Hacı Bektaş-ı Veli ve Felsefesi

Hacı Bektaş Veli Hayatı eserleri

Anadolu toprakları bugüne kadar birçok eren ve dervişe ev sahipliği yapmıştır. Binlerce yıllık medeniyetin yer bulduğu Anadolu’da Türklerin 1000 yıllarının başında gelişinden bu yana kurulan yeni medeniyetin içinde de yeni medeniyetin karakterine özgü önemli filozoflar da yetişmiştir. Yine bu sayfalarda daha önce yer verdiğimiz Anadolunun Dervişleri yazımızda da belirttiğimiz bu değerlerden biri de Hacı Bektaş-i Veli. Yaşadığı dönemde yaptığı üretimleri günümüze kadar uzanan ve bugün felsefeleri ve öğretileriyle bu topraklarda yaşayan herkesin saygısına sahip Hacı Bektaş-i Veli hakkında detaylı bir inceleme yaptık. Hacı Bektaş-i Veli’nin hayatı, eserleri, öğretileri ile yaşadığı dönemde kurduğu ilişkilere yakından bakalım.

Hacı Bektaşı-Veli Hayatı

Horasan’ın Nişabur şehrinde doğan Hacı Bektaş-ı Veli’nin gerçek adı Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata’dır. 1281 senesinde doğan Hacı Bektaş, Horasan’da yetişmiştir. Bu nedenle Anadolu’da yer alan Horasan Erenleri olarak anılan grubun en önemli isimlerindendir. Horasan’da Şeyh Lokman-ı Perende isimli hocadan ilk eğitimini alan Bektaş Veli, Perende Ahmed Yesevi’nin en önemli halifelerinden biri olduğu için de Ahmet Yesevi’nin öğrencisi olarak anılır. Daha sonrasında önce Sivas’a oradan Kırşehir’e ve son olarak da Sulucakarahöyük’e yerleşen eren, bu süreçlerde yüzyıllar boyu devam edecek öğretiler üretirken birçok önemli şahsiyet de yetiştirdi. Bektaşi tarikatı ile Bektaşilik akımının kurucusu olan Hacı Bektaş-ı Veli’nin mezarı bugün Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş köyündedir. Bölge, eski Sulukaracahöyük olarak da anılır. Buradan hareketle Hacı Bektaş-ı Veli’nin Kırşehir – Nevşehir merkezli bir şekilde Orta Anadolu’yu etkileyen bir düşünce ve inanç hareketinin önderi olduğu söylenebilir.

Hoca Ahmed Yesevi

Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatını 3 ana unsurla değerlendirmek ve bunları daha sonra da bir bütün olarak görmek gerekir. İlki, Bektaşi dergahı ve eserleri. İkincisi bağlı bulunduğu Ahilik teşkilatı ve Ahiliği. Üçüncüsü ise Yeniçeri Ocağı ve devletle olan ilişkileri. Bu 3 unsuru ayrı ayrı ele alacacağız.  Ancak baştan, 3 unsurun birbirlerinden kopuk olmadığını ve bu 3 kulvarın ortaklığında yeni kurulan Osmanlı Devleti’nin mayasının oluşturulduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Bektaşi tarikatı ve eserleri inanç, Ahilik sosyal yaşantı ve ticaret, Yeniçeri Ocağı da siyaset anlamına gelir. Bir devletin, toplumun inanç, sosyal hayat ve siyaset alanlarında bir yaklaşıma sahip olması gerekliliği düşünüldüğünde Hacı Bektaş-ı Veli’nin Osmanlı Devleti’nin arka planında yer alan en önemli isimlerden biri olduğu söylenebilir. Şimdi bu unsurlara ayrıca bakalım.

Bektaşi Tarikatı ve Bektaşilik

Bektaşilik tarikatının kuruluşu, felsefesi, İslam inancında bağlı olduğu ve bulunduğu yer ile içeriği hakkında bugüne kadar sayısız makale ve kitap yazılmış ve tartışılmıştır. Bu tartışmalar da halen devam etmektedir. Bektaşilik hakkında kesin hükümler vermek ve Bektaşileri net bir şekilde tanımlamak da bu nedenle çok kolay değildir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin kurucu olarak kabul edildiği Bektaşi tarikatının ana öğretisi, Hacı Bektaş’ın eğitimini aldığı Horasan’da var olan İslam fikriyatının izleri ile Anadolu kültürünün karışımı olan bir çizgidedir. Anadolu Alevilği olarak yapılan tanımlama, sıkça Bektaşiliği işaret eder. Ancak her Alevi, kendisine Bektaşi demez. Bu nedenle Alevi-Bektaşi şeklinde kullanılan bir kavram vardır. Bektaşilik, İslam’ın bir kolu olan Batınilikle ilintilidir. Aynı şekilde Şii mezhebinden de izler taşıyan Bektaşilik, tasavvufu da içinde barındırır. Tasavvufta yer alan İnsan-ı Kamil yani olgun insan olma, Bektaşilik tarikatının öğretisi için de geçerlidir. Bektaşiler, İslamiyet ile bir çelişki yaşamaz ve İslam temelli bir inanç – felsefe çizgisi çizer. Bektaşilik için bu anlamda yaşamsal pratiklerin de oldukça belirleyici olduğu bir tarikat denilebilir. Bir aktarıma göre de Hacı Bektaş, Anadolu’ya geldiğinde ciddi bir öğreti sahibiydi ve Anadolu’da yer alan Alevilerin dağınık halini toparlayarak bu topraklara özgü bir kültür ortaya çıkardı. Hacı Bektaş, Velayetname isimli eseriyle de bu tarikatın öğretisini ortaya koymuştur. Bektaşilik için ayrıca çok tartışılan bir başka konu da mezheptir. Mezhep olarak Şii tarafında yer alan Caferi kolu, pek çok Bektaşi tarafından sahiplenilir. Ancak Bektaşilerin doğrudan Caferi ya da Şii tanımı yerine Alevi-Bektaşi tanımını tercih ettikleri bilinmektedir. Sonuç olarak Hacı Bektaş-ı Veli, kendi döneminde yaşayan Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi Anadolu’da İslam tarihinin mihenk taşlarından biri olmuş bir inanç – felsefe anlayışının kurucusudur. Bektaşilik, yalnızca Anadolu’da sınırlı kalmamış, Sırbistan’a kadar Balkanlara da uzanmıştır.

İslam Mezhepleri Haritası ve Bektaşilik (Sufiliğin içinde)

Bu noktada bir konuyu daha belirtmek gerekir ki Hacı Bektaş –ı Veli, yaşadığı dönemde doğrudan bir tarikat kuruculuğuna soyunmamış, ölümünün ardından Bektaşilik ismiyle kurumsallaşan inanç akımı kendisini tarikata evirmiştir.

Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahilik

Anadolu’nun Elleri isimli yazımızda uzunca değindiğimiz Ahilik teşkilatının hem üyesi hem de öne çıkan isimlerinden biri de Hacı Bektaş-ı Veli’dir. Ahilik teşkilatının kurucusu olan Ahi Evran ile Hacı Bektaş, aynı dönemde Horasan’dan gelmiştir ve Hoca Ahmed Yesevi öğretisi temelli bir eğitim almıştır. Ahilik teşkilatı; zanaat ve örgütlenme anlamında sosyal hayatın içinde hatta sosyal hayatın içindeki ticari ilişkileri belirleyici bir yapıdır. Bu anlamda Hacı Bektaş-ı Veli’nin etki alanı yalnızca fikirsel ve inançsal değil sosyal hayatın pratiği içinde de yer alır. Her ne kadar Ahi Evran, kendi felsefesini oluştursa da Ahiler, Bektaşilikten kopuk değildir. Hacı Bektaş’ın eseri Velayetname ( Vilayetname)’de Ahi Evran ile geçen bir hikayeden şöyle bahsedilir:

“Bir defasında Hacı Bektaş, Ahi Evran’ı görmek için Kırşehir’e hareket etmiş; bu hâl, Ahi Evran’a malum olmuş; sonra o da gelip Kırşehir’in yakınındaki tepenin üstünde birbirleriyle buluşmuşlar, oturup sohbet etmişler, bu sırada Ahi Evran, ‘Erenler Şahı, ne olurdu burada bir pınar olsaydı da abdest almaya, içmeye yarasaydı’ demiştir. Bunun üzerine Hünkâr, eliyle işaret edip bir yeri eşmiş; arı duru güzelim bir su çıkmış ve akmaya başlamıştı. Ahi Evran, bu defa ‘Erenler Şahı, bir gölgelik ağaç da olsa, sıcak günlerde gölgelenilirdi’ dediğinde Hünkâr ululuğu, ‘Ne ola Ahi’m’ demişti. Ahi Evran’ın kavak ağacından kesilmiş bir sopası vardı, bunun üzerine bir yeri kazmış, onu da alıp oraya dikmiş, bir anda ortalık yeşerip yapraklanmıştı. Bu olaydan sonra bir müddet daha sohbet etmişler, sonra vedalaşmışlardı.”

Hacı Bektaş-ı Veli ve Yeniçeri Ocağı

Hacı Bektaş’ın hayatında bir başka önemli unsur da Yeniçeri Ocağı’dır. Osmanlı Beyliği’nin Osman Gazi döneminde devletleşme süreci ve oğlu Orhan Gazi’nin yönetime geçtiği dönemde kurulan Yeniçeri Ocağı ile Hacı Bektaş-ı Veli arasındaki ilişki, Hacı Bektaş’ın orduya dua etmesidir. Bu nedenle Yeniçerilere Bektaşi Veli çocukları da dendiği de olmuştur. Osmanlı Devleti ile bu nedenle yakın ilişkilere sahip olan Hacı Bektaş, Yeniçeri ordusunun da piri olarak kabul edilmiştir.

Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi – Nevşehir

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Arapça yazdığı Makalat isimli dini eserinin yanında hayatını anlattığı Velayetname isimli eseri öne çıkar. Bu iki kitabın dışında; Kitabul Fevaid, Şerhi Besmele, Sathiyye ve Makalat-ı Gaybiyye isimli çalışmaları da bulunmaktadır. 1964 yılından beri 15 – 17 Ağustos tarihlerinde kutlanan Hacı Bektaş-ı Veli’yi Anma ve Kültür Haftası’nın tarihleri bu yıl 13,14 ve 15 Ekim olarak değiştirilmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli’yi biz de saygıyla anıyoruz.