Termessos Antik Kenti / Likya Birliği

 

Güllük Dağı

 

 

 

 

 

 

 

 

Telmessos Antik Kenti, Türkiye’nin Güneybatısı’nda bugünkü Muğla İli’nin Fethiye İlçesi’nin sınırları içerisinde, Antalya’nın 30 km kuzeybatısındadır. Güllük Dağı’nın güneybatısında kurulmuş ve tarihler boyunca önemini korumuş bir yerleşim yeridir. Sık çam ormanları ve envaiçeşit bitki örtüsünün yer aldığı bir coğrafyaya ait olan konumu, tarihi değeri yanı sıra doğal güzelliğiyle de günümüzde “Termessos-Güllük dağı Milli Parkı” kapsamına alınmasına neden olmuştur.

Bir liman kenti olmayan Termessos’un denize yüksekliği 1050 metredir ve Atteleia (Antalya) körfezi boyunca uzanır. Termossos, adındaki çift “s” harfi, dilbilgisi bakımından şehrin Anadolu insanları tarafından kurulduğunun bir kanıtı olmakla birlikte, Strabon’a göre Pisidia halkı olan Termessos sakinleri kendilerini “Slymi” olarak çağırmaları da bu kanıtı delillemektedir. Bu adı aynı zamanda yaşadıkları dağa vermişler ve zamanla Zeus’la özdeşleşmiştir. Anadolu tanrılarından Solymes, Zeus Solymes kültünün yükselmesine sebep olmuştur. Termessos madeni paralarında genellikle Zeus vardır ve paralara adı verilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarihte ilk defa Büyük İskender’in kuşatmasıyla el değiştiren Termessos’un stratejik önemini eski tarihçilerden Arrianos dile getirmiş: şehrin başa çıkılmaz engellerle dolu olduğunu ve küçük bir birlikle dahi savunulabileceğini öne sürmüştür.

Pamphylia’dan Frigya’ya geçmek isteyen İskenler Termessos’dan geçmek zorundadır. Fakat çok daha kolay ve alçak geçitler varken İskender’in bu kadar sarp olan Termessos’dan geçme ısrarı günümüzdeki tarihçiler arasında halen bir tartışma konusudur. Hatta Perge’deki düşmanların İskender’i yanlış yola yönlendirdiği ve böylece Termessosların kapattığı geçit yüzünden de oldukça zaman harcadığı ve buna sinirlenen İskender’in Termessos’u kuşattığı sanılmaktadır. Termessos’un zapt edilemeyeceğini bilen İskender şehri kuşatmakla yetinmiş, ardından da kuzeye doğru yürüyerek öfkesini Sagalassos’dan çıkartmıştır. Tarih sayfalarına bu durum İskender’in ilk yenilgisi olarak geçmiştir.

Termessos Antik Kenti ile ilgili başka unutulmaz notlarına başvurulan tarihçi Diodors’tur. MS 319’da İskender’in ölümünden sonra generallerinden biri olan Antigonos Monophtalmos, kendini Küçük Asya’nın hükümdarı ilan etmiştir. Asıl destekçisi Pisidia olan rakibi Alcetas ile savaşmak için hazırlanmıştır. Antigonos Monophtalmos’un kuvvetleri 40 bin piyadeden 7 bin süvariden ve sayısız dilden meydana gelmiştir. Alçetas bu üstün nitelikli kuvvetlerin üstesinden gelemeyince arkadaşlarıyla birlikte Termessos’a sığınmışlardır. Termessoslular onlara yardım etme sözü vermiş, fakat kısa sürede Termessos önlerine gelen Antigonos, burada kamp kurarak düşmanın kendisine iade edilmesini istemiştir. Yabancı bir Makedonlu uğruna şehirlerini felakete sürüklemek istemeyen Termessoslu yaşlılar Alcetas’ın iade edilmesine karar verseler de Termessoslular verdikleri sözü tutmak istemişlerdir. Bunun üzerine yaşlılar Alcetas’ı bilgilendirmek amacıyla Antigonos’a heyet yollamış ve onlarla giriştikleri gizli plana göre Termessoslu gençlerin terk edilmesini sağlayarak Alcetas’ı düşmana vermeyi kabul etmişlerdir. Termessoslu gençlerin bir oyunla şehirden uzaklaşması sağlanınca kendisini koruyacak kimsenin kalmaması karşısında tutsak alınacağını öğrenen Alcetes, düşmanın eline düşmemek için kendini öldürünce yaşlılar da Antigonos’a Alcetas’ın cesedini yollamışlardır. Üç gün boyunca cesede her türlü eziyeti yapan Antigonos, daha sonra cesedi gömmeden bırakarak Pisidia’dan ayrılmıştır. Olanlara kızan gençler Alcetas’ın cesedine sahip çıkıp onu saygı içerisinde gömdükten sonra anısına bir anıt dikmişlerdir. Alcetas’a ait olduğu düşünülen mezarın içerisinde kline’[1]nın arkasında, sütunların arasında bir çeşit kafes oyulmuştur. Bunun yukarısında muhtemelen süslenmiş bir friz vardır. Mezarın kalan kısmı MÖ IV. yüzyıla tarihlendirilerek, ata binen savaşçının betimlemeleriyle bezenmiştir. Genç Termossoslular’ın General Alcetas’ın trajik ölümünden ne kadar fazla etkilendikleri ve onun için görkemli bir mezar yaptıkları bilinmektedir. Tarihçi Diodoros, Alcates’in Antigonos ile at üzerinde savaştığını kaydeder. Çakışan bu olaylar, mezarın Alcetas’a ait olduğunu ve rölyefde tasvir edilenin de o olduğuna işaret eder.

   Alcetas’a ait olduğu düşünülen, kayaya oyulmuş rölyef
              Kayaya oyulmuş kartal figürü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şehrin denize olan bağlantısından dolayı şehir Ptolemyler tarafından alınmış, İskender’in gücüne karşı dahi direnmesini bilen Termossosluların daha sonra Mısır egemenliğini kabul etmesi tarihçiler tarafından eleştiri konusu olmuştur. Likya’nın Araxa şehrinde bulunan bir yazıtta MÖ 200’lerde Termessos’da bilinmeyen bir sebepten doları Likya Şehirleri Birliği ile savaşta olduğu, MÖ 199’da Pisidialı komşusu İsinda ile savaştığı ve bu dönemlerde MÖ 2. yy’da Küçük Termessos Kolonisi’nin şehrin yanında kurulduğu anlaşılmaktadır.

II. Attalos
II. Attalos

 

Termessosluların eski düşmeni Serge ile iyi mücadele edebilmek için Pergamon Kralı II. Attalos (MÖ 159-139)  ile dostça ilişkiler içine girip bu dostluğun anısına Termessos’da  iki katlı bir stoa[2] edildiği bilinmektedir. MÖ 71’de Roma müttefiki olan Termessos, Roma Senatosu tarafından bağımsızlığı kabul edilerek özgürlüğü ve hakları garanti altına alınmasıyla birlikte, bu bağımsızlık “Autonomous”un adını taşıyan madeni parayla şereflendirildi. Galatia Kralı Amyntas’la yapılan ittifak haricinde MÖ 36-25 yılları arasında hükümdarlık bir süre devam etti.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MÖ 11. Yüzyılda Termessos halkının katkılarıyla yapılan ve “Kral Caddesi” olarak isimlendirilen eski yolun yanı sıra Hellenistik dönem istihdam duvarlarının, sarnıçların ve diğer birçok kalıntının yer aldığı meşhur “Yenice Geçiti” antik kentin önemli yerlerindendir. Kral Caddesi, yükselen şehrin duvarlarının yanından geçerek düz bir yol şeklinde şehrin merkezine ulaşır. Şehir kapısının doğusundaki duvarlarda oldukça enteresan, kehanet içeren yazıtlar vardır. Roma İmparatorluğu tarihi boyunca bu tür büyüler, sihirler ve batıl inançlar yaygındır. Geleceği merak etme konusunda oldukça meraklı olan Termessoslular, bu tür yazıtları genellikle dört beş satır uzunluğunda, zarlarla belirtilen sayılar içermektedir. Kehanet için tanrının adı istenir ve kehanetin içeriği o tanrının öğütleri içinde verilir.

Termossos Antik Kenti’nde resmi binalar da bulunmaktadır. Şehrin agorası üç yandan stoalarla çevrilmiş, açık hava pazaryeri olan bu yapının zemini taş bloklar üzerinde yükselerek dikkat çekici bir mimari özelliğe sahiptir. Bu stoada bulunan bir yazıtta Pergamon Kralı’nın (MÖ 150-138) yılları arasında hükümdarlık sürdüğü, II. Attolos tarafından dostluklarının kanıtı olarak Termessos’a hediye edildiği yazmaktadır. Kuzeydoğu stoa, muhtemelen Attalos’un stoası taklit edilerek Osbaras adında zengin bir Termessoslu tarafından yapılmıştır.

   Su Sarnıcı

Agoranın kuzeybatısına beş büyük sarnıç oyulmuştur. Kuzeydoğusundaki kalıntılar ise gymnasyuma ait olduğu sanılmaktadır. İki katlı stoa içerde MS 1. Yüzyıla ait olduğu işaret edin tonozlu odalarla çevrelenmiş avludan oluşmaktadır. Stoanın dışı nişlerle ve Dor nizamında diğer süslemelerle dekore edilmiştir. Agoranın hemen doğusunda yaklaşık 4000-5000 seyirci kapasiteli tiyatro vardır. Geniş kemerli giriş yolu cavea ile agorayı birbirine bağlayan Termossos Antik Tiyatrosu Pamphylia Ovası’nın manzarasına hâkim olmakla birlikte kentin en göz alıcı yapısı durumundadır. Hellenistik dönem tiyatro planını koruyan yapı, Roma tiyatrosunun en belirgin özelliğini sergilemektedir. Hellenistik caera ya da yarım dairesel oturma alanı, üstünde sekiz, aşağısında on altı oturma sırası ile diazoma ile ikiye ayrılır. Güney paradosa sonradan kemer yapılmış, kuzey parados orijinalindeki gibi üstü açık olarak bırakılmıştır. MS 2. yüzyılın özelliklerini taşıyan sahne binasının arkasında uzunca bir ova vardır. Bu kısım görkemli bir şekilde süslenmiş, cepheyi kesen beş kapı ile oyunun sergilendiği podyuma bağlanmıştır. Sahnenin altında vahşi hayvanların dövüşe çıkarılmasından önce tutuldukları beş küçük oda vardır. Diğer klasik tüm şehirlerde olduğu gibi tiyatronun yaklaşık 100 metre ilerisinde odeon vardır. Küçük bir tiyatroyu andıran, çatı seviyesine kadar oldukça iyi korunan ve en iyi yontma taş duvarcılığı örneği olan bu yapının tarihi, MÖ I. yüzyıla kadar uzanabilir. Üstü Dor düzeninse süslenmiş yapının altı sadedir ve iki kapıyla ayrılan yapı, kare şeklinde kesilmiş taş bloklardan tapılmıştır. Orijinalinde çatısının olduğu, ışığı doğru ve batı duvarlarındaki on bir geniş pencerenin olması dolayısıyla nedeniyle açıklanabilir. 25 metre uzunluğundaki bu çatının binasının üzerinde nasıl durduğu ise hala belirlenememiştir. İçi toprak ve moloz dolu olan bu harabenin oturma düzeni ya da oturma kapasitesini değerlendirmek mümkün olmamıştır. Oturma kapasitesi muhtemelen 600-700 kişiden fazla olduğu düşünülmektedir. Molosların arasında, renkli mermer parçaları çıkartılmıştır. Bu da iç duvarların mozaiklerle süslü olabileceğini düşündürmektedir. Bu güzel ve tarih bakımından da önemli yapının bouleuterion ya da konsey odası olarak hizmet vermiş olması mümkündür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Termossos’ta altı tapınak vardır. Değişik büyüklüklerde olan bu tapınaklardan dört tanesi odeonun yanında kutsal olduğu tahmin edilen alanda yer almaktadır. Odeonun arkasında yer alan tapınaklar oldukça görkemli bir duvarcılık işçiliğine sahip olsa da beş metre yüksekliğe sahip tapınağın iç duvarından başka günümüze çok az şey kalmıştır. Şehrin asıl tanrısı Zeus Solmeus’a ait olduğu zannedilmektedir. İkinci tapınak odeonun güneybatı köşesine doğru uzanmaktadır. Bu tapınağın cella[3]’sının duvarı 5.50×5.50 boyutlarında ve prostylos[4] tarzındadır. Halen ayakta duran ve tamamlanan girişte bulunan bir yazıta göre, bu tapınak Artemis’e ithaf edilmiştir. Bugün harabe olan tapınak ve içindeki kült heykel, Aurelia Armasta isimli bir kadın ve kocası tarafından kendi gelirleri kullanılarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Girişin diğer tarafında yazılı bir zemin üzerinde ise bu kadının amcasının heykeli yer almaktadır. Tapınağın tarzına bakıldığında yapının tarih olarak MS. II. yüzyılın sonlarına kadar uzandığı söylenebilir.

Korint

Artemis tapınağının doğusunda Dor tarzı tapınağın kalıntıları vardır. Bir kenarı altı veya 11 sütundan oluşan tapınak, peripteral[5] tiptedir. Rölyeflerinden ve yazıtlarından anlaşılacağı üzere Artemis’e ithaf edilen tapınak, boyutlarına göre Termessos’un en büyük tapınağı olduğu anlaşılmaktadır.

Biraz daha ileride doğuda kesilmiş taşlardan yapılmış, terasın üzerinde başka bir küçük tapınak vardır. Yüksek bir podyum üzerinde yükselen tapınağın hangi tanrıya ithaf edildiği günümüze kalan kalıntılardan anlaşılamamıştır. Fakat tapınağın mimarisine bakıldığında klasik tapınak mimarisinin MS. III. yüzyılın başlarına kadar uzanabileceği ve genel kurallarına karşı olarak girişinin sağ tarafta olması nedeniyle tapınağın bir yarı tanrıya ya da bir kahramana ait olabileceğine işaret etmektedir.

Korinth düzenindeki Attalos Stoası’nın yanında yer alan diğer iki tapınak da prostylos tarzındadır. Bugün halen bilinmeyen tanrılara ve tanrıçalara ihtaf edilen bu tapınakların MS. II ya da III. yüzyıllara ait olduğu saptanmıştır. Bu geniş merkezi alanında bulunan tüm resmi ve kült yapılar arasında en ilginçlerinden biri tipik Roma dönemi evi formundadır. Altı metre yüksekliğe ulaşan ve batı duvarında bulunan Dor düzenindeki kapı aralığının üzerinde bir görülebilir. Bu yazıtın üzerinde evin sahibinden şehrin kurucusuna övgü ile söz edilir. Şüphesiz bu ev Termessos’u kurana ait olmamakla birlikte, genellikle soylu kimselere ve zenginlere ait olan, fakat şehre hizmette bulunan ev sahibine bir ödüldü. Ana giriş, ikinci kapıya giden bir salona, bu ikinci kapı da merkezi avluya ya da atrium’[6]a açılmaktadır. Avlunun ortasında yağmur sularını tutmak için avlunun ortasında impluvium[7] ya da havuz vardır. Atrium evin bu gibi günlük faaliyetlerinde önemli yer tutar ve aynı zamanda konuk kabul odası olarak da kullanıldığından, sık sık gösterişli bir şekilde süslenirdi. Evin diğer odaları düzenli bir şekilde atriumun etrafında yer alırdı. Geniş dükkânların sıralandığı portico[8]’ları olan bir cadde, şehir boyunca kuzey-güney istikametinde uzanırdı. Sütunlar arasındaki boşlukların çoğu güreşçilere ait olan başarılı sporcuların heykelleriyle doldurulmuştur. Hala yerlerinde olan bu heykeller ve haklarındaki yazılı kaideleri okuyarak, caddelerin eski ihtişamını yeniden kavuşmasını sağlamak mümkündür.

   

 

 

 

 

 

 

 

Çoğu şehir duvarları içerisinde ve şehrin güney batısı ve kuzeyinde kayalara oyulmuş mezar taşları ve geniş mezarlar bugün için şehri bir mezar şehir gibi algılamamıza neden olmaktadır.  Hazine avcıları tarafından oldukça çok mezar tahrip edilerek yağmalanmıştır. Yüzyıllardır şehrin güneybatısında sık ağaçların arasında yer alan lahitler, insanı bir anda tarihi törenin derinliklerine götürür. Ölüler, kıyafetleri, mücevherleri ve diğer aksesuarlarıyla bu lahitlere konurdu. Yoksulların bedenleri, sade taş, kil ya da ahşap lahitlerde yakılırdı. Tarihi MS II. yüzyıla uzanan bu lahitler, yüksek kaideler üzerinde durur. Zengin aile mezarlıklarında, lahitler soyuyla ya da onun yanına gömülme izni olanlarla birlikte ölen kişi için hazırlanmış şatafatlı bir şekilde bezenmiş yapının içine yerleştirilmiştir. Böylelikle, kullanım hakkı resmi olarak garanti altın almış oluyordu. Ayrıca, lahitlerin açılmasını engellemek ve mezar soyguncularının korkutmak için öfkesini çağıran yazıtlar da bulunabilir. Bu yazıtların aynı zamanda kurallara uymayanlara uygulanan para cezasını da belirtir. 300 le 100.000 denar arasında değişen para cezaları genellikle Zeus Solymeus’a adına şehir hazinesine ödenir, yasal hükümlerin içinde bunlar yer alırdı.

Günümüzde Telmessos Antik Tiyatrosunun restorasyonu 2012 yılında tamamlanmak üzere çalışmalar başlatılmıştır. Fakat, Telmessos tiyatrosunun restorasyonu sırasında Roma İmparatorluk Dönemi’nde inşa edilen parapet duvarı ve cavea’[9]nın ortasında yer alan mekân sökülerek ortadan kaldırılmıştır. Böylece tiyatronun Roma İmparatorluk Dönemi’nde arena olarak kullanılan, vahşi hayvan dövüşlerinin yapıldığı Geç Roma evresi yok edilmiştir.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı & Folklor Araştırmacısı

_____________________________________________________________________________________________

[1] Klina: Mermer, bronz, bazen değerli metal, bazen kaktüslü ahşap gibi malzemelerden imar edilmiş, akşam yemeği için kullanılan bir çeşit yatak veya kanepe.

[2] Stoa: Antik Yunanistan mimarisinde bir sokak ya da agoranın yanında yer alan, üstü kapalı, sütunlu galerilere verilen ad. Yönetim ve ticaret merkezleri olarak kullanılmakta olup halka açık yerlerdi. Stoa aynı zamanda Kıbrıslı Zenon’un kurduğu Stoacılık adlı felsefeye de adını vermiştir.

[3] Cella: Cella ya da naos (Yunanca: ναός), pagan tapınaklarında ve Hristiyan ibadethanelerinde bir mimari bölüm. İlk olarak Yunan tapınaklarında görülen ve yalnızca din adamlarının girebildiği kutsal bir alanken Hristiyan ibadethanelerinde halkın ibadet ettiği ana kısmı niteler hale gelmiştir.

[4] Prostylos: Tapınağın ön cephesinde sütun dizisi bulunan plan tipidir. Antelerin ön kısmında da sütun bulunmaktadır. Bu plan tipinde anteler kısadır.

Ante: Giriş.

[5] Peripteral: Roma ve Yunan tapınaklarında sütunlu bir revak ile çevrili olan yere denir.

[6] Anrium: Bir bina ile çevrili geniş bir açık hava veya ışıklık alan.

[7] İmpluvium: antik roma evinin (atrium’lu ev) avlusunda bulunan dikdörtgen biçimli havuza verilen isimdir. Avluyu örten içe eğimli çatının ortasındaki açıklıktan (compluvium) akan yağmur suları impluvium‘da toplanır ve genellikle bir su kanalıyla (puteus) alttaki sarnıca aktarılır..

[8] Portika: Antik Yunan’da yaygın olarak kullanılan ve Batı kültürünü de etkileyen, bir binanın girişine giden ya da sütunlarla desteklenen veya duvarlarla çevrili sütunlardan oluşan yapı şeklidir.

[9] Cavea: Antik dönem tiyatrolarında oturulan bölümlere verilen addır. Cavealar genel olarak Roma’da sosyal sınıf tabakasına göre kademeli olarak organize edilirlerdi. Bu bölümler Yunan tiyatrosunda yamaçlar, roma tiyatrosunda ise kemer ve tonozların üzerinde yükselmişlerdir.