Olympos Antik Kenti – Antalya

Olympos Antik Kenti  – Antalya

Olympos Antik Kenti (O dönemlerde kullanılan bir hamamdan geriye kalanlar)
Olympos Antik Kenti, ilçenin de en kıymetli noktalarından biridir. MÖ 2.yüzyıla uzanan tarihi ile etkileyici kalıntıların sahibi olan kenti görmeye değerdir.
Binlerce yıl önce en önemli liman kentlerinden olan Olympos, önce Zeus sonra korsanlar şimdi de sıradışı tatil yapmak isteyenlerin hakimiyeti altında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Olympos Antik Kenti Antalya’nın batısında Kumluca İlçesi sınırları içinde, Kemer ile Adrasan arasında yer alan önemli bir liman şehridir. Antalya’da bir Likya Kenti olan Olympos’un bu adı 16 km kuzeyinde bulunan 2375 metre yüksekliğe sahip Tahtalı Dağı’ndan ya da Musa Dağı’ndan aldığı sanılmaktadır. Antalya’ya 87 km uzaklıkta olan Oliympos Antik Kenti aynı zamanda yine bir liman şehri olan ve Hellen dilinde “tanrı esirger” anlamına gelen, Bilge Umar’a göre ise Luwi kökenli “deniz kentçiği” anlamına gelen “Passala’dan geldiğini öne sürülen Phaselis’e de komşudur.

 

Olympos Yunan Mitolojisinde tanrıların oturduğu “yeryüzündeki cennet” Anadolu’da, Ege ve Akdeniz kıyılarında, Yunanistan’da 20’den çok Olympos bulunuşu karışıklığa yol açmaktadır. “Yüce, ulu dağ” anlamına gelmekteyse de çok sayıda Olympos olması doğaldır. Tanrıların kralı Zeus’un meskeni olan Olympos, Zeus’un yanı sıra, aslında Anadolu’nun tanrıları olan ve fakat çok sonralar Yunanların Anadolu topraklarına gelip, buradaki tanrıları benimsemeleri üzerine hepsinin Yunan Mitolojisine ait olduğu söylenen 12 büyük “tanrıların evi”dir. Bu tanrılar; Zeus, Hera, Poseidon, Ares, Hermes, Hephaistos, Afrodit, Apollo, Athena, Artemis’tir. Bunların dışında 12 Olympos Tanrısı’nın içinde kimi zaman yer alıp kimi zaman yer almayan tanrılar ise; Hades, Demeter, Dionysos, Hestia’dır.

Roma İmparatoru Marcus Airellis (Antalya Müzesi)
                                                         Likya’nın sikkesinde Chimera

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Olympos’ta bulunan sanat yapıtlarının tarihi Bizanslılardan başlayarak Roma döneminden Likyalılar’a kadar uzanır. Kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, İÖ II. yüzyıla ait Likya sikkelerinde yer aldığı ve Likya Birliği’nde üç oy hakkına sahip yedi şehirden biri olması nedeniyle, Likya Birliği’ne bağlı olduğu düşünülmektedir. Kentin günümüze ulaşan kalıntılarının çoğu orman içinde ağaç ve çalılarla örtülüdür. Günümüzde başlatılan kazı çalışmaları sayesinde Olympos Antik Kenti’nin silueti yavaş yavaş ortaya çıkarken, bulunan bilgilerle ışığında Olympos Antik Kenti’ne ait bilgiler ileriki zamanlarda tarihi daha çok aydınlatacaktır. Günümüze kadar uzanmış kalıntıları genellikle doğudan batıya doğru denize akan bir ırmağın ağzında ve dağılmış her iki yakasındadır.
Olympos Antik Kenti’ni ikiye bölen nehir ağzı. Bölgede bu türden oldukça çok anıt mezar bulunmaktadır.
Roma İmparatoru Marcus Aurellis adına yapılmış bir tapınağın kapısı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     Kaptan Eurodos’a ait lahit

Kenti ikiye bölen nehir yatağı, bir kanal içine alınmış ve her iki yakası da iskele olarak kullanılmıştır. Güney kıyıda, Hellenistik dönemin çokgen örülü duvarı ile yanındaki Roma ve Bizans onarımlarını işaret eden bölümü görülmektedir. Nehir ağzına yakın bir yerde küçük ve dik akropelde geç dönemlerden kalan yapı kalıntıları yer alır. Irmağın güney kıyısında Hellenistik temelli ve Roma onarımlı küçük tiyatronun girişinin bir yanı korunmuş olsa da geri kalan kısmı oldukça harap vaziyettedir. Irmak ağzının 150 m. Batısında tapınak kapısı bulunmaktadır ve kapı önündeki heykel kaideden, Roma İmparatoru Marcus Aurellis (İS 172-173) adına yapıldığı anlaşılmakla birlikte, bu İon düzeninde küçük bir tapınağa ait ancak birkaç mimari parçadır.  Antalya Müzesince yürütülen kazılar neticesinde nehir ağzının hemen yanında, kayalığın oyuğunda “Kaptan Eurodos”a ait olan lahdi” gün yüzüne çıkartılmıştır. Lahitte duygu dolu şiirsel ithaf yazıtında kaptanın adını vermesi, hem de uzun kenarındaki gemi kabartmasında gemisinin şeklini vermesi açısından büyük önem göstermektedir.

 

 

 Porto Ceneviz Koyu (Antalya)
     Porto Ceneviz Koyu (sağda) ile küçük bir kara parçasından ayrılan Sazak Koyu (solda)  – Antalya

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lahit mezarlar bakımından oldukça dikkat çekici olan bölge, her bakımdan görülmeye değerdir.

Olympos’un izine tarihi kayıtlarda bakıldığında MÖ 78 yılında, Sicilya’da Zeneteces adındaki bir korsanın deniz savaşında yenildiği seneye rastlamaktadır. Gemilerini Porto Ceneviz ve Sazak’ın gizli limanlarına saklayarak civardaki tün kıyı şeridini hâkimiyeti altına Zenecetes, Olympos’u da kendisine kale yapmıştır. MS 43. Yüzyılda Likya Roma İmparatrluğu’na katılarak şehir yeniden Roma hâkimiyetine geçtikten sonra “ager publicus” (satışa çıkartılmış veya kiraya verilmiş Roma mülkü” olarak ilan edilmiştir.

Korsanlar, doğu ülkelerinin birçoğunda yaygın olarak inanılan ve Pers Mitolojisinde saf ruh ve ışık tanrısı olan Tanrı Mitres için garip kurban törenleri ve gizli törenlerin yapıldığı anlaşılmaktadır.

Olympos, Roma Hristiyanlaşma süreci içerisindeyken bir piskoposa ev sahipliği yapmıştır. 3. Yüzyıldan itibaren korsanların sürekli şehre saldırmaları sonucu şehrin nüfusu azalara önemini kaybetmiştir.

Yanartaş Tepesi

                 Yanartaş Tepesi – Çıralı

Olympos Antik Kenti’nin 7 km batısında, Tahtalı Dağı’nın eteklerinde, deniz seviyesinden 250 m yüksekliğinde “Yanartaş Tepesi” bulunmaktadır. Günümüzde ormanın içinde ve açık bir kayalık alanda 20 kadar ateş bacası vardır. MÖ 4. yy’dan beri yazarlar yanan bu taşın gizeminden söz etmektedirler. Ateşin bulunduğu yerin yakınlarında Bizans dönemi klişesine ait kalıntılar vardır. Bölgede bilinen en eski yapı, Hephaistos’a adanmış bir tapınaktır ve günümüzde o tapınaktan geriye çok az bir kalıntı kalmıştır.

2000 yıldan fazladır yanmakta olduğu, tarihi kayıtlara göre anlaşılan Yanar Taş, Yunan Mitolojisi’ne göre Olimpiyat Meşalesi’nin oluşturulduğu yerdir. Yörede 300-350 yükseklikteki tepe üzerinde tarih öncesinden bu yana hiç sönmeyen bir alev günümüzde de halen yanmaktadır. Bu alevle ilgili olarak MÖ 8. Yüzyılda İzmir ya da Sakız Adası’nda yaşadığı sanılan, Yunan duygu ve düşüncelerinin ilk örneği olan İlyada ve Odysseia Destanlarının yazarı İyonyalı Ozan Homeres, yapıtlarında Bellorophontes Söylencesi’ni anlatmaktadır.

Bellerophontes Söylencesi

Hipponoes “tanrıların öğeleri olarak yarattıkları” bir erkek güzelidir. Ormanda avlanırken kazara kardeşi Belleros’u öldürdüğü için kendisine “Belleros’u yiyen” anlamına gelen “Bellerophontes” adı verilmiştir. Kardeşini öldürdüğü için ülkesini terk eden Bellerophontes, Tipins Kralı Proitas’a sığınır. Kralın karısı, Bellerophontes’e aşık olur. Ancak Bellerophontes onunla ilişki kurmayı kabul etmeyince Kraliçe; “Öl ey Proitos ya da gebert Bellerophontes’i. O ki, gönlüm olmadan beni aşkı ile sarmak istedi.” Diyerek, Bellerophontes’a iftira atar. Ancak Proitos kendisine sığınan birini öldürmekten kaçınır ve onu, içinde “Bu mektubu getiren şahsı bu dünyadan kopar. O ki, karıma yani senin kızına tecavüz etmek istedi.” yazılı olan bir mektupla kayınpederi olan Likya Kralı İobates’e yollar. Ancak İobates mektubu, Bellerophontes’i dokuz gün ağırladıktan sonra okur ve konuğunu kendisi öldürmek istemez. Ona ölümüne yol açacak bir görev vererek, başı aslan, vücudu keçi, kuyruğu yılan olan ve ağzından durmadan alevler saçan Chimera adlı canavarın öldürmesini ister.

Etrüsk ( (İtalya’nın Tiber ile Arno nehirleri arasında yaşamış halk) ) Aretimli, zamanının en güzel Chimera MÖ 400’de yapılmış bir heykelidir. Chimera, bir Anadolu kökenli efsane olsa da, bu efsanenin kökleri Mezopotomya’ya da dayanabilir. Korsanların Pers kökenli tanrı Mitres’e tapmaları, bu bağlamda değerlendirilmesi gereken önemli bir veridir.
          MÖ 350-340 Lauvre Müzesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bellerophontes bu işi başarabilmek için tanrıların yardımını ister. Kahin Polyeidos ona uçan at Pfesos’u yakalayıp ehlileştirmesini öğretir. Tanrıça Athena’dan da bu ata binmesini sağlayacak gemi alır. Böylece kanatlı atı Pfesos ile Bellerophontes, Chimera’nın alevinden uçarak kaçabilir ve bu sayede canavarı yener. Mızrağı ile havadan canavarın üzerine öyle iner ki, mızrağı yiyen Chimera yerin yedi kat dibine gömülür, yalnız alevden dili yeryüzünün dışına çıkabilir.

                              Bellerophontes
Bellerophon’un Roma menşeli heykeli, Afrodisias, Türkiye. Bellerophon, Aphrodisias’ın kurucusu olduğu iddia edilen Lykian bir kahramandı. Kanatlı at Pegasos’u tutar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                       Pegausus – versus – cimera
  İobates ve Bellerophontes

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bellerophontes’in öyküsü sürer. Canavarı yenince İobates ona başka güçlü rakipler bulur. Bölgenin en savaşçı kavimlerinden olan Termessos’lu Solymler’in daha sonra da Amazonlar’ın üzerine gönderir. Bellerophontes bu iki savaşı da kazanarak güçlenir. Bunun üzerine İobates, Bellerophontes’e karşı kendi askerlerini yollar. Bellerophontes, Likya Ovası’ndaki savaşı da kazanır. Daha sonra Bellerophontes’e kızının iftira ettiğini öğrenir ve kızını ona verip ülkenin yönetimini onunla paylaşır.

Ancak, Bellerophontes, başarılarına dayanarak ölümsüzlerin arasında yer almak için kanatlı atı ile tanrıların dağı olan Olympos’a yükselmeye çalışır. Zeus, bir at sineği yollayarak Pfesos’u ürkütüp, Bellerophontes’i atından düşürür. At, gökyüzünde kalarak bir burç haline gelir. Bellerophontes ise yeryüzüne düşer, sakatlanarak eski saygınlığını yitirir. (İlyada, VI. Bölüm, 155-221)

Günümüzde tamamen sit alanı olan Olympos’ta yine aynı adı taşıyan ve

                          Bellerophontes

bungalov evler olmak suretiyle gelen misafirlere hizmet veren bir tesis bulunmaktadır. Bölgede bir zamanlar korsanların cirit attığı koylar ise yine turizm amaçlı olarak gelen misafirlerin keyifle gezip tatil yapacağı, belirli güzergâhlar doğrultusunda ilerleyen tekne turları ile görülmeye değer yerler arasındadır. Hem tatil yapıp hem de insanlık tarihine ışık tutan bu özel ve ilginç yerleri gezmek, sanırım tarihe merakı artıracağı gibi, farklı tatların ve anıların biriktirileceği özel bir tatil anlayışı ve fırsatını da değerlendirmek, tarihi anlamak açısından da önemlidir.

 

Silvan Güneş

Folklor Araştırmacısı & Biyografi Yazarı

Likya
Likya