Lyrbe (Seleukeia) Antik Kenti / Pamfilya

Lyrbe Antik Kenti (giriş yolu)
Lyrbe Antik Kenti (giriş)
Lyrbe Antik Kenti sur duvarları.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lyrbe Antik Kenti, Antalya İli’nin Manavgat İlçesi’nin Bucakşeyhler Köyü içinden geçilerek, keçilerin otlattığı ormanlık bir alan içinde yer almaktadır. Kent alanının üst kısmında Oymapınar Barajı vardır. Antik çağa ait, Helence kaleme alınmış  “Stadiasmus Maris Mayni” adında bir coğrafya metninin içerisinde gemicilere ait bilgilere dayanarak bölgedeki bir antik kenti tarif etmesi ve Lyrbe Antik Kenti’nde yapılan arkeolojik çalışmalarda da burasının “Seleukeia Antik Kenti” olduğu kanısı üzerine, Lyrbe Antik Kenti uzun zaman “Seleukeia Antik Kenti” olarak anılmıştır. Fakat Lyrbe Antik Kenti’nde çok sonralar bir kutsal alanda yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen Klasik Döneme ait Side diliyle yazıldığı anlaşılan bir yazıtta, burasının bir dağ kenti kimliğiyle eski bir Pamfilya kenti olduğu ortaya çıkmıştır. Böylece kast edilen “Seleukeia Antik Kenti”nin, Manavgat çayı ile ulaşılabilen başka bir noktada bulunması ve burasının da “Stadiasmus Maris Mayni” bahsedilen asıl liman kentinin olması kanısı ağırlık kazandırmıştır.[1]

“Lyrbe Antik Kenti M.Ö. 3. yüzyılda Helenistik Çağ’da kurulmuştur. Side Antik Kenti’ndeki halkın bir dönem burada yaşamıştır. Kentteki kalıntılar Helenistik, Bizans ve Roma dönemlerine tarihlenmektedir. Toros dağlarında, üç yamacı dik bir konuma kurulan ve yamaçların bitiminde derin yarları olan antik kentin, sırtını Torosların bu güvenilir konumuna doğru dayadığından, sadece güney kısmı surlarla çevrilmiştir. Şehre bugün halen sağlamlığını koruyan ve surların tam ortasına denk gelen gösterişli bir sur kapısından geçilerek girilir. Sur kapısı iki anıtsal kule ile sınırlandırılmıştır ve anıtsal kapının her iki tarafından doğu ve batı yönüne kadar uzanan surlar, uçuruma kadar devam etmektedir. Dış yüzeyi, kesme kumtaşı bloklardan düzgün olmayan rektagonal[2] tekniklerle örülmüş olan sur duvarların doğu kısmına iki kıyısına iki katlı yapılar yerleştirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sur kapısından geçtikten sonra bugün dahi heybetini koruyan, Pamfilya bölgesinin en iyi korunmuş, Helenistik döneme ait tarihlenen muhteşem agorası ve etrafındaki küçük yapıları ile karşılaşılır. Agora’nın kuzey kanadında bulunan yapı, yapısal işlevleri nedeniyle kütüphane olarak tanımlanmaktadır.

Dor tapınağı Antalya sınırları içerisindeki antik kentinde agoranın yaklaşık 40 metre kuzeyince yer alan ve C2 olarak adlandırılan tapınak, yerleşimde en iyi korunmuş yapılardan birisidir ve fonksiyonu tartışılmakla birlikte ağırlıklı görüş yapının tapınak olduğu yönündedir. Duvarlarında sekiz niş bulunmasından dolayı yapının kütüphane veya tapınak mezar olabileceği, bu nişlere de kitap rulolarının veya lahitlerin yerleştirildiği düşünülmüştür. Fakat gerek mimari özellikleri gerekse plan itibari ile yapının tapınak olduğu ve bu nişlerin içlerine ada eşyaların bırakıldığı belirtilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Klikia bölesinde asar mevkindeki dor düzeninde inşa edilmiş olan tapınağın cella[3]sının kuzey duvarında da benzer şekilde kemerli nişler bulunmaktadır. Her iki tapınağın da dor düzeninde prostylos[4] planda ve benzer şekilde nişlere sahip olmadı, birbirine yakın bölgelerde bulunan bu yapıların, aynı dönemde yapıldığı da düşünüldüğü zaman, benzer niteliklerdeki yapılarda görülen işlevsel mimarinin etkileşimi göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

Kuzey güney yönünde konumlandırılmış olan yapının cephesi, agoranın bulunduğu güney tarafa bakmaktadır. 1.40 metre yüksekliğinde bir podyum üzerinde yükselen ve 7.34×14.35 m ölçülerinde bir alan üzerinde olması ile ½ oranında yapıldığı anlaşılan tapınak, arşidrav[5] seviyesine kadar korunmuştur. 2.30×5.70 m ölçülerinde dar bir pronaos[6] ve 4.90×7.86 m ölçülerindeki celladan meydana gelen tapınağın, alt yapısı iki basamaklı krepis[7] üzerine oturmuş bir podyum ve ön cephede genişliği 2.75 metre olan 9 basamaklı merdivenden oluşmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pronaostan cellaya geçiş, üzerinde nir[8] deliklerine ait izler görülebilen eşiğe, lentosu ve söveleri günümüze kadar sağlam olarak ve 3.54 m yüksekliğinde 1.72 metre genişliğinde bir kapıdan sağlanmaktadır. Cellanın duvarları koplomera[9] ve kireçtaşı bloglar kullanılarak, düzgün izodemik örgü tekniğinde örülmüştür. Helen tapınaklarının cephesi genelde doğuya bakmasına rağmen, bu yapının güneye bakar yönde olması, agoraya olan konumundan kaynaklanmış olmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ön cephede alt çapları 0,60 metre, merkezi aralıkları 2.25 m. ve yükseklikleri 3.93 m. olan ve alt yarısı düz bırakılmış, üstü 18 yivli dört adet sütun bulunmaktadır. Tapınağın sütun oranları incelendiği zaman, merkezlerden sütunlar arası mesafe, sütun alt çapının 3.50 katı olduğu ve sütunların açık dizimde ara, eostilos yerleştirilmiş olduğu görülür. Ön cephesinde 4 sütun bulunması nedeniyle prostilos tipli tapınaklar grubuna dâhil edilmiş olan yapının ante[10] başlıklarında stilize yaprak ve rozet motifleri işlenmiştir. Tapınak çevresinde yapının üst yapısı ve cephe düzeni hakkında bilgi verebilecek çok sayıda mimari bloklar bulunmaktadır. Bu bloklar arasında ekinus ve abukustan oluşan dor başlıkları, üst kısmında uteeler bulunan düz arşidrav blokları, triglifleri düz bırakılmış triglif metov beton bloglarına ait parçalar, Eyson ve üzerinde yağmur suları toplayan oluklar ve çörtenlere ait izlerin görüldüğü sima blogları bulunmaktadır. Söz konusu mimari parçalar yardımıyla yapılmış olan tapınak, restitisyonunda yapının cephe düzenlemesinde, iki sütun arasına üç metof denk gelecek şekilde bir uygulamaya gidildiği görülmektedir. Tapınağın inşaat tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat yapı plan özellikleri ve mimari düzeni nedeniyle yoğun biçimde Pergamon’da Helenistik dönemde inşa edilmiş olan prostilos planlı, podyumlu tapınakların etkisini taşımaktadır ve bu etkileşimler çerçevesinde Roma Dönemi mimari özellikleri de kullanılarak yapılmış olan tapınağın, erken imparatorluk döneminde olasılıkla İ.Ö. 1.y. sonu İ.S. 1. yüzyıl başında yapıldığı düşünlmektedir. Üçlü metop sistemi, Anadolu tapınak sisteminde öncelikli olarak Pergamon’daki dor dzenli tapınaklarda kullanılmış ve ön plana çıkmış, daha sonra diğer örnekleri etkilemiştir. Pergoman’daki dor düzenli tapınaklar Seleukeia dor düzenli tapınağı ile, benzer nitelikler taşıyan Pergamon’daki Dionysos Tapınağı, Herai Basillia Tapınağı, yukarı agoradaki Zeus Tapınağı, yukarı gymnasionun batısındaki Aklekius Tapınağı ve orta gymnasiondaki Hermes, Herakles Tapınağı, Anadolu’daki en önemli ve en çok bilinen podyumlu prostilos tipli tapınalardır. Yapıya ulaşılmasını sağlayan merdivenlerin genişliği cephe genişliğinden daha azdır ve bu Roma döneminde görülen bir özelliğidir. Tapınağın hangi tanrı veya tanrılara adandığına dair bilgi verecek herhangi bir epifgafik ya da arkeolojik veri bulunmamaktadır. Kent sikkeleri üzerinde bir yapı içinde oturur tarzda Herakles betimi vardır ve söz konusu tasvirden dolayı kentte Herakles’e adanmış bir tapınağın olduğu düşünülmektedir. Yine kent sikkeleri üzerinde Zeus, Athena, Ares, Hekate ve Tike tasvirlerinin yorumlanması sonucunda bu tanrıların kültlerinin bulunduğu ve en azından bazılarının adına kentte tapınaklar yapılmış olduğu düşünülebilir.

Lyrbe Antik Kent’inde sur duvarlarından başka agora, anıtsal yapı, kuleler, hamam, kilise, tapınak, kütüphane, sarnıç ve mezar yapıları yer almaktadır. 1972-1979 yılları arasında, Prof. Dr. Jale İnan’ın başkanlığında İstanbul Üniversitesi ekibi tarafından yapılan çalışmaları sırasında bulunan heykeltıraşlık eserler ve mozaikler, bugün halen Antalya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Yedi Bilgeler mozaiği
Yedi Bilgeler mozaiği (Antalya Müzesi)
Yedi Bilgeler mozaiği (Antalya Müzesi)
Lyrbe Antik Kenti mozaiği (Antalya Arkeoloji Müzesi)

Lyrbe Antik Kenti’nin Kütüphanesinde bulunan “Yedi Bilgeler Mozaiği” yapılan kazı çalışmalarındaki en önemli eserlerdendir. Daha sonra yapılan kazılarda elde edilen eserler ise “Side Arkeolojik Müzesi’nde sergilenmektedir.

Şehirde bugün görülebilen kalıntılar Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Bunlar arasında Sur duvarları, Pamphylia bölgesinin en iyi korunmuş Agorası, hamam, tapınaklar, sarnıçlar, kilise ve mezar yapıları yer almaktadır. 1972-1979 yılları arasında Prof. Dr. Jale İnan başkanlığında İstanbul Üniversitesi ekibi tarafından şehirde sürdürülen kazılarda bulunan heykeltıraşlık eserleri ve mozaikler bugün Antalya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Daha sonraki yıllarda şehirden tesadüfen bulunan çeşitli eserler ise Side Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır.

Defineciler her tarafı kazıyor. Şehir merkezine biraz uzak bir mesafede yer alan tarihi kentte, havanın kararması ile birlikte kaçak defineciler tarafından yapılan kazı çalışmaları nedeniyle, tarihi kentte birçok yer delik-deşik hale getirilmiş durumdadır. Tarihi eserler parçalanıyor. Kaçak kazı çalışmaları yapan defineciler, kimi zaman  elektronik detektör yardımıyla kazılar yapıyor. Defineciler M.Ö. yapıldıkları tahmin edilen Helenistik, mozaik eserleri ise parçalayarak mozaiklerin ve tarihi eserlerin altında define arıyor. Lyrbe’deki görünür binaların kalıntıları Helenistik, Roma ve Bizans dönemine aittir. Şehrin en görkemli binası, Pamfilya’da bu dönemde en iyi korunmuş yapı olarak kabul edilen agoradır. Buna ek olarak lir ve surları, hamamlar, tapınaklar, mezarlar ve bir kilise kalıntıları da vardır.”[11]

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alıntılar Fotoğraflar Kaynaklar

http://www.mediterra.org/yayinlar/yuksek-lisans-tezleri

https://www.youtube.com/watch?v=IZ6aFJq5Tas

http://www.antalyakulturturizm.gov.tr/TR,67573/lyrbe-seleukeia.html

http://www.dunyayanibasimizda.com/seleukeia-lyrbe-antik-kenti-manavgat/

https://www.flickr.com/photos/carolemage/8670550343

http://www.antalyamuzesi.gov.tr/tr/mozaik-salonu

[1] Kaynak: “Lyrbe”, Dünden Bugüne Antalya II. Cilt, Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2012,   Antalya, s.216

[2] Rektegonal Tekniği: Helenistik Dönemde surlarda uygulanan taşların dış yüzlerinin hafif şişkin olarak işlendiği bir tekniktir.

[3] Cella: Cella ya da naos (Yunanca: ναός), pagan tapınaklarında ve Hristiyan ibadethanelerinde bir mimari bölüm. İlk olarak Yunan tapınaklarında görülen ve yalnızca din adamlarının girebildiği kutsal bir alanken Hristiyan ibadethanelerinde halkın ibadet ettiği ana kısmı niteler hale gelmiştir.

[4] Prostylos: Tapınağın ön cephesinde sütun dizisi bulunan plan tipidir. Antelerin ön kısmında da sütun bulunmaktadır. Bu plan tipinde anteler kısadır.

[5] Arlidrav: (İtalyanca: architrave), bir sütun başlığının üzerinde duran bir lento veya kiriştir. Klasik mimaride mimari bir unsurdur. Bu terim, dikey elemanlar da dahil olmak üzere, bir çerçevenin kapı veya pencere etrafında bulunan bir çerçevenin tüm kenarları için kullanılabilir.

[6] Pronaos (Yunan), klasik bir tapınak ya da eski bir Hıristiyan kilisesinin salonu, genellikle ön açık bir portik.

[7] Krepis: Kökeni eski yunanca’ya dayanan ve iki farklı anlamı olan bir terimdir.1) “platform”, bu anlamıyla mimaride kullanılmış. zeminde bir “krepis” yapılıp üzerine bir şeyler inşa edilmiş. örneğin pantheon’un girişindeki basamaklı yapı krepis örneği. 2) Eski Yunan’da askerlerin giydiği sandalet.

[8] Nir: Kayaların delinebilmesi, belli ve sabit koşul larda standard olarak kabul edilen bir delik delme makinesinin bir dakikada o taşta delmiş olduğu delik boyudur.

[9] Koplomera: Kum ve çakılların basınçla birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu oluşan kütlelerdir. Antik Çağ’da özellikle sağlam olması istenen sütun gibi yapılarda kullanılmıştır.

[10] Ante: Antik tapınaklarda cella duvarlarının giriş cephesinin iki yanından ileri doğru uzanan çıkıntılarının ucunda yer alan pilastr. Plastır: Dörtgen planlı ve bir yanından duvara bitişik yarım sütun.

[11] https://www.youtube.com/watch?v=IZ6aFJq5Tas