çünkü çok.
Taşlar bizimle ıslarla konuşuyor, fakat biz onları duymak istemiyor gibi gözümüzü kapatıyor, kulaklarımızı tıkıyoruz. Bu kadar meraksızlık ve değersizlik çok kötü.
İnsan her bir taşın detayında başka bir bulmacaya götüren soruyla buluşuyor sanki. Büyük bir pazılın içinde taşlar, haydi gelin diye bizi çağırıyor. Sanıyorum tarih ve arkeolojiyle uğraşmak kadar eğlenceli başka bir adrenalin yok. Bu beyin sporu her geliştiğine inanan insanın özlemi olmalı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu fotoğrafı çekerken benimle iletişime geçmiş keramiklerin sizlere iletmem gereken bir mektubu var. Diyorlar ki “Taşların da canı acır.” “Lütfen” mi desem “ne olur mu desem” kırmayın…

 

 

 

“Sanat” demekle “sanat”, “zenaat” demekle “zenaat” olmaz. İkisinin de lafa-söze ihtiyacı yoktur.
İnsan altın vs gibi çok değerli bir şey bulunamayacağı belli olan bir sarnıcın ağzını neden kırar ki? demek ki bu tahribatın başka bir boyutu daha var. Sadece değerli bir şeyler aramak değil, tarihe zarar vermek gibi. Burada bilinçle zarar veren iki kere kötü niyetli bir el var.
Yazının biraz daha okunması için ellerimle toprağı biraz açmak zorunda kaldım. Bu taş hala aklımdadır. Altına kalpli yaprak oyulmuş bu taşın üstünde ne yazıyor acaba?

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarihe meraklanmak ve gerçeği aramak kadar eğlenceli ne olabilir şu hayatta?
Merhum Muhtar Ahmet Şirin’in çocukluğu, bu antik kenti hep anlamaya çalışmakla geçmiş. Hayattayken keşke bu sorularına cevap verilebilseydi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Oradan öyle antik kentin sınırları içerisinde kalan bu yoldan ilerlerken, kent merkezinden çıktıktan sonra bir yolun üstünde hiçbir antik kalıntının olmadığı bir yerde bir sütuna rastladık. Tabii ki Türk Halk özellikle de Türk halkı sözlü edebiyat anlamında inanılmaz üretimler yapan bir matematiği ve zekâya sahip olduğu için, bu sütun için de kendi hikâyesini yazmış ve onu da ağızdan ağza aktara gelerek kendine bir efsane yaratmıştı. Tıpkı türküler, masallar, deyişler, tekerlemeler, atasözleri, maniler, bilmeceler gibi say say bitiremeyeceğimiz zengin edebiyat türlerinde olduğu gibi… Yörük kadınları da erkekler ne iş yaparsa aynısını yaparlar. Fakat erkeklerden çok daha fazla görevleri vardır. Yemek yapmak, çamaşır yıkamam, çocuk büyütmek, kışlık hazırlamak gibi… Bu nedenle Toroslara olur da yolunuz düşerse bir Yörük kadınını bir taraftan keçileri güderken, diğer taraftan da elinde topacı yün eğirirken görebilirsiniz. İşte böyle elinde topacıyla yün eğirip dağlarda keçilerini güden bir Yörük kadını Colybrassus Antik Kenti’nde normalde bir insanın kaldıramayacağı ağırlıkta olan ve çok beğendiği bir sütunu omzuna alıp yürüyorken birden obasından biri hızlıca yanına gelerek sevdiği adamın öldüm haberini vermiş. Bunun üzerine Yörük kadını omzunda taşıdığı o sütunu hemen oraya bırakıvermiş. Yörüklerin burada birbirilerine ders vermek için uydurdukları bu hikâyede bir insanın mutluyken omzuna taşıyamayacağı yükü de verseniz onu yaşayabileceği ve fakat mutsuzluğun insan için en büyük yıkım olduğu kadar, hayatın devamlılığı ve manası için de değer yargılarının buna göre değişiklik gösterebileceği üzerineydi.

Şu an tam da amfi tiyatronun olduğu iddia edilen arsanın üstündeyim. Bu duygu ve bu görüntü tarif edilebilecek gibi değil.
İnsan doğadaki bu güzellikleri gördükçe geriye kalan ve güzel denen her şey hikaye kalıyor. Doğa gerçek değeri anlamamızda bilge olduğu kadar keskin bir ölçek…
Yörük kadınının dağda keçi güdüp bir taraftan da yün eğirirken sırtında taşıdığı ve üstüne masal yazılan sütun. hakikaten bu sütunun burada ne işi var?

 

 

 

 

 

 

Küçük bir yolculuğun ardından, yine eski zamanlarda sınırları antik kenti kapsayan, bugün ise çobanların basit kulübelerle keçilerine barınak yaptığı doğa harikası bir yere geliyoruz.
Burada teknolojiye hacet yok, keçileri izlemek film gibi zaten. Bir senaryoya, yönetmene, oyuncuya da ihtiyaç yok. Sen iyi bir seyirci ol yeter.

 

 

 

 

 

 

 

 

Günün sonunda dinlenmeyi hak ettik, fakat tadına varılmaz uc uca birbirini tutuşturan sohbet anlatılacak gibi değil.
Bu sofrada olmak ne büyük şeref. Gönlü bol, eli açık, misafirperver ve bunların da üstüne sohbetine doyum olmaz güzel insanlarımız. Başta bu ortamı sağlayan sevgili arkadaşım Murat Şahin’e ve diğer ekip arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sütunu da geçtikten sonra yolumuz yine Colybrassus Antik Kenti sınırları içerisine düşen ve bir çobanın hem keçilerini otlattığı hem de son zamanlarda GDO’suz, doğal beslenmenin oldukça gündemde olması, halkın daha sağlıklı beslenmek için alternatifler araması üzerine çobanlık yanında tavukçuluk da yapan Çoban Dal Ahmet’in oğlu Fatih’in çoban barınağına geldik. Burada Torosların o eşsiz manzarası ve doğanın eşliğinde, Fatih’in çardağında bize hazırladığı yemekle bir taraftan açlığımızı giderirken, diğer taraftan da doğa, tarih ve gönlü bol, eli açık, misafirperveri sıcak insanlarının zenginliğinin paha biçilmez değerini ve Türk milleti olarak nice güzel özelliklerimizle birlikte, özellikle Akdeniz bölgesindeki Yörük geleneklerinin bundan sonra devam ettireceğim derleme çalışmaları ile bir an önce belgelenmesinin önemini, yemeğin ardından keyifle içtiğimiz çay gibi hep deminde kalıp, lezzetiyle ilelebet yaşamasını diledik. Çünkü bu tarih, kültür ve üstünde yaşadığımız her avuç toprağı ayrı bir hazine olan vatanımızı bizler kolay kazanmadığımız gibi o verdiğimiz çetin mücadeleyi yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak için de vereceğimiz mücadele bir o kadar önemliyken ne yazık ki bu konuda çok geri kaldığımızı söylemek isterim. Nitekim Colybrassus Antik Kenti’ne 07.07.2019 tarihinde definecilerin yaptığı bir talan, şehirde zaten elde çok az bulunan ve belki de antik kentin tarihini aydınlatmaya dahi yetmeyecek eldeki sınırlı belgeler yeni bir tahribata daha uğradı. Mezar odasında kaçak kazı yapıldı ve Medusa başı ile süslenmiş kemer haberlere göre bir kez daha parçalandı. Lahitler kırıldı, yazıtlar parçalandı. Kaya mezarın kemerinde daha önce tahrip olarak yere düşen ve üzerinde kartal motifi olan kabartma hunharca parçalandı. Umarım bu ve buna benzer yazılarımız bir taraftan tarihi kentlerimizi korumamız için bir bilinç oluştururken, diğer taraftan da bu konudaki hassasiyetimizi artırarak toplumda kitlesel bir bilinç oluşturur.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Burada olmaktan, bu işi yapmaktan ve sizlere ulaşmaktan büyük bir aşk duyuyorum. Bildiğim her seferinde başka tatlar çıkarttığım bambaşka bir aşk bu. Sizlerin de tatması dileğiyle…

 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* Fotoğraflar (28 Mayıs 2014): Silvan Güneş arşiv (kaynak gösterdiğiniz takdirde kullanabilirsiniz.)

* http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQ29seWJyYXNzdXM

* https://www.histolia.de/pamphylien/kolybrassos/kolybrassos-pamphylien-plan.html

[1] Eksedra: Yarım daire planlı, bazen üstü kubbeli, ana yapıya birleştirilen mimari öğe.