Oinoandalı Diogenes’in Epikurosçu Yazıtını Dünyaya Tanıtmalıyız

Oinoanda Antik Kenti Likya bölgesinde Ksantos vadisinin kuzeyindedir. Kente, Muğla İncealiler Köyünün 30-40 dakikalık dar bir patika yoldan sonra ulaşılır.

Oinoanda Antik Kenti, Hitit çivi yazılarında Wiyanawanda / Winuwanda olarak geçmektedir. Hititçe wiyana, şarap anlamına gelmektedir. Hitit çivi yazılarında Ksanthos’a karşı yaptıkları bir seferde burasının Lukka Ülkesi’nin bir bölgesi olduğu belirtmiş. Hititlerin M.Ö. 1700-1200 tarihleri arasında etkin bir güç oldukları düşünülecek olursa, bahsi geçen metni günümüzde doğrulayacak bir görsel emareye rastlanmamış. Kentte en erken kalıntı, kentin güneyinde yer alan ve M.Ö. 200’lü yıllara tarihlenen sur duvarları. Sur duvarındaki işçiliği güzelliği örgü tekniğindeki özellikli ve surun beşken kulesi en dikkat çeken unsuru.

Romalı General Lucius Licinus Murena

M.Ö. 2. yüzyılda Oinoanda,  Kbyra, Balbura ve Buban kentleri dörtlü ittifak (tetrapolis) yapar. Bu ittifak sayesinde iki oya sahipken, M.Ö. 84 yılında Romalı General Lucius Licinus Murena bu ittifaka son verir. Bunun sebebini Romada’daki Brutal iç savaşını desteklediğine yoran tarihçiler de vardır. Bu tarihten sonra kent, Roma İmparatorluğu’nun Likya eyaletinden biri olarak varlığını sürdürür. Erken Bizans döneminde şehir, en büyüğü aşağı agoranın doğusunda, tapınağın yerine inşa edilen kiliselerin yapına tanıklık etmiştir. Oinoanda Antik Antik Kenti erken Hristiyanlık döneminde Myra Antik Kenti’nin piskoposu yetkisi altındaydı. Agora, şehrin merkezinde bir ticaret merkezidir.

 

 

 

Kentin tepe yamaçlarına hemen hemen Roma dönemine ait mezarlar ile çevrilidir.  Bunların büyüklüğü M.S. 2. yüzyılın II. yarısına tarihlenen Licinnia Flavilla tarafından yapılan Hereon’dur. Bu anıt mezarda I. Flavilla’nın ailesinin soyağacını veren bir yazıt yer almaktadır. Bu yazıtta Roma Dönemi’nin Likya seçkinlerinin tanımamız mümkün olacaktır. Kentin tarihiyle ilgili daha geniş bilgi almak için bakınız http://blog.delphinhotel.com/wiyanawarda-winuwanda-oinoanda-antik-kenti-likya-uygarligi-filozof-oinoandali-diogenesin-dunyaca-taninmis-en-unlu-yazitlarinin-sehri/

Benim bu yazımda asıl anlatmak istediğim Oioanda Antik Kenti’nde yaşamış kendisine Diogenes (Diyojen) diye hitap edilen filozof, bilgin… Oioandalı Diojen’e tesadüf etmem benim için henüz çok yeni. Likya Uygarlığı konusunda hazırladığım yazılar vesilesiyle yaptığım araştırmalardan çok şey öğrendiğimi ve tarih bilgimiz yeniden gözden geçirmem gerektiğini öğrendim. Açıkçası bu yazı dizisi bana çok şey kattı. Bu yazıları yazmasaydım Oioandalı Diogenle nasıl tesadüf edecektim mesela? Halk böyle olunca, yüzyıllar öncesinden yaşamış ve düşüncelerine kayalara yazarak günümüze kadar gelmesine vesile olan bu güzel düşünceli bilgeyi sizlerin de tanımasını çok istiyorum.

Prof. Martin Ferguson Smith, Oionion Antik kenti’ne ilk defa 1968 yılında gelir.

Muğla il sınırları içerisinde olsa da Antalya’ya çok uzak olmayan ve Likya Uygarlığının sınırları içerisinde yer alan Oioandalı Antik Kenti’nin varlığından ilk defa İngiliz seyyahların 1840’lı yıllarında yaptığı seyahatler sırasındaki keşifle haberdar oluyoruz. İlk planı 1847’de çıkarılır ve 1884 yılında 88 parça tarihi eser bulunur ve Oinoandalı filozof Diogenes’in Epikurosçu öğretisinin anıtsal bir biçimde ölümsüzleştiği yazıt olarak belirlenebilen edebi bir yazıtın parçaları üzerinde yoğunlaşılması ise 1973 yılından sonra Oioanda Antik kenti’ne gelen Prof. Dr Martin Smith sayesinde olacaktı. Martin Smith, Oioanda Antik Kenti’ne aslında ilk kez 1968 yılında gelmiştir ve fakat onu buraya çeken bir şeyler vardır. Oinoandalı Diogenes düşüncelerini uzun bir yazıt halinde kentteki kuzey stoanın duvarlarına kazımıştır, ancak yapı yıkılıp parçalar dağıtılınca kentin her yerinde bu yazıttan parçalar halindedir ve bu yazıttaki bilgilerle ilgili hiçbir veri yoktur.

İşte, 1973 yılından beri bu ören yerinde çalışan Prof. Martin Ferguson Smith ise, Oioandalı Diogenes’in taşa yazdığı ve dünyanın en büyük yazıtı olduğunu iddia ettiği bu yazıtları bulan, okuyan ve dünyaya tanıtan önemli bir isimdir. Sonrasında ise onun kişisel desteği ve çabalarıyla birçok çalışma arkadaşı ile birlikte Oioanda Antik Kentin’de yaptığı çalışmalarla önemli bir yol alır. Bundan sonra okuyacağınız metinler, tamamen kendi ağızlarından Oioandalı Antik kenti ve Oioandalı Diogenes hakkında söylediklerini kapsamaktadır. O nedenle kendini Oioanda Antik Kenti’ne ve “Oioandalı Diogenes” diye isim taktığı filozofun yazıtında yazanları dünyaya tanıtarak eserlere sahip çıkmaya adamıştır… Bulduğu taşı öpen bu özel bilim adamının bizler için yaptığı çalışmaları ve herkesin tanımasını, tarih bilincinin oluşturulması açısından da çok değerli buluyorum…

Aşağıda, Martin Smith ve bilim adamı arkadaşlarının Oioanda Antik Kenti hakkındaki araştırmalarını meraklıların nefeslerini tutarak okuyacaklarını umut ediyorum.

Prof. Martin Smith’in genişliğinin 65 ila 80 metre arasında olduğunu tahmin ettiği, dünyanın en büyük felsefi yazıtı.

“Dr. İng. Martin Bachmann: Antik dünyanın en büyük yazıtı olarak tarif edebiliriz. Martin Smith, genişliğinin 65 ila 80 metre arasında olduğunu tahmin ediyor.

Dr. Martin Smith: Burasının en özel yeri kitabeleri.  Antik dünyanın en büyük yazıtı yükseklik yaklaşık 3.60 cm Diogenes bugün yaşasaydı, mesajını vermek için hiç kuşkusuz interneti kullanırdı. Ve böylece yapmaya çalıştığı şeyi çok daha kolay ve ucuza yapmış olurdu. Onionion’da ilk kez 43 yıl önce 1968’de geldim. Diogenes’in o olağanüstü insanın bu dikkat çekici yazıtı diktiği yeri görmek için. Bir tür kutsal yolculuğa çıkmıştım. 19. yüzyılda, önce Fransız, ardından Avusturyalı araştırmacılar buraya gelmiş ve 88 parçasını bulmuşlardı. Ama ondan sonra çalışma yapılmamıştı.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Eskiçağda dünyanın hiçbir yerinde bu boyutta felsefi bir yazıt yoktur. Çin’in doğusunda milattan sonra 5.-6. yüzyıllara ait açık arazilerdeki Budistik kaya yazıtları gibi benzerleri olsa da buradaki açık arazide değil, kentin içindedir. Bu kentte, bir kamu yapısı olan stoada ahlaki ve felsefi öğütler bulunmaktadır.

 

 

 

 

 

 

Dr. Martin Smith: 1968’de sahadaki ilk günlerimde 19. yüzyılda bulunan parçaların çoğunu yeniden keşfettim. Bir gün, incealiler’den genç bir Türk köylüyle piknik yapıyorduk. Bu noktaya geldik ve öğle yemeği yemek için oturduk.  Ben şişeden gazlı bir içecek içecektim.  Şişenin metal kapağını açmak için bir şey gerekti. Ben de o sırada toprağın içinde şuraya kadar gömülü olan bu taşı kullandım. Üstünde epeyce aşınmış harfleri görebiliyordum. Daha önce yayımlanmış metinleri inceleyince bunun yeni bir parça olduğunu fark ettim. Ve böylece oldukça ilginç ve önemli bir öykü başlamış oldu.

 

 

 

 

 

 

Prof Jürgen Hammerstaedt: 1884’te ilk bulunan parçalardan biri bu büyük taştı. Ve bu yazıtın üstünden bulunduğu yapıyla ilgili ipuçları içeriyordu. Bu satırların Martin Smith tarafından yapılan çevirisini okumak hoş olabilir. “Hayatımın son baharına geldim, artık yaşlılık yüzünden dünyadan ayrılmanın eşiğinde bulunduğumdan, ölüme teslim olmadan önce haz doygunluğunu kutlamak için hoş bir ezgi bestelemek ve böylece şimdi yetkin kişilere yardım etmek isterdim. Sadece bir kişi veya 2 veya 3 veya 4…” Prof Jürgen Hammerstaedt: 5 veya 6 kişi yanlış fikirlerle, onun deyimiyle hastalanmış olsa, onları birer birer ziyaret edecek ve elimden gelen en iyi öğütleri verecektir. Ama ona göre aslında çoğu kişi yanlış fikirlerle hastalanmıştır. Ayrıca sayıları artmaktadır, çünkü birbirlerini taklit ederek, hastalığı tıpkı koyunlar gibi birbirinden kaparlar.”

Martin Smith: Ve kendini bir doktor olarak görür. Felsefenin, zihnin, ruhun ilacı olduğu düşüncesi Epikurosçu felsefede son derece belirgindir.

“gelecek kuşaklara yardımcı olmak da doğrudur. Çünkü henüz doğmamış olmalarına rağmen onlar bize aittir. Dahası, insanlık sevgisi bizi buraya gelen yabancılara da yardımcı olmaya teşvik eder. “

Martin Smith: Onlardan söz edilişi “yabancılar” diye söz eder, çünkü aslında yabancı diye bir şey yoktur. Çünkü bütün dünya insanlar için tek bir ülkedir.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Yazıt yedi taş katmanından oluşmaktaydı. Buradaki bütün en alt katmana ait. Bu etikle ilgili bir incelemeydi. Hemen altında Epikuros’un maksimlerinden oluşan hat uzanmaktaydı. Bu çok önemli, çünkü Epikuros’un maksimleri uzmanlar tarafından biliniyordu. Böylece eksik parçaları hesaba katarak yazıtın büyüklüğü hakkında bir çıkarım yapabiliriz.

Martin Smith: Yazıttan bildiğimiz kadarıyla yazıtın tümünün de önsözü olan Fizik bölümü önsözünde Diogenes’in sözlerinden bildiğimiz kadarıyla, yazıtını bir “stoa”ya, sütunlardan oluşan bir yapıya oydurtmuştu. Stoanın tam olarak nerede bulunduğunu bilmiyoruz, ama Helenistik çağda ve erken Roma döneminde, kentin Pazar yeri veya agorası olan Esplanade’ın üstünde veya çok yakınında olduğunu tahmin ediyoruz.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Bunun üstünde, yaklaşık 40 santim yükseklikte fizik hakkında bir metni içeren başka bir katman vardır. Epikuros fiziği, atomcu bir fiziktir. Bu çok önemli, çünkü günümüzde kullanılan fizik modeli hala atomcu bir fizik modelidir. Ardından üçüncü katmanda Diogenes’in mektupları ve yekpare taşlara Diogenes tarafından yazılmış maksimler vardı. Dördüncü bir katmanda da kısmen Diogenes tarafından yazılmış, kısmen de Epikuros’a atfedilen mektuplar bulunuyordu. Diğer üç katmansa, yaşlılık hakkında bir metni içeriyordu.

Martin Smith: Buradaki metin, Diogenes’in fizikle ilgili incelemesindeki, yani Diogenes’in gözdesi Epikurosçuluk karşıtlarının rüyalarının boş hayal ürünü olduğu yönündeki kuramlarını ve Epikurosçulara göre, rüyaları gerçek kabul ederek onlara çok fazla önem atfeden Demokritos’un görüşünü çürütmektedir.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Burada on satırlık bir yazı görüyoruz. Bu muhtemelen Epikuros’un annesine yazdığı bir mektup. Burada sözü geçen, aslında oldukça bilinçli bir durum. Oğul yurtdışında bir yerde öğrenim görüyor. Anne de oğlunun gelirini ve iyi yaşayıp yaşamadığı konusunda endişe ediyor. Epikuros da ona rüyanın kötü şeyler olmadığını falan açıklıyor. Hayatının her gün iyiye gittiğini, mutluluğunun “tanrılarınkine eş” –“isotheon”- olduğunu söyler.

Martin Smith: Epikurosçu tutum, bu karşıt görüşler arasında ortada bir yerlerdeydi. Rüyaların büsbütün gerçek olduğuna inanmıyorlardı. Ama aynı zamanda, insanlar üzerindeki etkilerinden dolayı, gerçek bir tarafları olduğunu düşünüyorlardı. İnsanı korkuyla terleten karabasanlar ya da bu metinlerde belirtildiği üzere, meni atımına yol açan erotik düşler örneklerinde görüldüğü gibi,

Martin Tepesi

Prof Jürgen Hammerstaedt: Burası “Martin Tepesi” dediğimiz yer, çünkü Martin Smith 1970’lerde bu sayede çok sayıda Dıogenes bloğu bulmuştu. Blogların en ilginç olanlardan biri de Homeros’da, kızan, öfkesine hakim olamayan tanrılar vardır. Yine Yunan mitolojisinde Herkules ve Nemeres gibi insanlara hizmet etmek zorunda olan, öfkeli olarak tahayyül edilen tanrılar vardır.

Martin Smith: Diogones esas olarak Tanrı’nın veya tanrıların dünyayı kendilerinin ve insanların yararlanması için yarattığı, insanlarla tanrıların ortak kenti olarak yarattığı şeklinde Stoacı görüşe karşı çıkıyor. Diogenes bu görüşü değersiz buluyor ve çeşitli argümanlarla geçersiz kılmaya çalışıyor, başka şeylerin yanı sıra, dünyadaki kusurlara dikkat çekiyor.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Bu sütündeki, Diogenes tanrılarla ilgili düşüncelerimizin ayrıca tanrı tasarımlarımızın, tanrılarla ilgili imgelerin cana yakın olması gerektiğini belirtiyor. Onlar gülümsemeliler ki onları gördüğümüzde korkmak yerine biz de gülümseyelim.

Hayatın tadını çıkaran birinden söz ettiğimizde genellikle aklımıza içki içen veya benzer şeyler yapan biri gelir. Ancak bu kısa süreli bir hazdır. Ve ertesi gün her zaman o kadar hoş değildir.  Hedonizmi “hazzın bilimi” olarak görebiliriz. Epikurosçu hedonizm, hazları daha akılcı bir biçimde inceler.

 

 

 

 

 

 

Martin Smith: Epikurosçular, hareketle oluşan hazları, yani kinetik hazları statik hazlardan yani daha az yoğun olmasına rağmen daha kalıcı ve değerli olan, dinlenme durumunda oluşan hazlardan ayırmışlardır.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Epikurosçu felsefede, ölümden sonra ruhun dağıldığına, böylelikle öldükten sonra hiçbir şey hissetmediğimize, cennetin veya öbür dünyanın olmadığına inanılır. Bu yüzden yaşadığımız sürece her şeyi doğru yapmamız önemlidir, çünkü mutluluğumuzun tek ölçütü hayatımızdır.

Martin Smith: Eskiçağlarda, hazzın en yüksek değer olduğuna inanan başkaları da vardı. Kireneli Aristippus’un kurduğu Kirene Okulu bunların başında geliyor. Onlar kinetik hazların değerine inanıyordu. Düşünceleri, “mümkün olduğunca, alabildiğince çok haz almaktır.”.  “Etkilerine büsbütün kayıtsız kalarak…” demiyorum ama bu konuda, Kirenelilerde Epikurosçular arasında ciddi bir görüş farkı vardı. Ancak Eskiçağda Epikurosçuluğu eleştirenlerin çoğu Epikurosçu bakış açısını tam olarak anlamıyordu ve Epikurosçuları sadece midenin hazlarıyla ilgilenmekle suçluyordu. Bu tek kelimeyle haksızlıktır.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Diogenes sadece bir parça ekmeğe ihtiyacımız olduğunu, yatacak bir yere ihtiyacımız olduğunu, fakat bu yerin daha sonra acı hissettirmeyecek bir yapıda olmasının daha sonra acı hissettirmeyecek bir yapıda olmasının yeterli olduğunu yazıyordu. Giyeceklere de ihtiyacımız vardı, ama bunlar basit olabilir, acıtmasınlar yeter.

Martin Smith: Bedensiz haz, acıdan arınmış olmaya dayalıdır, “aponia”. Ruhsal haz ise “ataraksia”dır, yani, huzursuzluktan arınmış olmak.

Hakikati isterseniz devasa bir taş kütlesine kazıyın, sonuçta yine anlayanı çıkmayacak, toprağa karışacak ve yine anlaşılmayı bekleyecek. İnsanlar hakikati araştırmak yerine boş inançlarla meşgul oldukça yıkıntılar arasında dolanmayı, hakikat harabeye dönmeden önce aslında “nasıl bir şeydir” diye merakla ve hayıflanarak sorular sormayı, kaderimiz olarak benimsemeliyiz.

“Gençliğimizde, Epikurosçuluğun günümüz dünyasında popüler hale gelebileceği görüşüne katılırdım. Şimdi bunlardan oldukça umutsuzum doğrusu. Ama bu 7 yüzyıl boyunca benimsenen bir felsefeydi, ama aynı zamanda bir yaşam biçimiydi. M.Ö. 3. yüzyıldan, M.S. 4. yüzyıla kadar. O zamanki insanların işine yaramıştı. Bizim işimize yaramaması için de hiçbir neden yok aslında.” (Martin Smith)

Prof Dr. Jürgen Hammerstaedt: “Epikurosçu felsefenin özü tam da şu anda gerçekleşmekte olan hayatımıza önem vermektir, yani şimdiki zamanı düşünmek, gelecek için pek fazla endişelenmemek ve anıların tadını çıkarmak.”

Martin Smith: Epikurosçuluk, Eskiçağda bir dostlar topluluğuydu. Dostluk, Eğikurosçu felsefenin can damarıydı. O kadar ki, Epikuros dostluğa “ölümsüz iyilik” diyordu. Bununla, sıradan insan dostluğunda daha büyük bir şeyi, aynı idealleri ve aynı felsefeyi paylaşan insanların dostluğu ve arkadaşlığını kast ediyordu.

Prof Dr. Jürgen Hammerstaedt: Epikurosçular diğer felsefe okullarından farklıydı. Epikuros Atina’daki okulunu kurduğunda bunu Stoacılar gibi, büyük bir stoaada veya Platon ve Aristoteles gibi bir gymnasion’da kurmamıştı. Onun yerine, bir bahçe satın aldı. Bu bahçede bir ev vardı. Herkes bir arada yaşıyordu.

Martin Smith: Epikuros’un okulunda kadınlar vardı. Kadınlar bu topluluğa dahildi. Epikuros kadınları okuluna kabul eden ilk Yunan flozoftur.

Prof Dr. Jürgen Hammerstaedt: Her şeyi paylaşıyorlardı. Hatta Atina’nın sıkıntı çektiğini bir dönemde yüzlerce insanın hayatta kalması için gerekli malzemeleri verdiği söylenir.

Epikürosçulara göre doğaüstü güçler, günlük olaylarla doğrudan ilgilenmezler. Ancak yine de dileklerimiz ve isteklerimiz bir başka açıdan önemlidir. Epikuros şöyle der; “İsteklerimizin bazıları doğadan gelir bazıları ise boştur. İstekleri yanılmadan incelersek bedenin ve ruhun sükûnu için neye çalışmak ve neden kaçınmak gerektiğini öğreniriz. Çünkü ancak bunların ikisi mutlu bir hayatı meydana getirirler.”.

Bu hattın tamamını kazmak iyi olacaktır.

Martin Smith: Oinoanda’daki tek bilimsel kazı 1997’de yapıldı. Esplanade’da üç noktayı kazdık. Burada yaptığımız küçük kazı son derece başarılıydı, ancak çok sınırlıydı. Bu hattın tamamını kazmak iyi olacaktır.

 

 

 

Licinnia Flavelli ve eşi.

Prof Dr. Jürgen Hammerstaedt: Mimarik yazıt arasındaki ilişkileri biraz daha aydınlatmak istiyorum. Büyük bir kazıbüyük bir ören yerini tamamen değiştiriyor. Mesele bütün ağaçları kesmesi lazım, belki küçük sondajlar, bizlere bir sonuç verebilir. Epikaf uzmanlar için bu gerçekten bir eldorado. Çok zengin bir yer. Diogenes’in yazıtı var, bir Demostenae’in yazıtı var ve üçüncü önemli yazıt Lıcınıa Flavilla mozele önünde yazdığı yazıtlar.  (Dr. İng Martın BLachmann)

Martin Smith: Diogenes’in yazıtı Oinoanda’daki tek önemli şey değil. Helenistik ve erken Roma dönemlerinde çok önemli olan bu bölge hakkında çok daha fazla bilgi edinmek istiyoruz.

“Diogenes bugün yaşıyor olsaydı kendi toplumu hakkında yaptığı yorumların aynısını bugünkü toplum için de yapardı. Çoğu kişi yanlış fikirlere sahip. Varlıklı insanlara bakın, dünyanın kudretli insanlarına bakın, politikacılara ve benzerlerine bakın. Aslında mutlu bir hayatları yok. Diogenes onlara, ‘kendi çağdaşlarına verdiği öğüdü verirdi. Arzularınızı sınırlayın, sakin bir hayat yaşayın, felsefe çalışın elbette ve dostluklar kurun!.” (Martin Ferguson Smith)

Tepede, oralarda bir yerde çalışıyordum. Genç bir köylü arkadaşım gelip bana seslendi: “Martin Bey, yeni taş buldum!” Beni bu yokuştan aşağı indirdiği zaman, buldukları Diogenes’e ait olamaz diye düşündüm, çünkü alanın bu bölümünde hiç Diogenes fragmanı bulunmamıştı. Dediğim gibi hastaydım. İşte bu kapı boşluğuna geldiğimde gözlerime inanamadım. Aynı yerde altı yeni parça. Olağanüstüydü. Bir taraftan çok sevindim. Bir taraftan da çok hasta olduğum için bunların hepsini nasıl kayda geçeceğim diye düşündüm, çünkü fotoğraflarını çekmek, baskı suretlerini çıkarmak, kopyalayıp resimlerini çizmek zorundaydım. Fakat o kadar heyecan vericiydi ki. Bence burada içinde bulunduğum en önemli keşif buydu.

Yaptığı işe son derece saygı duyan ve yaşına, tüm zorluklara rağmen, bilimle uğraşıp Oionegenesli Diogenes’in Epikurcu felsefesini ortaya çıkartmak için canla başla çalışan, ne zaman Oinoanda^ya gelse, bu çalışmayı yapmasına yardımcı olan tesadüfen bulduğu taşı öpen Martin Simith’i saygıyla anıyorum. Umarım bizler de bu tarih bilincini çocuklarımıza aşılayabiliriz. Ayrıca işini sevmeyen herkese örnek olması dileğiyle.

İşte buraya ne zaman gelsem bu taşı öperim. Çünkü Diogenes’i seviyorum, buradaki çalışmayı seviyorum. Ve bu çok önemli.

Prof Jürgen Hammerstaedt: Yazıt öyle bir şekilde yazılmış ki felsefe eğitimi almamış biri tarafından da okunabilir.”

 

 

 

 

 

 

 

Silvan Güneş

Biyografi yazarı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar