Tarihte Anadolu Dervişleri

Anadolu Dervişleri Delphin Hotels

Kadim bir coğrafya olan Anadolu, binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. İnsanlık tarihinin başlangıcından bugüne birçok devletin kurulduğu ve bu nedenle bir kültür hazinesi olan Anadolu’da, Türklerin ve İslamiyetin varlığını sürdürmeye başlamasıyla birlikte dervişlik, abdallık kültürü de kendisini göstermiştir. Anadolu’da 1000 yıla yakın zamandır varlığını sürdüren İslam medeniyetinin Anadolu modelinin en güzel özelliklerinden biri olan dervişlik nedir? Anadolu dervişleri kimlerdir ve nasıl bir miras bırakmışlardır? Bu yazımızda Anadolu dervişleri ile dervişlik kültürü üzerine bir yolculuğa çıkacağız.

Derviş Ne Demektir?

Dervişlik, kelime anlamı olarak abdal kelimesi ile eş anlamlıdır. Derviş ya da abdal, ozanlık, yazarlık, bilgelik ve filozofluğu bir arada barındıran, hayatı İslamiyetin özünde ve dergah öğretilerinden hareketle derinlemesine işleyen, anlamaya ve anlatmaya çalışan özel insanlardır. Derviş kelimesi, Anadolu’da yaygın olan dergah, tekke gibi örgütlenmelerin önderleri olarak bilinir. Ancak dervişlik bu durumla sınırlı değildir. Derviş olmak hem bir makam hem bir yaşam biçimi olduğu için mutlaka bir dini örgütlenmenin önderi olmak zorunluluğu yoktur. Dervişleri, Abdallık olarak sınırlandırarak değerlendirdiğimizde ise, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamileşmesi yönünde önemli katkıları olan Alevi – Bektaşi inancından filozof, alim, ozan olmuş insanları görürüz. Buradan hareketle Anadolu Dervişleri arasında öne çıkanları, hem abdallar hem de İslam felsefesi ve ozanlık yönünden bir miras bırakmış kişiler olarak daha geniş bir kapsamda değerlendirebiliriz.

 

Anadolu Dervişleri Kimlerdir?

Kapsamı geniş tutarak geçmişten günümüze, eser, öğreti ve felsefe bırakan Anadolu Dervişleri ile hayatlarının genel hatlarına bakalım.

Mevlana Celaleddin – i Rumi

“Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”

Türkiye’de Mevlana’yı, Dünya entelektüelleri arasında da Rumi’yi bilmeyen yoktur. Bu ikisini birleştirdiğimizde derviş Mevlana ile filozof Rumi, yani Mevlana Celaleddin-i Rumi ortaya çıkıyor. UNESCO tarafından 2007 yılı, Mevlana Yılı olarak kabul edilmiştir. İran’dan Fars kökenli olan Mevlana’nın bugün türbesinin bulunduğu yer, sağlığında da dergahıdır. Konya’daki dergahında ortaya çıkardığı “Hamdım, Piştim, Yandım” öğretisi ile tasavvuf felsefesinin gelişiminde önemli rol oynamıştır. Yalnızca Türkiye’de değil başta İran olmak üzere dünya çapında bilinirliğe ve değere sahip olan eseri Mesnevi, içinde yer alan hikayeler  ve öğretilerle adeta bir yol kitabıdır. 1207 yılında Horasan’da ( bugün Afganistan sınırları içindedir) doğan Mevlana, babası Bahaeddin Veled ile birlikte Kabe’ye kadar giderek Hac ziyaretini gerçekleştirmiş ardından Selçuklu egemenliğindeki Anadolu’ya gelerek Karaman’a yerleşmiştir. Karaman’da babasının dergahında yetişmeye devam eden Hz. Mevlana, babasının vefatından sonra dergahın başı olmuş ve sufizm felsefesinden Mevlevilik anlayışını oluşturmuştur. Dergahında karşılaştığı Şems-i Tebrizi’de kendi söylemiyle “Mutlak kemalin varlığı ve Tanrının nurlarını gören Mevlana, Şems’in vefatından sonra içine kapanmıştır. Mevlana’nın vefatından sonra arkasında kalanlar Mevlevi dergahını ve Mevlevilik öğretisini geliştirerek taşımışlardır. Mevlana Celaleddin-i Rumi, tüm dünyada hoşgörü, anlayış, barış ve ilahi aşk ile bilinir. Mevlana, eserlerini Farsça dilinde yazmıştır.

Mevlana Celaleddin-i Rumi

 

Yunus Emre

“ Ana rahminden geldik pazara,
Bir kefen aldık, döndük mezara”

Anadolu coğrafyasının en değerli ozanlarından olan ve Taptuk Emre’nin öğrencisi olan Yunus Emre, sözleri müzikle buluşarak modern zamanlara taşınmış olan dervişlerden. Tıpkı Mevlana gibi ilahi aşkın peşinde ilerleyen Yunus Emre, Hacı Bektaş-i Veli’nin yönlendirmesi ile Taptuk Emre’nin dervişi olur. Tam 40 yıl dergaha odun taşıyan Yunus Emre, Türkçe dilini çok iyi kullandığı ve hayatın anlamını arayan değerli bir felsefe taşıyan eserler vermiştir. İlahi aşkı, “Gel gör beni, aşk neyledi” şeklinde anlatan Yunus, Risalet-i Nushiyye ve Divan isminde iki büyük eser üretmiştir. Osmanlı Beyliğinin devlete dönüşme süreci olan 13. Ve 14. Yüzyılda yaşayan Yunus Emre, hoşgörü felsefesiyle Anadolu’nun zor zamanlarında halkın birliği için önemli katkıları olmuş bir Türkmendir. İsmi Yunus olup Emre ismi, Taptuk Emre’den gelmektedir.

 

Hacı Bektaş-i Veli

“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”

Anadolu dervişleri arasında en öne çıkan isimlerden biri de Hacı Bektaş-i Veli’dir. İslamiyet içinde bir yaşam felsefesi kurucusu olan Hacı Bektaşi Veli, İran Nişabur doğumludur. Asıl adı Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata olan Hacı Bektaş, velilik makamında olan bir derviş olarak kabul edildiği için Veli ismi almıştır. 1300’lü yıllarda Ahilik teşkilatında önemli hizmetlerde bulunmuştur.  Makalat isimli Arapça dilinde bir eseri bulunan Hacı Bektaş-i Veli, kurduğu tarikatıyla, tarikatın anlamı olan Allah yolunu insan erdemleriyle bulmaya dönük bir öğretiyi oluşturmuştur. Dergahına tabi olan ya da oradan yetişenlere Bektaşi ismi verilmiştir ve bazı kesimlerce Anadolu Aleviliği, Bektaşilik ile bir olarak görülür. Hacı Bektaş-i Veli, öğretisi ve kültürü yüzyıllarca taşınan özel bir derviştir.

Hacı Bektaş-i Veli, Osmanlı askeri yapılanması olan Yeniçerilerin manevi altyapısını ve birliğini oluşturan kişidir. Osmanlı’nın ilk zamanlarında kültürel ve manevi yönden büyük katkılar sunan derviş, Orhan Bey’in sultanlık duasını da yapan kişidir. Yeniçeriler, savaşa başlarken; “Allah, Allah! İllallah! Baş üryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang-i Muhammedi, Nûr-i Nebi, Kerem-i Ali… Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli…” demeleri de bunun en önemli kanıtıdır. Hacı Bektaş-i Veli’nin mezarı ve türbesi Nevşehir’de Kapadokya yolu üzerindedir.

Hacı Bektaş-i Veli

 Şeyh Edebali

“Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma”

 Osmanoğulları Beyliği’nin Osmanlı Devleti olma sürecinde etkili olan dervişlerden biri de Şeyh Edebali’dir. Türbesi Bilecik’te mezarı Eskişehir’de olan Şeyh Edebali, kimi kaynaklarda Edebalı, kimi kaynaklarda Edıbali olarak geçmektedir. Osman Bey’in Ertuğrul Gazi’nin vefatı sonrası Osmanoğullarının başına geçmesi ve devamında Osmanlı Devleti’nin ilk temellerini atması sürecinde manevi anlamda adeta bir fikir babası olan Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye verdiği öğütleriyle de tanınır. Şeyh Edebali, Malhun Hatun’un babasıdır ve Osman Gazi’nin kayınpederi,  Orhan Gazi’nin dedesidir. Yine Anadolu Ahilerinin reislerinden olan Edebali, İslam alimidir.

Şeyh Edebali

 

 

600 yıl gibi uzun bir süre egemen olan ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temel toplum ve kültür yapısını oluşturan Osmanlı İmparatorluğu, Hoca Ahmed Yesevi’den Pir Sultan Abdal’a, Şeyh Edebali’den Yunus Emre’ye birçok dervişin manevi önderliği ile kurulmuş ve yücelmiştir. Anadolu dervişleri, manevi dünya ile maddi dünyayı fark eden, eser üreten, hayatın gerçekliği ile Allah aşkını birleştirerek öğretiler oluşturan özel insanlardır. Dünya ölçeğinde pek çok felsefi akımın izlerini ve köklerini barındıran fikirlere kaynak olan dervişler, Anadolu tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

www.delphinhotel.com