Tarihte Sümerler – Türkler ve Yazı

Yazı ve Astronominin mucidi olan Sümerler, Medeniyetin doğduğu topraklar olan Mezopotamya’nın en uygar halkıydılar. İnsanlık onlara çok şey borçlu…

Aslında yazıma “Roma Hukuku” ile başlayacak ve bugün Avrupa Hukukunun temellerini oluşturan, “Roma’nın XII Levha Kanunları”nı anlatarak başlayacaktım. Fakat baktım ki eğer böyle yaparsam, henüz elinize yeni aldığınız bir kitabın sonlarına doğru rast gele açıp okumak gibi olacağı gibi, sanki insanlık tarihindeki hukuk da Romalılarla birlikte başlamış gibi bir algı oluşturulmuş olacak,  haliyle buna fırsat vermek istemedim. Bu yüzden gerilere, gidebildiğim en gerilere doğru hep birlikte bir yolculuk yapıp, günümüze doğru adım adım yürümeyi uygun buldum. Çünkü en nihayetinde “Antalya sınırları içerisinde yer alan Likya Birliği ile ilgili hazırlamış olduğum yazı dizisinde, okurlarımın da dikkatini çeken ve arkeolojik kazılarda bulunan şehirlerin isimlerinden, taşlara yazılan yazılara kadar elde edilen belgelerdeki yazıları da anlamak, çözmek, kökenlerini iyi bilmek gerekiyordu. Ve işin en kötü tarafı ise, Batılı tarihçiler tarafından kaleme alınan ve ağırlıklı olarak varsayımlara dayandırılarak günümüze gelen tarih bilimi, Türk bilim adamlarının yer almamasından kaynaklı olarak, tarihi verilerin aydınlanmasında kalınan yetersizlik nedeniyle yeterince yolundan sapmış bir şekilde yol almıştı…

“Bu güzel ülkemize her taraftan göz diktiler. Göklere uzanan basamaklı kulelerimizin, görkemli tapınaklarımızın, arı gibi işleyen çarşılarımızın, her tarafa ulaşan kervanlarımızın, dümdüz uzanan yollarımızın, boy ürün veren tarlalarımızın, nehirlerimizde ve açtığımız kanallarda salına salına yüzen teknelerimizin, dolup taşan iskelelerimizin, her tür bilgiyi veren okullarımızın ünü uzak ülkelere kadar yayıldığından; ilkel olan bu ülkelerin halkı kıskandı bizi. Fırsat buldukça üzerimize saldırdılar. Kentlerimizi yakıp yıktılar” (M.Ö 3500’li yıllarda yaşayan Ludingirra ülkesini, anılarını yazdığı tabletlerde böyle ifade etmiş. Kendisinden sonra gelecek kuşaklara medeniyetinden iz bırakma kaygısıyla kaleme aldığı notları bir medeniyetin izlerini günümüze ulaştırmayı da başarmış.)(**)

Sümerler MÖ 3200 yılında yazıyı ilk bulan medeniyettir. İlkyazı her varlık için simgelenmiş şekiller ve resimler üzerine dayanmaktaydı. Mezopotamya’da tarımın ve ticaretin gelişmesi, insanları iletişim araçlarını geliştirmeye yöneltmişti ve ilk başlarda hayvan ve tarım ürünlerinin kaydını tutmak için ihtiyaç doyulan kayıt işlemleri, zaman içinde gelişen bir resimli anlatıma dönüştükten sonra yerini önce konuşulan dilin her bir sesini ifade eden bir takım harflere ve sonrasında da 5000 yıl sonra bugün kendini, kitaplara, gazetelere, magazin ve dergilerine, cep telefonları, tablet ve bilgisayarlara bırakacaktı. Duvarlara, taşlara tutulan kayıtlar, zaman içinde bölgede en çok kullanılan kilden yapılmış, küçük tabletler üzerine, ucu sivri taşlarla yazılmaya başlandı. Bu taşların kilin üstünde bıraktığı her bir hamle çiviyi andırdığından, bu yazıya “çivi yazısı” adı verildi. Henüz hamur halindeki kilin üzerinde tutulan kayıtlar, daha sonra tabletler kurutulduktan sonra artık silinmesi imkânsız kayıtlar meydana getiriyordu. Sümer rahipleri bunları tapınak ve depolarda saklayarak, dönemin tarım ve ticaretinin en önemli dökümünü tutarak muhasebesini yapıyorlardı. Zamanın teknolojisi ise bugünlere uzanacak olan güçlü bir bağın temellerini atmıştı. Yazının bulunmasıyla başlayan İlk Çağ, insanoğlunu kavimler göçüne kadar sürükleyecek olduğu 375 yılına kadar sürüklerken, bu zaman dilimi içinde insanların her bakımdan iletişimlerini güçlendirmek adına geliştirdikleri yazı taştan kile, kilden, Nil nehri boyunca yetişen taze kesilmiş sazlardan yapılan bir çeşit kağıtlara ve oradan günümüz yüzyılında kullanılan kağıda ve en nihayetinde bilgisayarlarla sanal ekranlara kadar taşınacaktı.

 

 

 

 

İlk yazı örnekleri M.Ö. 3300 yıllarında Sümerlerin Uruk şehrinde bulunmuştur. Bulunan bu yazılar, ucu sivri araçlarla yazıldığından çivi yazısı ismini almıştır. Sümer yazısı, ya da çivi yazısı adı verilen bu yazı, Sümer rahipleri tarafından tapınak ve depolardaki malları kayıt altına almak amacıyla kullanılmıştır. Buradaki asıl amaç, depolardaki malların isimlerinin belirlenerek birbirleriyle karışmasını önlemek olmuştur. Sümerlerden sonra başka milletler de çivi yazısını geliştirip kullanmışlardır. Bunlar; Akadlar, Elamlar, Hititler, Urartular ve Fenikeler gibi uygarlıklardır. Birçok kavim tarından kullanılan ve çözülmesi zor olan çivi yazısı, 1844’te bir İngiliz subay olan Henry Ravlinson tarafından çözülmüştür. Böylece ilk uygarlıklara dair bilgiler de gün yüzüne çıkarılmaya başlanmıştır. Bu yazı tipi papirüs’ün icat edilmesiyle son bulmuştur.
İlk kağıdın tarihi, MÖ 2. yüzyıla kadar gitmektedir. Çin’de bulunan kağıt, şu anda kullandığımız A4 kağıtlarına benzemekle birlikte, altında Çin Hanedanlığında bulunan mahkemelerde görevli Cai Lun’in imzasının da yer aldığı, her bakımdan değerlendirilmesi gereken bir belge özelliği taşımaktadır. Eski Mısırlıların yelken, bez, hasır ve yazı kağıdı olarak kullandıkları papirüs ise günümüz kağıdına benzememektedir.

Çivi yazısı ile başlayan bu serüven, daha sonra Mısır uygarlığının en önemli belgesi haline dönüşecek olan, çoğu nesnelerin resmi olduğu ve her işaretin belli bir sesi ve nesneyi ifade ettiği, 700’den fazla işaretten oluşmuş olan hiyeroglif[1] denilen bir yazıya dönüşerek, yaşadığı coğrafyayı alabildiğine süslemişti. “Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (bugünkü İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vb ülkelerin olduğu coğrafyalar), kullanılan “Runik” ya da “Fulhark” adı verilen bir alfabeyi kullandılar. Fulhark adı, alfabede kullanılan altı harfin kullanımıyla oluşturulmuş yapay bir addır. Oysa “Runik” adı, maji ve kahinlikle görülen bu alfabeyi kullanmış eski Cermen dili haklarının (Angıllar, Vikingler vb) Run’lar (Runes) adıyla anılmış olmasıdır. Run (rune) sözcüğünün Hint-Avrupa dillerindeki anlamı “sır” (mister) dır. Fulhark alfabesi olarak bilinen Kuzey Avrupa’daki alfabe İskandinav ülkelerinde yaşayanların belirlediği 24 takımyıldızına denk gelecek şekilde 24 harflidir ki bu halklardan Vikingler bu takımyıldızın oluşturduğu hatta “run (rune) hattı” adını vermişlerdir. 24 harfli ilk Fulhark alfabesi, İS 800 yılları civarında 16 harfe düştüğü sanılmaktadır. Çoğu kaya üzerine yazılmış olan, Avrupa’daki runik yazıtlar İ.S.2.yy.’dan 17.yy.’a dek tarihlenmekte olup, sayıları 5.000’i aşmaktadır. Bunların çoğu İsveç’te,1000 kadarı Norveç’te ve 700 kadarı Danimarka’dadır. Grönland, İzlanda, İrlanda ve Britanya Adaları’nda da runik yazı metinlerine rastlanmıştır. Kuzey Avrupa’da kullanılan runik yazı Töton tarzı, Angıl tarzı ve İskandinav tarzı olmak üzere üç grupta ele alınır. Bu runik yazıların bazıları kimi Etrüsk ve Ön-Türk metinlerinde de görüldüğü gibi sağdan sola doğru yazılmıştır. ki, Latin alfabesi kullanan Avrupalı dilbilimciler bu yüzden ilk zamanlar bu yazıları çözmede ve okumada güçlük çekmişlerdir. Avrupa’daki runik yazılar günümüzde okunabilmekle birlikte anlamları bakımından halen tam olarak çözülememişlerdir. Bu yazıların çözülmesindeki güçlük, eldeki az veriyle ve belli belirsiz kanıtlara dayanarak tahmin yürütme anlamındaki “runik yazıyı okuma” deyimini doğurmuştur. Avrupa’daki runik metinlerin çözülmesinde artık Türk araştırmacıların da katkısı olmaya başlamıştır. Çünkü Türk runik yazısında uzmanlaşmış olanlar Futhark yazısını da okuyabilmektedirler.”[2] Görünen o ki Batılı tarihçilerin uzun zamandır okuyamayıp, tarihe tahminlerle/varsayımlarla yön verilmeye çalışılarak günümüze kadar dayatmaya çalıştıkları tarih, Runik yazının temellerini ortaya atan Ön-Türklerin ve onların dilini çözen Türk araştırmacıların konuya el atmaları sonucunda, gizli kalmış tarih, zaman içinde ortaya çıkacak ve tarih kitaplarını yeniden yazdıracaktır.

Fulhark, Avrupa’daki Runik Yazı
Türklerin Runik Yazısı
Türklerin Orhun Kitabelerine Kaydettikleri Yazıları

 

 

 

 

 

 

 

“Runik yazının Avrupa’ya gelişi Orta Asya’daki Ön-Türklerin bir kısmının Batı’ya yaptıkları göçleri aracılığıyla gerçekleştiği ve Runik yazı konusunda uzman olan Kazım Mirşan’ın sözünü ettiği, Avrupa’daki yazıtlardan çok daha eski tarihlere dayanan, Asya’daki runik yazıların bulunduğu yazıtlarla ilgili yeni arkeolojik keşifler kimi çevrelerce bu tezi desteklemektedir. Asya’da keşfedilen yeni yazıtlar incelendiğinde de bu yazıların, Türklerin meşhur anıtı olan Orhun kitabesinde yer alan alfabeyle sınırlı olmadığının görülmesi, bazı bilim adamlarınca Batılılar’ca runik yazı olarak adlandırılan yazıya “Orhun yazısı” ya da “Göktürk Yazısı” demek daha doğru olacaktır. Çünkü Kuzey Avrupa Kuzey yazısı Asya’daki runik yazının bir versiyonundan başka bir şey değildir. Ve hepsinin kökeninde Türk damga (tamga) yazısı bulunmaktadır. Türk damga yazısı piktogram, ideogram gibi petrogliflerden oluşan çok eski bir Türk Resim Yazısıdır. Aristov gibi Rus bilginlere göre Türk Runik Yazısı, bu eski Türk damgalarından türetilmiştir.

Bir başka varsayıma göre de, runik yazı, yine Asya’dan veya Anadolu’dan İtalya’ya göç eden Etrüskler’in aracılığıyla yayılmıştır. Avrupa kavimlerinin birçoğunu Uygur Türklerinin torunları olarak kabul eden James Churchward’un Mu kıtası varsayımından yola çıkan bazı yazarlar ise, Avrasya’daki runik yazının kökeninin Orta-Asya olduğunu kabul etmekle birlikte gerek bu yazının gerekse önceki resim yazılarının kökeninin sembollerden oluşan Mu alfabesi olabileceğini düşünmektedirler. Her ne şekilde olursa olsun Avrupa’daki ve Asya’daki runik yazıların ortak bir kökeni olduğu fikri giderek kabul görmektedir.

Runik yazıyla ilgili çalışma yapan Türk araştırmacılar arasında Turgay Kürüm, İsmail Doğan ve Kazım Mirşan’ın isimleri sayılabilir. Kürüm ve Doğan’ın son çalışmaları “Türk Runik Yazısıyla İlgili Yapılan Son Çalışmalar” adıyla kısa zaman önce yayımlanmıştır. Runik yazıyla ilgili olarak Türkçe yayımlanan diğer eserler arasında Kazım Mirşan’ın bazı eserleri ve Türk Dil Kurumu tarafından 2000 yılında yayımlanan, İsmail Doğan tarafından hazırlanan “Doğu Avrupa’daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar” adlı eser sayılabilir.”[3]

Silvan Güneş 

Folklor Araştırmacısı & Biyografi Yazarı

Alıntı ve Kaynaklar:

[1] Mısır hiyeroglif yazısı, birbirinden kolaylıkla ayırt edilebilecek yüzlerce sembolden oluşur. Her işaret belli bir sesi veya nesneyi temsil eder. Bu yazı soldan sağa veya sağdan sola ya da yukarıdan aşağı yazılabilir, okumak için ölçüt sembollerdeki insan ya da hayvan figürlerinin baktıkları yöndür.

[2] https://www.wikiwand.com/tr/Runik_yaz%C4%B1

[3] a.g.e.

** Nippur’lu Ludigirra’nın anıları

  • http://www.gazetemsi.com/medeniyetin-dogdugu-topraklar-mezopotamya-ve-15942