Efsaneler Camaltına Yansıyor – Camaltı Resim Sanatı

camaltı resim

Hikâyeler, tarih boyunca kültürleri yaşatan ve çoğaltan bir değer oldu. Kimi zaman mitolojilerle, kimi zaman efsanelerle dilden dile büyüyerek, farklı sanat türlerine can verdi ya da zenginleştirdi. Zarif bir halk sanatı olan camaltı resmi de, hikâyelerle beslenip günümüze kadar uzandı.

Anadolu kültüründe camaltı resmine en çok işlenen efsane, Şahmeran’dı. Efsaneye göre, binlerce yıl önce, bugünkü Tarsus civarlarında, yerin yedi kat dibindeki mağaralarda yaşayan yılanların kraliçesi… Genç, güzel olduğu kadar iyi kalpli biriymiş Şahmeran. Arkadaşlığa, dostluğa, sevgiye büyük önem verir, barışçıl bir hayat sürerlermiş, beraberindeki “meran” isimli yılanlarla. Ne var ki, iyilik yaptığı insanoğlunun ihanetine uğramış Şahmeran. Ve ne yazık ki bu onun sonu olmuş. Yine efsaneye göre, Şahmeran’ın öldürüldüğünü yılanlar hâlâ bilmiyormuş. Tarsus’un Şahmeran’ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından basılacağı rivayet edilir.

camaltı resim

Rivayet bir yana, bu Mezopotamya efsanesi, Anadolu’da camaltı resim sanatının en güzel örneklerine ilham vermiş. Şahmeran’ın keskin gözleri, bugün bile sanatçıları etkiliyor ve unutulmaya yüz tutan camaltı sanatına yeni sanatçılar ekliyor. Böylelikle efsaneleri sabır ve incelikle cama nakşeden camaltı resim sanatı, halk sanatının en zarif örneklerini oluşturuyor.

Genç Kızların Çeyizini Süslerdi Camaltı Resimler

Elbette ki tek motif Şahmeran değildi Anadolu camaltı sanatında. Denizkızı, tavus kuşu, ibrik, çiçek gibi motiflerin ötesinde, geleneksel camaltı resimlerinde dinî motifler ve yazılar yaygındı. 12 imamın adlarını yazan Hz. Ali ve devesi kompozisyonu, Kâbe, Mevlana Türbesi, Selimiye Camii, Rızk Allah’tandır yazısı gibi.

Halk çok rağbet gösterirmiş bu eserlere. Geleneksel camaltı motifler, genç kızların çeyizlerini ve yatak odasını süslermiş bir zamanlar. Kız tarafı düğünden sonra yeni eve iki tane camaltı resim, oğlan tarafı da çerçevesi camaltı olan ayna alırmış.

Dükkânlarda ve dinî mekânlarda da tercih edilirmiş camaltı tablolar. Bazı resimlerin nazardan, hastalıklardan, türlü afetlerden koruduğuna ve bereket, bolluk getireceğine inanılırmış. Mesela Eshab-ı Kehf’in (Yedi mağara erenleri ya da yedi uyuyanlar) isimlerinin yazılı olduğu Amentü Gemisi, bereket getirmesi dileğiyle dükkân ve işyerlerine asılırmış.

camaltı resim

Camı Tersten Boyamak Sabır Ve Ustalık İster

Peki, camaltı resminin, camı boyamaktan farkı ne? Toz boya, guvaş, yağlıboya ya da akrilik boya ile yapılan camaltı resim sanatının en belirgin özelliği, camın arka yüzeyinin boyanması. Uzaktan bakıldığında kâğıt ya da tuvale yapılan resimlere benzese de, çalışma yöntemi bu resimlerin tam tersine işliyor. Yaygın resim sanatından tek farkı, desenlerin camın arka yüzüne yapılması değil. Aynı zamanda çizim ve boyama sıralaması da tam tersine yapılıyor. Yaygın resim sanatında ayrıntılar en sona bırakılırken, camaltı sanatında ise resmi yapmaya desenden ve en belirgin ayrıntılarla başlanıyor. İmza ve tarihi en başta koymak gerekiyor. Daha sonra çizgiler arasındaki yüzeyler ve en son olarak da fonda görünen renkler çalışılıyor. Bunun nedeni, yapılan bir motifi silmenin, rötuş yapmanın ve sonradan motif eklemenin neredeyse imkânsız olması. Camaltı resim tekniği, bu yönüyle ve tersten çalışılmasıyla, yağlı boya gibi diğer resim sanatlarından daha zor. Ustalık ve sabır gerektiriyor.

Ağacı, taşı, toprağı yavaş yavaş işleyerek nice sanat eserleri yaratan Anadolu insanı, camaltı resmi için de sabırdan başka bir eğitim almamış sanki ustasından. Geçmişteki sanatçıların birçoğunun belki de okuma yazması bile yoktu. Olsa da, tevazu hâkimdi halk sanatında. İsimlerini eserlerine geçmezlerdi. Bu yüzden ki, günümüze kadar ulaşan camaltı resimlerinin sanatçıları bilinmez hâlâ.

camaltı resim

Camaltı Resmi, Dünya Genelinde Yaygın Bir Halk Sanatı

Camaltı resim sanatı dünya genelinde yaygın bir halk sanatı. Avrupa ülkelerinde, başta Çin ve Japonya olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinde, Ortadoğu ve bazı Kuzey Afrika ülkelerinde rastladığımız camaltı resmi, Bizans Dönemi’nde İstanbul’da, 16. yüzyılda İtalya’da, 17. yüzyılda Fransa ve Almanya’da, 18. yüzyılda ise tüm Avrupa’da yaygınlaştı. Bizanslı cam ustalarının, İstanbul’un Türklerin eline geçmesiyle Venedik’e kaçması, camaltı resminin Avrupa’da yaygınlaşmasının başlangıcı olmuş ve zamanla bir halk sanatına dönüşmüş. Temaları genellikle dinî öğeler olan camaltı resminde, efsaneler, gündelik yaşamdan sahneler, kral portreleri konu edildi. Endüstri Devrimi’nden ve taş baskı resmin keşfedilmesinden sonra camaltı resmi Avrupa’da da yok olmaya yüz tuttu. Kandinsky, Klee gibi sanatçıların bu sanata dikkat çekmesiyle Picasso, Duchamp, Moholy-Nagy, Kokoschka gibi sanatçılar da cam üzerine çalıştı.
Camaltı resim tekniği Batı ülkelerinde sadece duvara asılan tablolarda değil, dekoratif amaçla el sanatları ve mobilya çalışmalarında da uygulanmış. Tepsiler, madalyonlar, şeker kutuları, çerçeveler, aynalar, kutsal eşyaların saklandığı sandıklar, masalar, paravanlar ve konsollar gibi…Camaltı resim sanatının sonunu, 19. yüzyılın ikinci yarısında yine bir başka halk sanatı getirmiş. Renkli taş baskıların daha ucuza satılması, camaltı resimlerinin zamanla gözden düşmesine neden olmuş.

Avrupa’da camaltı resim sanatı halen Fransa, Almanya, Romanya, Çekoslovakya ve Yugoslavya’da az sayıda sanatçı tarafından da olsa devam ettiriliyor.

Türk Camaltı Resimleri Diğer Ülkelerinkine Göre Daha Büyük Boyutlarda

Türk camaltı resimlerinin en belirgin özelliği, renklerin düz olarak kullanılması, figürlerde ışık veya gölgenin, dolayısıyla hacim etkisinin bulunmamasıydı. Yazı ve yazı-resimli kompozisyonlar çoğu zaman dekoratif iri çiçekler, çiçek buketleri ve çelenkler ya da geometrik şekillerle, küçük çiçeklerden oluşmuş bordürle süslenir, bazen de çeşitli renkleri içeren perdeli bir dekorda gösterilirdi. 18. yüzyıldan itibaren Türk camaltı resimlerinde, barok ve rokoko sanatın etkileri görüldü.

Türk camaltı resimleri genelde 2-3 mm kalınlığındaki cam levhalara yapılmış, büyük resimlerde daha kalın cam kullanılmış. Malzemenin ağır olmasına karşın, Türk camaltı resimleri diğer ülkelerinkine göre daha büyük boyutlarda. Hatta uzunluğu 2 metreye yaklaşan camaltı resimleri bulunuyor.

Bilinen en eski Türk camaltı resimleri arasında; Topkapı Müzesi’ndeki 1817 tarihli Sultan II. Mahmut’a övgü, Mevlevi sikkesi formunda yazı-resim ile Mehmet Sadık’ın 1831 ve Mehmet Emin’in 1839 tarihli çevreleri çiçek motifi, bordürle süslü Kur’ân ayetlerini içeren hat camaltıları yer alıyor.

Tunuslu araştırmacı Mohamed Masmoudi 1972 senesinde yayımladığı ‘Tunus’ta Camaltı Resmi’ adlı kitabında; bu sanatın kökünün Türklere dayandığını ve sanatçıların; Amasyalı Hamdullah, Sufi, Karahisari, Hafız Osman gibi ünlü Türk hattatlarının yazılarından ve Amentü Gemisi, Ah min-el-aşk, ibrikler, Hayat ağacı, Ayasofya Camii gibi yazı-resim kompozisyonlarından ve halk efsanelerinden esinlendiklerini belirtmiş. Üç asıra yakın Osmanlı’nın hüküm sürdüğü Tunus’un camaltı resimlerinde; Batı ordularına ve sultanlara karşı koyan Mustafa Kemal Paşa ve İnönü Savaşlarının kahramanı İsmet Paşa’da görülmekte.

Ülkemizde halen bazı eski mahallelerin dükkânlarında, dinî mekânlarda ve köy evlerinde görülebilen camaltı resimler, son yıllarda yeniden keşfediliyor. Özellikle koleksiyoncuların ve bazı sanatçıların çabasıyla değerli camaltı örnekleri bulundu. Daha sevindirici olansa, camaltı resmi yapan sanatçıların artması. Bugün ondan fazla camaltı sanatçısı, geleneksel motiflerle ve özgün desenleriyle, geçmişten gelen bu zarif sanatı geleceğe taşıyor. Camaltının büyülü dünyası, resme ilgi duyan sanatseverleri bekliyor.