Likya Uygarlığında Hıristiyanlığın Etkileri ve Arap Akınları / Antalya Bölgesi

ANTALYA’nın Kaş İlçesi’nde Likya Birliği’nin başkenti Patara Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmaları sonucu M.S. 5’inci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen bazilika ortaya çıkarıldı.
Apsisin (mimari öge) güneyinde trikonkhos (üç yapraklı yonca) planlı bir şapel (tapınak), kuzey yan nef üzerinde Ortaçağ’dan bir şapel konumlandığı belirlendi.
Patara’nın tek, erken Hristiyanlık Likya’sının en erken ve en büyüklerinden biri olduğu belirtilen bazilikanın, üç nefli (bölüm), haç planlı, transept (kilise alanını haç işareti biçiminde vurgulayan çapraz nef) tipinde olduğu kaydedildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İsa’dan sonraki yüzyıllar aynı zamanda artık daha büyük ve daha uzun yaşayabilen devletlerin oluştuğu dönemlerdir. Roma-Bizans İmparatorlukları, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın yayılması, zaman ve mekân olarak tarihte daha geniş dilimleri kapsayan olaylardır.

Antalya bölgesi İS I. yüzyılın ortasından IV. yüzyılın ortasına değin Pamfilya-Likya Eyaleti’nin egemenliği altındaydı. İS V. yüzyılın başlangıcından sonra da Doğu Roma İmparatorluğunun 5. Bölgesinden (diocses[1]) biri olarak Asya diocesesi (piskoposluk bölgesi) sınırları içindedir. Piskopos Yunanca’da Epi (yukarıdan) ve -skopos (bakmak) sözcüklerinin birleşiminden oluşur. “Yukarıdan izleyen, gözeten” anlamına gelir.

Piskopos, bazı Hıristiyan kiliselerinde, birkaç cemaatten oluşan bir bölgenin başpapazı olan, fetva verme yetkisine sahip, üst kademeden din adamıdır. Günümüzde Roma başpiskoposu Papa olarak adlandırılır ve Katolik kilisesinde en yüksek makamın sahibidir.

Myra Antik Kenti
Aziz Nikola

Yine bu yüzyıl, Hıristiyanlığın bölgede yerleştiği çağdır. Ancak Pamfilya ve Kilikya’da Hıristiyanlığın bölgeye yayılması savaşımının Hıristiyanlığın doğuşu ile başladığı söylenebilir. Tarsus, Hıristiyanlığın yayılmasında büyük rolü olan havarilerden St. Paul’ün, Myra’da (Demre) St. Nikola’nın kentleridir. Akalissos Antik Kenti 9. yüzyıla kadar Myra Menropolüne bağlı piskoposluk merkezlerinden biri olmuştur.

 

 

Myra Antik Kenti’nin liman kenti olan Andreake Antik Kenti’nde MÖ 500 yıllarına ait bir sinagon varlığıyla Anadolu’daki en eski Yahudi mabedi olarak tarihe geçmiştir. Sinagog’da bir de “Şalom el İsrael” cümlesi ile başlayan bir kitabenin bulunması, Yahudi dünyasını da hareketlendirmiştir. Ayrıca sinagogda bulunan yedi kollu kandil Menorah, bugüne kadar bulunanlardan en iyi yapıdadır. Demre Likya Uygarlığı Müzesi, buradaki değerlerin sergilendiği ve mutlaka görülmesi gereken yerler arasındadır.

M.Ö. 4. yüzyılda kurulduğu tahmin edilen ve Antalya şehir merkezine 8 km uzaklıkta olan Magydos Antik Kenti. İ.S. 249 yılında Bizans İmparatoru Dekius (MS 200-251) döneminde tüm imparatorluk eyaletlerinde ilan edilmek üzere imparatorluk fermanı çıkartılmış ve buna göre “Hıristiyanlığa inanan her vatandaşın hangi cinsten ve yaştan olursa olsun, bu inançlarından vazgeçip eski tanrılara inanmalarının sağlanmasını, emirlere uymayanların işkence ile acımasızca cezalandırılmalarını” emrediyordu. Yazar Grigor Nyssi’nin anlattığına göre, bu emre istinaden ilk işkence gören ve öldürülen İ.S. 251 yılında Magydos (Lara) Piskoposu Nestor olması nedeniyle, Piskopos Nestor anısına her yıl 2 Mart’ta bu kilisede ayin düzenlenirdi.

Antalya Demre’de Likya Uygarlıkları Müzesi mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir.
Tlos Antik Kenti Piskoposluk Merkezi

Likya Birliği’nin en önemli altı kentlerinden biri olan Tlos Antik Kenti, Likya yol ağının yedi farklı yönden bağlandığı ve kapladığı alanın genişliği nedeniyle metropolis unvanına sahip oldu. Pegasus kahtamanı Bellerophontes’in yaşadığı yer olarak da bilinen Tlos Antik Kenti, Likya Birliğinde spor, Roma döneminde ise, arkeolojik verilere göre MS 12. yüzyıla kadar önemli bir piskoposluk merkezi olduğu anlaşılmaktadır.

Pavlus, Anadolu’daki propaganda seferine Pamfilya’dan başlamıştır. Bu yüzden İS I. ve II. yüzyıllarda Hıristiyanlığın bölgede yayılmaya başladığı görülür. Sedre yakınlarında bugün de kullanılan adıyla çok kilise gibi birçok Hıristiyan tapınakları vardır. İmparator Konstantin’in İS 330’da resmi din olarak kabul etmesi sonucu, Hıristiyanlığın bölgede yayılması hızlandı.

İS 390’da Side’de toplanan bir ruhani meclis kararı ile bölge, kilise örgütlenmesi açısından iki bölüme ayrıldı. Bölgenin merkezleri Side, Perge’ydi. V. VI. yüzyıllar sakin geçti. Kilisenin egemenliği altında Pamfilya’nın gerisindeki verimli topraklarda tarımsal üretim yapılmaktaydı.

Likya ve Pamfilya Birleşik Eyeleti olan Anydros (Eudokias) antik kenti. MS 4 yüzyılda ikinci gelişim çağındayken  Hıristiyanlık kök salmaya başlaması ve bu durum gelişim sürecini olumlu yönde etkiledi. M.S. 448-458 yılları arasında da Termossos piskoposluğundan ayrılarak ayrı bir piskoposluk haline geldi.

Pisidia Uygarlığı içinde varlığını gösteren Ariassos/Ariasos Antik Kenti, Roma Konsülü Gnaeus Marilius Vulso’nun seferi ve Apameia Barışıyla bağlantılı tarih olan M.Ö. 189-188 yılları, kuruluş yılı olarak kabul edildi ve 12. yüzyıla kadar Natitşa Epiccopatum’da Pamphilia II Bölgesi’nin piskoposluğunu sürdürdü. Bizans Dönemi’nde ise eski hareketliliğine sahip olmayan kentteki yaşam sona erdi.

Ancak VII. yüzyılın başlarında Arabistan’da yeni bir din doğmaktaydı. Hemen ardından da bu dinin yayılması amacıyla yapılan Arap akınları başladı. Arapların donanmalarıyla Akdeniz kıyılarına saldırmaları sonucu, bölge yine savaş alanı oldu. Bölge tarihinin en gözde şehirlerinden olan Side farklı dönmelerde farklı liderlerin denetimi altına girmiş, özellikle İÖ 188’de Apameia barışı ile Bergama Krallığı’na bırakıldığı yıllarda ticaretin merkezi olmuştu. Side’nin bu gelişimi VII-IX yüzyıllar arasında Arap akınları ile son oldu. Kazılar sırasında, büyük bir yangın ve çok sayıda depremin izlerine rastlanmıştır. Arap istilası doğal afetler, kentin terkedilmesine yol açmıştır. XII. yüzyılda Arap coğrafyası İdrisi burayı ölü bir kent olarak göstermekte ve “Yanmış Antalya” olarak tanımlamaktadır. İdrisi’ye göre 1150’ye doğru kent halkı Side’den göç etmiş, XII. yüzyılda Side tümüyle boşaltılmış kentlerden biridir.

Likya şehirlerinin, Toroslarda, dağlık alanlarda kendilerini temsil eden şehirlerinden olan İdebessos Antik Kenti, Hıristiyanlık döneminde Myra Metropolü içerisinde, adı Lebissos, Lemissos olan bir piskoposluk olarak anıldı.   Roma Dönemi’ne ait kaynaklarda Akalissus, İdebessos ve Kormos Antik kentlerinin oluşturduğu üç şehir birliğini (Sympoliteia) kurmuş olduğu bilgisi, en azından komşu antik şehirlerdeki kiliselerin de kurulan bu siyasi birlikle yanında dini olarak da birbirine bağlanabileceğini, Akalissus ve Kormos Antik Kentlerindeki kiliselerin, İdebessos piskoposluğuna bağlı olabileceğini olasılıklar arasında değerlendirmemiz gerekir. Şöyle ki zaten siyasi birliklere yön verenler de inançlardır. Din ya da inanç birliği, siyasi anlamda kentlerin birbirlerine bağlanmasına ve ilişkilerini güçlendirmesine büyük katkı sağlamış, siyasi birlikler hep bu temel üstüne kurulmuştur. Ve aslında Akdeniz bölgesinde Hıristiyanlık dininin yaygınlaşmadan önce varlık gösteren ve yeri geldiğinde insan dahi adanan çok tanrılı inanç hayatının, Hıristiyanlığın yaygınlaşmaya başlaması sürecini iyi anlatmak ve bu topraklarda yaşayan insanların bu konudaki imtihanını gözler önüne sermek gerekir. Kyaenai Antik Kenti, Roma Devrinde büyük gelişme gösterdi. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olarak varlığını sürdürdü. X. yüzyılda terk edildi.

Patara Antik Kenti Bizans Döneminde önemli bir konum edindi. Noel Baba olarak adlandırılan Saint-Nicholas’ın kimi kaynaklara göre Myra kimi kaynaklara göre de Pataralı olması ve kendisinin Hz. İsa’nın havarilerinden sayılması, Hıristiyanlık için tarihe önemli bir kayıt olarak düştü. Saint Paul, Roma’ya gitmek için Patara’dan gemiye binmesi bu tarihi kayıtlar arasında hiç unutulmadı. Patara Erken Hıristiyanlık Döneminde Piskoposluk merkezi oldu.

Xanthos’ta Antik Kenti M.S. I. yüzyılda Roma egemenliği altındaki girdi. Hatta şehre Vespasianus adına tak yaptırıldı. Günümüze kadar gelebilmiş tüm yapılar bu dönemde inşa edildi. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Xanthos Antik Kenti yöreye Arap akınlarının başlamasıyla I.S. 7. yüzyılda terk edildi.

Limyra Antik Kenti’nin, Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi olarak önem kazandığı düşünülmektedir. Limyra Antik Kenti’nin akropolindeki kilise kalıntıları ve tiyatrosunda Hristiyanlığın ilk yıllarına ait, kırmızı boyayla yazılmış İsa’ya dair bir yazıt bulundu. Kentin sütunlu caddesinin kuzeyinde piskoposluk kilisesi, güneyinde piskoposluk sarayı olarak adlandırılan yapılar, erken Bizans döneminden kalma. St. Basil’in söz ettiği Diotimus (ö. 375), Konstantinopolis Konsili’ne katılmış olan Lupicinus (ö. 381), Khalkedon Konsili’ne katılmış olan Stephanos (ö. 451), Konstantinopolis Konsili’nde Theodoros (ö. 553), Nicaea’da Leon (ö. 787) ve Konstantinopolis’te konsile katılan Nikephoros (ö. 879), gibi isimler, Limyra’nın kayıtlara geçen piskoposları olarak tarihe geçti. Fakat bu bilgiler Limyra Antik Kenti’nin piskoposluk olduğunu kanıtlayamadı, çünkü Limyra’daki sinagog yapısı, Roma ve Bizans devirlerinde, Hıristiyanların yanı sıra, kayda değer bir Musevi topluluğu olduğuna işaret sayılıyordu. O nedenle İsrail Yahudileri Limyra Antik Kenti’ne çok büyük önem gösterdiler.

Arap akınları sadece Side Antik Kenti’nde değil birçok kentin sonunu getirdi. Likya Pamfilya ve öteki bölgelerde, İÖ XII. yüzyıldan başlayarak birçok kez istila edilip kentlerin çoğu, bu kez bir daha dönülmeyecek biçimde terkedildi. İS. VII. ve VIII. yüzyıllar bu kentlerin tarihi açısından bir dönüm noktasıdır.

Peki bu kentlerin sonunu sadece Arap istilaları ve soygunları mı getirmiştir? Elbette ki hayır. Antalya bölgesine hâkim bir şekilde gelişen zengin Likya Uygarlığının şehirlerini tarih içinde izleyecek olursanız, bu topraklara sahip olan Romalılar da az yağmalamamıştır. Örneğin Aspendos, Side ve Perge gibi bir Pamfilya kentiydi. Deniz kıyısında olmadığı için korsanların saldırılarına uzak olsa da gemilerin yol alabildiği Euymedon Irmağı nedeniyle kıyı kentlerinin olanaklarına sahipti. Roma egemenliği sırasında zengin bir ticaret merkezi oldu, ancak, Roma valileri kentin tüm zenginliklerini soymaya başladılar. Bunlardan Verres kentte sanat yapıtı bırakmadı. Romalı devlet adamı Cicero bu soygunu Roma Senatosu’na şöyle şikâyet etti. “Aspendos, Pamfilya’nın eski bir tarihe sahip ve birbirinden güzel heykellerle dolu ünlü bir kentidir. Bu kentten bu ya da şu biçimde bir tane heykelin uzaklaştırıldığını iddia etmiyorum. Benim şikâyetim, Verres’in tek bir heykel dahi bırakmamış olması üzerinedir.” Görüldüğü gibi Aspendos’un tüm zenginlikleri henüz o tarihlerde Roma’ya götürülmüş ve kimbilir şu an hangi müzede ana yurdu olan Aspendos’a ait bir sanat eseri olduğu dahi bilinmeden, sanki bir Roma şaheseri gibi sergilenmektedir.

Bundan başta Attaleia ve Korakesiyon olmak üzere daha az sayıda ama büyük yerleşme merkezlerinde Türk ve İslam kültürü gelişmiştir.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

 

[1] Dioceses: Piskoposluk bölgesi

* http://www.demre.gov.tr/demre-likya-uygarliklari-muzesi

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/patara-antik-kentinde-bazilika-ortaya-cikarildi-40600376

* Silvan Güneş / Likya Uygarlığı’na ait yazı dizisi.