Türkiye Edebiyatında Şiir – Şiirin Yakın Tarihçesi

Türkiye edebiyatında şiir

Şiir türü, edebiyat denilince akla gelen ilk türlerden olmakla birlikte duygulanınca yazılan, kafiyeli bir metin olarak da görülür. Oysa gerçek öyle değildir. Bir şiir yazarının gerçek anlamda şair olması için hayatı bir şiir gibi görmesi gerekir. Şiirin tarihi ise çok eskidir. Hatta yazılı ve yazılı olmayan edebiyatın başlangıç noktasını oluşturur. Binlerce yıllık medeniyetin izlerini taşıyan Anadolu ve yine kökleri bin yıl ötesine dayanan Türk kültürünün bir sentezi olarak da Cumhuriyet dönemine kadar birçok farklı biçimde şiir kültürü devam etmiştir. Şimdi gelin Cumhuriyet öncesi şiir tarihine bir göz gezdirip ardından Türkiye edebiyatında şiir yolculuğunun ayrıntılarına girelim. Son olarak şiirin bugünkü durumuna bakalım.

Türkiye Edebiyatında Şiir – Cumhuriyet Öncesi

Türkiye Cumhuriyeti ilanı sonrasında şiirin gelişimi ve bugünkü durumuna bakmadan önce Cumhuriyet öncesi şiiri özetleyelim. Sözlü edebiyat geleneğinde var olan mısralı anlatım ve yine çok önceki dönemlerdeki yazıtlar ve destanlardan, şiirin köklü bir geleneği olduğunu anlıyoruz. Yazılı döneme gelindiğinde ise, kesin çizgilerle Osmanlı’nın bir halk şiiri bir de saray şiiri akımını görüyoruz. Karacaoğlan, Yunus Emre, Aşık Paşa, Hacı Bayram Veli gibi isimlerin üretimleri, aynı zamanda bir halk ozanlığı geleneğinin de başlangıç noktasıdır. Diğer yandan ise İranlı Nefi, Naili, Nabi gibi şairlerin oluşturduğu Sebk-i Hindi adı verilen bir tarzda yazılan Divan şiiri vardır. Divan şiirinin Saray şiiri olarak anılması da bu tarzın ağdalı anlatımından ve yüksek bir dil kullanımından kaynaklanmaktadır. Bu şiirin en önemli temsilcileri ise Fuzuli, Baki ve Nedim olarak söylenebilir. Nedim daha sonrasında yerelleşme eğitimini kendi etrafına vermeye başlamış ve bu şekilde Divan şiirinin klasik halini kırmaya çalışmıştır.

Divan edebiyatında kullanılan aruz vezni yani aruz ölçüsü ile halk şiirinde kullanılan dil, günümüze kadar ulaşan erken modern ve modern dönem şiir akımlarının da öncülüğünü yapmıştır. Şiirde ölçünün gerekliliği üzerinden ölçüde değişimler yapılarak oluşturulan akımlar ile kökleri halk ozanlığına dayanan bir anlayışla serbest nazım akımlar ortaya çıkmıştır.  Divan şiirine ise toplam şiir kronolojisi açsından bakıldığında klasik şiir tanımı yapılır.

Fuzuli’nin Su Kasidesi Şiirinden Bir Parça

 Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

 “Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.”

 Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

“Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem.”

 Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

“Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir”

Divan edebiyatının ardından ise Osmanlı’nın Batılılaşma sürecinin başlangıcı anlamına gelen Tanzimat Fermanı ilanı sonrasında ortaya çıkan Tanzimat edebiyatı gelir. Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi gibi yetenekli şairlerin eserleri bu kapsamda kabul edilir. Tanzimat edebiyatı şiirinde topluma sesleniş vardır ve didaktik yani öğretici bir dil kullanılır. Erken modern diye adlandırabileceğimiz bu döneme Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit ve gerçekçi şiir akımının temsilcisi Tevfik Fikret de dahil olur.

Yahya Kemal Beyatlı ise yeni klasik yani neoklasizm olarak değerlendirilen bir akımda yazarken yine büyük bir şair olan Ahmet Haşim, sembolizmin temsilcisidir. Serveti Fünun şairleri olarak adlandırılan bu şairler günümüze kadar uzanan çok değerli şiirlere imza atmışlar, kullandıkları ölçülerle de Divan edebiyatının modern yansıması olmuşlardır. Bu dönemde Malumat dergisinde yazan şairler ise batı etkisini reddederler ve isimlerini yazdıkları dergiden alarak Malumatçılar ismiyle Türkçü, İslamcı ve Osmanlıcı akımları arayışlarını ortaya koyarlar. Türkçü akımın en ünlü temsilcisi ise Ziya Gökalp’tir. Beş Hececiler akımı da bu Türkçülük akımının bir devamıdır. Buradaki 5, akımı başlatan şairlerin sayısını belirtir. Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç,  Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek ve Halit Fahri Ozansoy, bu akımın kurucularıdır. Anadolu insanını şiire dahil eden bu değerli şairler, aruz ölçüsünü bırakarak hece ölçüsünü kullanmalarından dolayı “Hececiler” ismiyle anılır ve Türkçe şiirde bir devrim gerçekleştirmişlerdir.

Türkiye edebiyatında şiir
Fuzuli

Türkiye Edebiyatında Şiir – Cumhuriyet Sonrası 

Beş Hececiler, Cumhuriyet sonrası dönemin de ön açıcısı olmuştur. Gündelik hayatın şiire dahil olması, hece ölçüsünün kullanımı, Türkçenin dönüşümü gibi özellikler, yeni yaklaşımlarla kendisini yeni akımlarla kendisini göstermiştir. Yeni kurulan cumhuriyetin büyük bir kurtuluş savaşı vermesi, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar ve yeni bir  ulus inşasının ortaya çıkardığı ruhla “Memleket şiirleri” ortaya çıkmıştır. Devamında şiirde romantik etkileşimle gerçekçiliğin birleştiği ve bugüne uzanan şiir anlayışının temellerini atan Ahmet Hamdi Tanpınar ile Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri vardır.

“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”   ….. Cahit Sıtkı Tarancı

Türkçe edebiyatın büyük şairi Nazım Hikmet’ten hemen öncesine denk gelen bir Yedi Meşaleciler akımı bulunur. Yine 5 hececiler gibi adını şair sayısından alan akımın 7 kurucusu arasında Cevdet Kudret Aksal, Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır gibi isimler vardır. Meşaleciler, şiirde hem anlam hem de yazım biçimi olarak bir genişleme yolu arayışındadır.

Şiirleri dünya çapında bilinen Nazım Hikmet ise 1930 sonrasına damgasını vuran bambaşka bir tarzın önderidir. Çalkantılı ve sürükleyici yaşamının içinde ortaya çıkardığı eserlerle Nazım Hikmet, Türk şiiri ve edebiyatının dönüm noktalarından biridir. Şiirde ölçüyü yerle bir eden, duygu ile düşünceyi şiirsel anlatımda birleştiren Nazım Hikmet, şiirde protest dilin de öncüsü olmuştur.

Türkiye edebiyatında şiir
Nazım Hikmet Ran

Tıpkı Nazım Hikmet gibi Garip Akımı olarak da anılan Birinci Yeni şairleri Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday da şiirin biçimine hükmeden şairlerdir. Onların şiirinde ise gerçek bir gündelik hayat ve gerçek bir insan ruhu vardır. Özellikle Orhan Veli, şiiri topluma sevdiren üretimlere sahiptir.,

“Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.”   Orhan Veli Kanık

İkinci yeni ise bu akıma tepki olarak doğmuştur. Bugün halen isimlerini andığımız Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever, Sezai Karakoç gibi isimler bu akımın temsilcisidir. Şiirde Garip akımın realizm ve açık anlamına karşı gerçeküstücü ve kapalı anlam öne çıkmıştır. Attila İlhan da Mavi akımının öncüsüdür. Yine bu dönemde ayrı bir şiir alanında Necip Fazol Kısakürek yer alır.

Son dönem öncesinde şiirde ironi ve erotizm ile Can Yücel ayrı bir kanal açarken post modern Neyzen Tevfik etkisi yaratır. Sunay Akın, İsmet Özel, Murathan Mungan, Küçük İskender gibi her biri kendi tarzını yaratmış pek çok şair de modern dönem şairleridir. Günümüzde şiirin artık etkisini yitirdiği, yenileme yaşamadığı konuşuluyor. Oysa şiir hayatın içinden ve taşan duygunun kağıda sızmasından beslenir. Belki eski tipte bir şiir dili birebir kalmasa da şiir her yerde yaşamaya devam ediyor.

Türkiye edebiyatında şiir