Roma Döneminde Attalia/Antalya’da Siyasal ve Toplumsal Yaşam (İÖ 65-395)

“Bizans” adı 19. yüzyıl modern tarihçilerinin MS 395-1453 olarak tarihlenen tarihleri arasında, Doğu İmparatorluğu’na vermiş oldukları bir isimdir. Bu tarihler arasında kalan dönemi Roma İmparatorluğunun Anadolu topraklarındaki varlığını anlatmak üzere dünya tarihine yerleştirmeleri konusunda yapılan yanlışı, aslında bugünkü akıl ve tarih yazıcılarının düzeltmesi gerekmektedir. Tıpkı Roma İmparatorluğunun Anadolu’da varlık gösterdiği yüzyıllarda olduğu gibi, Bizans İmparatorluğu olarak belirlenen tarihler arasında kalan yüzyıllardaki varlığından söz ederken, Anadolu kentleri üzerinde tam bir hâkimiyeti olduğunu söylemek zordur. Anadolu kentlerinin hepsi, gerek Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu olarak tarihlenen yüzyıllarda şehir idarecileri tarafından bağımsız bir şekilde yönetildiği görülmüştür. O dönemin insanları, aynı bugün olduğu gibi kentlerini yönetecek ve kendilerine göre güçlü gördükleri kişileri lider seçip, halkın menfaatleri doğrultusunda hayatlarını huzur içinde geçirecekleri şekilde yönetilerek yaşamlarını sürmeye talip olmuşlardır. O nedenle tarihi okudukça, aslında şimdiye kadar önümüze sınırları çizilerek konulan coğrafyaların ve üstüne yazılan isimlerin de bu durumda tarihi nasıl bir gücün etkisi altında gösterip, tarihi onlara mal ederek yazdıklarını görmemizi sağlamıştır. Anadoludaki antik kentlerin tarihine baktığımızda bugün bunu çok daha iyi ve net bir şekilde anlamaktayız.

Roma İmparatorluğu Dönemi olarak belirlenen tarihte, Attaleia olarak bilinen Antalya’ya baktığımızda, kentte Roma İmparatorluğu Döneminden kalma 15 onur yazıtı olduğunu görmekteyiz. Bu yazıtlardan edinilen bilgilerle Roma İmparatorluğu’na ilişkin genel bilgiler birleştirilince o dönem Antalya’sının siyasi ve toplumsal yaşamı ortaya çıkmaktadır.

Marcus Tullius Tiro
Roma Meclisi
Romalı olmayan ve siyasi duruşu meçhul, kısmen varlıklı bir aileden gelir. Zamanının olabilecek en iyi eğitimini alır, hatta bir süre Atina’da da okur. Kariyerini hukuk mahkemelerinde yapmayı seçer ve Roma Cumhuriyeti’nin son yıllarında belâgatı sayesinde devlette önemli mevkilere yükselip İÖ 63’de konsül olur. Cicero, Cumhuriyet’i tek adam yönetimine dönüştüren devrimin kurbanlarındandır. Octavian’ın imparator olmadan önce halkçı partinin başkanlığı için çekiştiği Marcus Antonius’un ajanları tarafından öldürülmüştür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Antik Roma Dönemi’nde kölelik, toplum ve ekonomide önemli bir yer tutmaktaydı. Köleler sadece inşaat, el işçiliği ya da aile içindeki hizmetçiliği yüklenmezler, öğretmen, muhasebeci, doktor gibi soylu/zengin sınıfın eğitim, sağlık, ekonomi işlerini de onlar yürütürlerdi. Bu nedenle köleler de vasıflı ve vasıfsız olarak ikiye ayrılırlardı. Roma hukukuna göre köleler mülkiyet olarak kabul edilir, hiçbir hukuki hakları olmadığı gibi bedensel ceza, cinsel sömürü, yargısız infaz ve işkenceye tabi tutulurlarken, Roma vatandaşlarının bu tür cezalara çarptırılması mümkün değildi. Nitelikli kölelerin en büyük şansı, onlara para kazanmaları için fırsat verilmesi ve onların da böylece ileride özgürlüklerini satın alabilecekleri bir fırsata sahip olmalarıydı. Örneğin Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar olan Marcus Titillius Cicero, MÖ 1. yüzyılda “Tiro” adındaki kölesini azat etti. Tarihe Marcus Titilius Tiro olarak olarak geçen kölesi, Marcus Antonius’un ajanları tarafından öldürülen Cicero’ya olan bağlılığını göstermek için biyografisini yazdı. Söylevlerini yayımladı. Onun sayesinde Cicero gibi önemli bir devlet adamının yasalar ve devlet alanındaki düşünceleri, Roma Hukuku içerisinde yerini alarak, günümüze kadar gelebildi. Bu noktada günümüz yüzyılın biyografi yazarı olarak Tiro ile benim de, -o günkü vasıflı köleler ile bugünkü yaptığım iş ve sosyal hayattaki yönetim şekli içindeki yerimize bakacak olursak-: ortak bir sürü yanlarımız vardır. Yalnız bir farkla; Tiro kendi zamanının kölesi olarak anılıyorken, aslında ondan hiç de farkı olmayan bizler, sözde onlardan yüzyıllarca sonra çağ atlamış, teknolojiyi yakalamış, demokratik, modern ve özgür bir toplumun bireyleri olarak yaşıyor görünsek de hepimiz o tanımın altında aynı şekilde görevleri belli kölelerdik.

http://blog.delphinhotel.com/likya-yolu-antalya/

Side Antik Kenti kazılarında (2017) yüksek memuriyette olduğu düşünülen önemli birinin heykeli.
Meclisi Başkanı Sophron (Sofron)’un heykeli bulundu. (2017)
Meclisi Başkanı Sophron (Sofron)’un heykeli bulundu. (2017)
Side Antik Kenti’nde yapılan kazılardan çıkartılan diğer heykeller. (2017)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Roma Döneminde İmparatorluğa bağlı tüm kentlerde olduğu gibi kentin en yüksek yetkesi, “Bule” (Meclis) “Demosus’un (Halk) birleşmesinden oluşmaktaydı. Yazıtlar, bunların yanında Attaleia’da bir Yaşlılar Meclisi (Gerusia) de bulunduğunu gösteriyor. Bu meclislerin ayrı ayrı tanımlanmış yetki ve sorumlulukları vardır. Bunları tümüyle ve kesin olarak çıkarabilmek çok zordur. Yaşlılar Meclisi’nin özel serveti bulunduğu, Demos’un (Halk Meclisi), Demos’un (Halk Meclisi) Bule ile hem birlikte hem de ayrı ayrı kararlar almaya yetkili oldular; ancak, bu yetkinin ülkesine hizmet etmiş kişileri onurlandırmak gibi konularda sınırlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim 2017 yılında Side’de yapılan kazı çalışmalarında MÖ 3. Yüzyıla ait, Side’de yaşlılar Meclisi Başkanı Sophron (Sofron)’un heykeli bulundu. Başsız olarak bulunan heykelin, başının daha önce yapılan kazılarda bulunan heykel başlarına ait olup olmadığı Antalya Müzesi tarafından araştırılırken, haberden günümüze kadar geçen sürede, kamuoyuna bu konuda herhangi bir açıklama yapılmadı.

“Attaleia-Adalya Antik Kenti / Antalya “Lidyalılar ve Persler Dönemi”

http://blog.delphinhotel.com/attaliaadalya-antik-kenti-hellenistik-donem-i-o-336-301/  başlıklı yazımda “Helenistik Krallıklar boyunca sürekli özelliğini koruyan ve gittikçe Helenleşen gelişimini sürdüren Pamfilya şehirleri ve özellikle bunlardan Side şehri, Bergama krallığı ile çıkan sınır anlaşmazlığı yüzünden, M.Ö. 188-102 yılları arasında bağımsız kalarak Helenistik dönemin en parlak çağını yaşamıştır. Romanın kirli işlerine karışmamıştır. Bu nedenle Bergama Kralı Attolos II. Bölgenin en önemli ve liman şehri Side’yi alamayınca, kendi adını alan ATTALEİA (Antalya) ‘yı Liman kenti olarak kurmak zorunda kalmıştır. İşte bu nedenle Side, Antalya’dan daha önce kurulmuş olduğundan, Side’ye “Eski Antalya”, denmektedir.” demiştik. Burada da görüleceği üzere, Side Antik Kenti’ndeki siyasal ve toplumsal yapı, aynı şekilde sonradan Attolos tarafından kurulan Attaleia’da da görülmektedir. Anadolu kentlerinde genellikle yürütmeyle yetkili en yüksek yönetim birimi “Arhonlar Komisyonu” görülmektedir. Bugünkü hükümetin karşılığı olan ve her yıl yeniden seçilen bu komisyona yazıtlarda hiç rastlanmadığına ve Attaleia Antik Kentini’de Bergama Krallığı tarafından kurulduğuna göre, yazıtlarda “Strateges” terimi geçmesi ve Strategos, Bergama Krallığı’nda rastlanan bir kurum olması, bize her şeyi anlatmaktadır. Çünkü Bergama egemenliğinin en yüksek yönetim katı, asker yönü ağır basan beş “strateg”den oluşan bir komisyondu. Attaleia’nın da Bergama Krallığı döneminde askeri amaçlarla yeniden kurulmuş bir kent olduğu düşünülürse, Attaleia’da da yürütme organı büyük bir olasılıkla Strateg Komisyonu olduğu anlaşılmaktadır.

 

 

 

 

 

Tarihte ilk demokratik birlik olarak, günümüz demokratik sisteminin de kaynağı olan, MÖ 1. yüzyılın ortalarında 23 kentten oluşan ve Likya Uygarlığı’nın oluşturduğu “Likya Birliği”ne ait ilk meclis binasının Patara’da olması, bu kentlerin herbirinin kent meclisinin olması, kentlerin demografik yapısı ile birlikte üretim ve ekonomik alandaki gücü oranınca oya sahip olması ve siyasi ve ekonomik olarak kendi haklarını koruyup savunmak amacıyla dönem dönem bir araya gelip, o günkü koşullarına uygun kararlar almaları, bulunduğumuz yüzyılda idrak etmenin güçlüğü kadar, tüm bu demokratik yapıyı Romalıların sağladığını söylemek de oldukça büyük bir tarihi hata olur. Zaten Likya Uygarlığı ve bu uygarlığın sınırları içerisinde kalan şehirlerin kimler tarafından kurulduğuna baktığınızda da şehirlerin isimlerinin hepsinin Anadolu kökenli olduğu ve kültürün de Anadolu halklarına ait olduğunu, üstünde filizlenen her uygarlığın da o kökün ancak filizleri olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.

Patara Meclis Binası Rekonstrüksiyonu arka cephe.
Patara Meclis Binası Rekonstrüksiyonu iç dizayn.

 

 

 

Patara Meclis Binası Rekonstrüksiyonu iç dizayn.

 

 

 

 

 

 

Ünlü düşünür Montesquieu’nün  “Yasaların Ruhu” adlı kitabında yönetim biçimini demokrasi bağlamında “Antik Dünyanın En Mükemmeli” olarak övmüştür. Tabii ki Lykia kentleri, kentler arası kurulan federe devlet olması ve meclis binasıyla ünlenmiş bir medeniyet değildir. Burada yapılaşmadan, yeme içme kültüründen, inançlara, adaklar adanan tanrılara kadar Anadolu kökenlidir. Anadolu kıyılarında yaşayan Lukka halkının Apollon’ya olan inancı, bölgede bir Apollo Kültünü ortaya koymuştur. Tıpkı “Likya” isminde olduğu gibi, Tanrı Apollon’nun isminin de Anadolulu olduğu tezi, 1903 yılında U. von Wilamowitz-Moellendorff (1921) tarihinde Apollon’un Lykialı olduğunu ileri sürmesiyle, şimdiye kadar yüzeysel yapılan ve sadece Yunanlılara mal edilmeye çalışılan Anadolu medeniyetleri ve içine barındırdığı her gerçeği gün yüzüne çıkarmayı başarmıştır. Anadolu inanç sisteminde Apollon, dişil ve eril gücün, toprak ve suyun, ödül ile cezanın birleşiminin bir sembolü gibidir. Kız kardeşi Artemis ve Annesi Leto’nun ana tanrıça düşüncesi çerçevesinde şekillenen karakterleri, zamanla onun da karakteristiği olmuş, kimliği içerisinde onlarla birlikte anılmasını beraberinde getirmiştir. Moellendorff, Apollon’un annesi Leto’nun adının Lykçe “Lada”dan geldiğini, anlamının da kadın olduğunu belirtmektedir. Apollon’un sıfatlarından Apollon Lykeison’un tanrının Likyalı olduğu savın bir parçasıdır. Ayrıca Apollon ve Artemis’in silah olarak ok ve yay kullanmalarının barbar kökenlerini gösterdiğini ve diğer Olympos tanrıları gibi ayağında sandalet yerine Artemis’le beraber batı Anadolu kökenli bot giydiğini vurgulamaktadır. İleri sürdüğü tezin son savunması olarak da Apollon’un İlyada’da Troialıların yanında yer aldığı için, Akhilleus’a karşı düşmanlığını kanıt olarak göstermekle birlikte, aynı yapıtta Apollon, Poseidon ile birlikte Troia surlarını inşa eden tanrıdır. Bu bilgiler es geçilerek, Anadolu toprakları üstündeki tüm bir insanlık mirasının tamamını daha sonra bu topraklar üstünde bir zamanlar hüküm süren “Roma ve Bizans” isimlerine mal etmek, hem de Mısır Medeniyetinden etkilenmelerini ve doğu kültüründen azami ölçüde ne şekilde yararlandıklarını yok sayarak, tarihi saptamalarda bulunmak büyük bir haksızlık ve tarihi yanılgı olur.

Doğu Akdeniz’de korsanlık faaliyetleri ile de ünlenen Lukalar vardır. “Luka” kelimesi daha sonra Grekçe’ye Lykia şekline dönüşerek dahil olduğu ve Likya uygarlığının da eski Anadolu halkları olan ve bu bölgede yaşayan Luwiler olduğu aslında apaçık kendini göstermektedir.

Günümüze ulaşan yazıtlardan, Likyalıların kendilerine özgü bir dilleri olduğu anlaşılır. Bu dil, batı Grek alfabesine benzeyen Likya alfabesi kullanılarak yazılmıştır. Altısı ünlü harf olmak üzere, toplam 29 harften oluşan Lykia Alfabesi, Grek alfabesinde gösterilmeyen bazı seslere de sahiptir. Uzun bir süre Likya dilinin Grekçe ya da Farsça’nın yakın akrabası olduğu düşünülmüşse de, 1945’te Danimarkalı Dilbilimci Holger Pedersen, Likya dilinin Anadolu dillerine bağlı olduğunu ortaya koyarak bu görüşü çürütmüştür. Bugün birçok dilbilimci Likya dilinin bir batı Luvi lehçesinden ortaya çıktığı görüşünde birleşmişlerdir.

Son yıllarda yapılan arkeolojik ve epigrafik çalışmalar, Likyalıların M.Ö. 2. bin başlarında Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya gelen ve Akdeniz Bölgesi’ne yerleşen Indo-Germen kökenli Lukka kavimlerinden olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Örneğin: Akalissos Antik Kenti’nin adı Anadolu’nun eski halklarından olan Luwi kökenli bir sözcüktür. Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Side, Strabon’a göre Batı Anadolu şehirlerinden Kyme’nin (Namrut Köy) bir kolonisidir ve İÖ VIII. yüzyılda Side’ye gelen Yunanlılar,  İÖ III. yüzyıla kadar kente özgü bir dili konuşmuşlardır. M.Ö. 10. yüzyılda; Akhalar tarafında kurulan Aspendos adının kaynağı, yerli Anadolu halkı kaynaklıdır.  Gagae (Gagai) / Gaxa Antik Kenti, eski Anadolu dillerinde bulunan ve Likçe yazılı sikkelerde “gaxe” olarak geçmektedir. Bu nedenle “gaganın halkı” anlamına gelen “gagae” kelimesinin “hahha” kelimesinden türetildiği tahmin edilmektedir. İdebessos Antik kenti adındaki “ss” ve eski kalıntılardaki sufixi adının daha eski bir yerleşimin var olduğu ve Lykçe’de olasılıkla “İdãb”, yani kadın adı olan ‘İtei’ ve ‘maxzza’dan bir kompozisyon olarak Idamaxzza biçiminde geldiği düşünülmektedir. Akalissus Antik Kenti ismi Luwicedir. Limyra Antik Kenti’nin adının kökeni M.Ö. 1000’e tarihlenen Hitit çiviyarık tabletlerinde metinlerinde “Zumarri “olarak adlandırılan yerleşimden geldiği ve Lykçe’ye “Zẽmuri” olarak geçmiş olabileceği düşünülmektedir. MÖ 5. yüzyıla kadar uzandığı bilinen Myra Antik Kenti’nin adı, Likya dilinde “Myrrh” olarak geçmekte ve “Yüce Ana Tanrıça’nın Yeri” anlamına gelmektedir. Tanrıça figürü, Myra sikkesinde belirtilen kırların, doğanın, bitkilerin tanrıçası Artemis/Myrhh ile aynıdır ve tüm bu figürler Anadoluludur. Yine Pamfilya’nın en önemli kentlerinden olan Perge Antik Kenti’nin isminin Yunanca olmaması ve Side kadar eski bir kent olması, Pinara Antik Kenti’nin isminin Likya dilinde “yuvarlak” anlamına gelmesi, Sidyma Antik Kenti’nin isminin Yunanca olmaması, Termossos ve Telmessos Antik kent adlarındaki çift “s” harfinin, dilbilgisi bakımından şehrin Anadolu insanları tarafından kurulduğunun bir kanıtı olması vb. gibi daha pek çok kentin isimlerinden yola çıkarak Anadolulu olduğunu söyleyebiliriz.

Yazıtlarda, Roma İmparatorluğu’nda çok rastlanan büyük kent memuriyetlerinden söz edinilmektedir. Buna karşılık “Gimnasium” yani kentin beden eğitimi kurumu halkın seçtiği yöneticilerce yönetilmektedir. Gimnasium’da gençler beden ve düşünce bakımından yetiştirilmekte, yaşlılar da beden eğitimi yapabilmektedir. Ayrıca, Gimnasium’da spor gösterileri, eğlenceler, sanat ve kültür olayları düzenlenmektedir.  Gimnasiart bütün bu işleri yöneten kişi olmakla birlikte başkanlık onurunu da taşırdı. Büyük oyunlar için özel oyun müdürü “agonetet” vardı.

Romalılar gladyatör oyunlarını onlardan daha eski bir kültür olan Etrüsklülerden almışlardır.

Romalılar gladyatör oyunlarını onlardan daha eski bir kültür olan Etrüsklülerden almışlardır.

Attalia’da dört yılda bir İmparator Sezar Augustus onuruna düzenlenen Sezar (Kaesar) Oyunları yapılsa da bu oyunlar ve kökenlerinin de nereden geldiği iyi araştırılmalı, elde edilen her bir verinin kaynağı, hemen onu son sergileyen topluluğa mal edilmeden, gerçek sahipleri yani kaynağı dile getirilmelidir.

Attalia’da dört yılda bir İmparator Sezar Augustus onuruna düzenlenen Sezar (Kaesar) Oyunları yapılırdı. Bu oyunlar eski Yunanistan’da düzenlenen Olimpiyat oyunlarına benzer bir özellik taşımaktaydı. Oyunlar dört yılda bir düzenlenir, çeşitli kentlerden oyuncu ve seyirciler gelirdi. Oyunlarda ödül verilmez, salt onur kazanılırdı.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

http://www.karar.com/guncel-haberler/sidede-roma-donemi-meclis-baskaninin-heykeli-bulundu-647664#

https://faculty.ithaca.edu/direnzo/gallery/128/?image_id=796

http://www.wiki-zero.co/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQW50aWtfUm9tYSdkYV9rw7ZsZWxpaw

http://worldarkeoloji.blogspot.com/2016/01/cicero-marcus-tullius-cicero-yasalar-ve.html 

http://lykiabolgesi.blogspot.com/

* Yurt Ansiklopedisi, Türkiye, İl İl: Dünü, Bugünü, Yarını, Anadolu Yayıncılık A. Ş., 1982, s 769