Watanna / Etenna Antik Kenti / Psidya Bölgesi / Antalya-Manavgat

Sırt Köyü Enetta Antik Kenti’nin biraz daha aşağılarına, eteklerine doğru kurulmuştur.

Etenna Antik Kenti Antalya İlinin Manavgat İlçesine bağlı Sırtköy’de yer almaktadır. Etenna Antik Kenti, Sırtköy’ün hemen bitiminde, çam ormanlarının içinde, dik yamaçlı bir tepeye kurulmuştur. Manavgat’tan 31 km. uzakta, denizden 900 m. yükseklikte kurulu olan Etenna Antik Kenti, bölgenin önde kentlerinden biridir. Hitit metinlerinde adı geçen “Patişşa’inun” Psidya olma olasılığı yüksek bulunduğundan, bu bağlamda Etenna Antik Kenti’nin ilk adının Hitit metinlerinde geçen Watanna(?) olduğu konusunda varsayımlar vardır.[1]

 

Kentin, güneyde Side, kuzeyde Erymna ve Kotenna ile ilintili olduğu yerleşim isimlerinden de bellidir.[2] Bu kentlerden dağlık Pamphylia ile güneydeki kıyı kentleri arasında stratejik bir konumdadır. Pamfilya bölgesi ile Psidia bölgesi birbirine sınır olduğundan, antik kente nereye ait olduğu konusunda, akropolde yapılan bir kazı çalışması sonucunda ele geçirilen sikkenin ön yüzünde bir figür, arka yüzünde orak olması ve Von Aulock’ın Etenna’yı “sikke basan Pisidia kenti” olarak tanımlaması da Hitit yazılı kaynaklarını desteklemesine neden olmuştur. Yanı sıra kentteki kalıntıların Pamfilya özelliğinden ziyade, diğer kıyı Antik kentlerine göre bir Psidya kenti özelliği taşıması da başka bir etkendir. Yakın dönem araştırmacılarından Aulock, Etenna’nın Selge’den sonra sikke basan Psidya kenti olduğunu söylerken, Ruge, Etenna’yı Pamfilya kenti olarak gösterir.

“Psidya Bölgesinin sınırlarını tespit etmek güç olsa da, genel hatları ile Göller Bölgesini içine alarak, doğuda Konya ovası üzerinden, Karadağ eteklerine, batıda Antalya’nın kuzeyindeki Güllük dağından, kuzeybatı yönünde Salda Gölü’ne ve güneyde Pomphylia ovasına kadar uzanan, kuzeyde Sultan dağlarının oluşturduğu sınırla kuşatılan bölgedir.”[3] Ünlü Antik dönem tarihçisi Strabon, Helenistik devir yazarlarından Artemidoros’un Selge, Sagalassos, Pednelissos, Adada, Tymbriada, Kremna, Pityassos, Amblada, Anabura, Sinda, Arrassos (Ariassos), Tarbassos ve Termessos’tan oluşan şehir listesini vermesinin yanı sıra Antiokheia kentinden Psidia Antiokheia’sı olarak bahseder. Sanırım yakın zamanların tarihçileri de Psidia’yı Strabon’un verileri üzerinden bir sınırlama yapmıştır.

“Manavgat (Melas) çayının kollarının kaynaklandığı dağlar ikinci ve üçüncü (Eosen-Neojen) zamanda oluşmuştur.[4] Psidya Bölgesi Üst Paleolitik devirden itibaren, Neditik, Kalkolitik, Tunç çağlarda kesintisiz yerleşmeye sahiptir.”[5] Ancak Etenna ve bölgesindeki Psidya kentlerinin tarihsel sürecinin ne kadar erkene gittiğini, ilerde yapılmasını umduğumuz geniş çaplı bir araştırma ve kazılar sonucunda öğreneceğimiz muhtemeldir.

Yunan filozof, yazar, tarihçi ve asker olan Ksenofon.
Antik ticaret yolu, kilometrelerce uzunlukta, sarp kayaların hemen dibinde inanılmaz bir mimari yol anlayışı ve işçiliğinde yapılmıştır.

Psidya hakkında ilk bilgileri, M. Ö. yaklaşık 430-355 yılları arasında yaşamış olan, Sokretes’in öğrencisi, Yunan filozof, yazar, tarihçi ve asker olan Ksenofon’dan almaktayız. “Ksenofon, uzun yıllar Anadolu‘yu işgal eden Pers ordularında bulunmuş çoğunlukla İranlıların askeri eğitim ve öğretim düzenleriyle ilgili görüşlerini yazmıştır. Bunlarla birlikte Pers ordularının tüm sefer kayıtlarını tutmuştur. Onun Tarih yazımında hemşehrisi Thukydides‘ten etkilendiği söylenebilir.[6] Anabasis adlı eseri ilk aşamalarda alan rehberi olarak Büyük İskender tarafından İran seferlerinde en önemli kaynak olarak kullanılmıştır.”[7] M.Ö. 323-301 yılları arasında yaşanan Alketas olayının dışında kaynakların yetersizliği ve günümüzde halen arkeolojik kazıların başlatılmamış olması, eldeki verilerin yetersiz olmasına neden olmuştur. Selge ve Etenna’da sikke basımı M.Ö. 1. yüzyıldan öncedir.[8] Dolayısıyla antik dönemin bölgesel tarihi geçmişi üzerinden Etenna Antik Kenti hakkında söylenebilecekleri çok da aydınlatamayacaktır. Bölgesel tarihi kaynaklardan ve Strabon’dan öğrendiğimize göre; dağlık Pamphylia ile güneydeki kıyı kentleri arasında stratejik bir konumda bulunan Etenna Antik Kenti, sahip olduğu zeytin ağaçlarından elde ettiği yağı, Aspendos limanları üzerinden ticaretini yaparak zenginlemiştir. Böylece çevresindeki diğer topluluklara nazaran yetkin bir uygarlık düzeyini yakalamıştır. Yöredeki sedir ağaçlarının gemi yapımında elverişli olması ve Torosların da sedir, selvi ve sık zeytin ağaçları yönünden zengin oluşu, belli ki bu ticaretin boyutlarını Side’nin gemi yapımı endüstrisini, hammadde açısından desteklemesine de neden olmuştur. Tarihi Liman Kenti Side’ yi İç Anadolu’ya bağlayan, Pamphylia Bölgesi ve Çevresi Eski Yol Sistemlerinden biri olan Side-Kesik Beli Yol Sistemi de Sırtköy ‘den geçer. Side-Kesik Beli Yol Sistem; Side’ den başlar, Naras Köprüsü’nü aşarak, B.Şıhlar Köyü’nün hemen üstündeki antik Seleuceia kentine ulaşır, buradan SırtKöy’ de bulunan Etenna’dan geçerek, At İzi mevkii, Çaltılı, Kesik Beli, Kız Taşı, Bahadın Oluğu, Eynif Ovası, Başlar, Ormana, İbradı ve Gembos Ovasını takibederek Beyşehir’e ulaşır. Antik ticaret yolunun Etenna Antik Kenti’nden geçmesi Etenna ve çevresine zenginlik sağlamış olmalıdır.

 

Marcus Antonius (Romalı Komutan)
Yaşlı Plinius: 19. yüzyıla ait hayali bir portresi. Maalesef Plinius'nun yaşadığı döneme ait herhangi bir tasviri ele geçmemiştir.
Büyük Pilinius, Araştırmacı Yazar

Natural HistoryM.Ö. 83-30 yılları arasında yaşamış olan Romalı komutan Marcus Antonius’un, Doğu Pamfilya’daki Hamaksia’yı filoların yapımı için Kleopatra’ya vermiş olması, bölgede selvi ağaçlarından gemi yapımı tarihinin uzun yıllara dayanan bir gelenek olduğunu anlamamıza yardımcı olmaktadır.

M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan ve insanlık tarihinin ilk ansiklopedisini kaleme alan Gaius Plinius Secundus Maior (Büyük Pilinius),  “Naturalis Historia” adı altında, 37 kitaptan birleştirip, 500’e yakın Yunan ve Romalı yazarın bıraktığı 2000’i aşkın bilginin yer aldığı eserinde özetleyerek verdiği yoğun bilgiler arasında; hekimlikte ve koku yapımında kullanılan aselbent ağacının menşeinin Pamphyilia olduğunu yazması, haliyle ticaretle uğraştığını bildiğimiz Etenna Antik Kenti’ne pay biçmemize de vesile olmaktadır.

 

Pompelius (Yunan Tarihçi)

M.Ö. 203-120 yılları arasında yaşamış olan ve Helenistik dönemi ayrıntılarıyla kaleme alan Yunan tarihçi Polibios,   Yunanca (Ἱστορίαι – Historíai) (Tarihler) adını taşıyan 40 ciltten oluşan ama günümüze ancak ilk 4 cildi elimize geçmiş olan tarih eserinde M. Ö. 264 – M.Ö. 146 döneminindeki Akdeniz havzasındaki tarihsel gelişmeleri antik Grekler ve Romalılar görüş açısından, evrensel tarih anlayışı ile ayrıntılı olarak incelemiştir. Bu dönemde Polibios Antik Roma Cumhuriyeti‘nin antik dönemde Akdeniz havzası dünyasında hâkim devlet olmasına doğru gelişmeleri anlatmaktadır.

Öğrendiğimize göre M.Ö. 218’de Selgeliler, Pednelissos’u kuşatır. Gersyres, Perge’de Selgelilerin düşmanları ile temasa geçer ve yardımlarını ister. Side’nin üst tarafında, Psidya arasında oturan Etennalılar, Aspendoslularla beraber onbin hoplit ile Selgelilere yardım ederler.  Helenistikte kentin yüksek sur duvarı ile çevrili olması bunu kanıtlar gibidir.

 

Titus Livius                     (Romalı Tarihçi)

Ab Urbe condita, 1714M.Ö. 59 – M.S. 17 yılları arasında yaşamış olan ve Romanın kuruluşundan (geleneksel tarihi M.Ö. 753) Augustous’un krallığı boyunca roma tarihini ele almış olan Romalı tarihçi Titus Livius, eserinde, Side’nin hinterlandındaki Psidyalıların krala karşı isyan ettiğini yazmış ve özgürlüğüne düşkün, savaşçı bir halk olan Psidialıların oturduğunu söyler.[9]

İ.Ö. 133 yılında Bergama krallığının vasiyeti ile Roma’ya geçen Pisidya’nın hangi eyalete bağlı olduğu bilinmiyor. İmparator Agustus tarafından Galatia eyaletine bağlanmıştır. Roma egemenliği süreci başlar. İmp. Diokletan döneminde Psidya eyalet haline getirilir. Bizans çağında da bazı kentlerin bölgede yaşamını sürdürdüğü kilise kayıtlarından izlenmektedir.

Pomphylia, Kilikia, Pisidia bölgelerinin kesişme noktasında yer alan kent; güneybatıda Aspendos ve Selenkia, kuzeybatıda Selge, kuzeyde Erymna ve Kotenna, güneyde Side kentleri ile çevrilidir. Homanodların yerleşme merkezlerini arayan Brayhton, bu halkın komşuları olarak güneybatıda Selge, Etenna ve Kotenna olduğunu belirtir.[10]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etenna kenti erken buluntuları G. Beon’in aktardığı klasik dönem seramiklerdir.[11] Helenistik dönemde başlayan sikke basımı kent hakkında ayrıntılı bilgiler verir. Geç antik dönemde Side metropditine bağlı bir başpiskoposluk merkezidir. Selge ve Aspendos metropolitlerinden sonra dördüncü sıradadır. [12]

 

 

 

 

 

Etenna Antik Kentindeki yapılaşmalar düz alanlar için yüksek duvarlarla oluşturulmuştur. Güneybatıda sivil yerleşim, akropolün kuzey kayalığında kaya mezarları, güneyde dağınık olarak Roma anıt mezarları yer alır. Kent yapıları arasında, kenti çevreleyen şehir surları, hamam, heron[13], sarnıçlar, bazilikalar sağlam olarak kalmıştır. Etenna nekropplü için I. Nolle kentle sınırlı kalmalarını, Delikören ve Solur’un nekropollerinin de Etenna’ya ait olduğunu[14] ikinci çalışmasında Salur’unnekropollerinin de Etenna’ya ait olduğunundan bahseder.[15]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etenna antik kentinde, çam ormanları içerisinde bulunan Antik kalıntıların içinde ilk dikkati çeken, kenti çevreleyen şehir surlarıdır. Kentte, agora alanından doğuya doğru gidildiğinde ise şehir surlarının dibinde Bizans döneminde inşa edildiği anlaşılan ve aynı zamanda mahkeme salonu olarak kullanılmış olan dörtgen planlı bir bazilika bulunur. Akropol kent yöre halkınca “Dedekalesi” olarak isimlendirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölgedeki ve kent üzerindeki araştırmaları 19 yy’da başlamıştır. G. Hirschfeld Erymna ve Kotennayı 1874 yılında belirlemiş, Etenna kentini, Monsberichte der Akad Berlin, 1875, 132’de bilim dünyasına tanıtmıştır. Kent ve bölgede araştırma yapan bilim adamları arasında Radet, Ramsay gibi isimler yer almış, Lanckoronski, Etenna kalıntılarında yaptığı araştırmalarda zengin kaya mezar rekropolünden söz etmiştir. Lokalizasyonu yakın zamana kadar sorunlu olan antik kentin Sırt Köyüne lokalizisyonu 1984’de yayınlanan yazıtla belirlenerek kesinlik kazanmıştır.[16] G. Bean, 1976’de Etenna Antik Kenti’nde yaptığı araştırmalar hakkında bilgi vermektedir.[17]

Kayaları Gömüt Olarak Kullanma Geleneği

 

 

 

 

 

Kayayı gömüt olarak kullanma geleneği yalnız Anadolu’ya özgü olmasa da, Anadolu’da oldukça yaygın ve çeşitlilik gösteren bir gelenektir. Kaya mezarları cepheleri açısından düşünüldüğünde uygulandıkları her bölge ve zaman dilimi içinde farklar göstermiş, mezar odaları ise kısmi değişiklik dışında aynı özellikleri gösterir.[18] Mezar sahiplerinin statü ve karakterleri yanında, insanların ekonomik gücü, toplumsal düşünce mezarlara yansımıştır.

Anadolu’da kültür birliğini sağlayan önemli öge dinsel düşüncenin, özde aynı, fakat değişik adlarla yorumlanmasıdır. Tanrısal inanışı ve gücü kayada soyutlaştırarak algılar. Tanrısal gücü temsil eden kayalar hem politik, hem dinsel amaçlarla işlenmiştir. Tarihin erken dönemlerinden itibaren kaya oyuk ve yarıklarının ölü gömmede kullanıldığını biliyoruz.[19] Kayaya oyulan tapınak işlemli gömüt düşüncesi, ilk olarak Hitit uygarlığı Gavurkale’de biçimlenir. Bu gelenek Urartu uygarlığında özellikle çok odalı kaya mezarlarında, külte ait dönemlerle birlikte yer alır.[20] Urartu’dan öğrendiği kaya işçiliği ve kült dönemiyle Frig uygarlığı Hamamkaya, Yılantaş, Aslantaş kaya mezarları ile örneklerini verir.[21] Frif kaya mezar cepheleri de, Urartu örnekleri gibi yalındır ve Frig kaya anıtlarında olduğu gibi kaynak Urartu’dur.[22] Kaya mezar geleneği Urartu ve Frigya dışında, özgün örnekleriyle Likya bölgesinde, Kari’a[23], Paphlagonia, Kilikia, Pisidia’da görülür. Likya bölgesi kaya mezar cephelerinde görülen farklılık yerel mimarinin yansımasıdır.[24]

Sırt köy sakinleri, kaya mezarlarının ev formunda yapılmasından dolayı mezarları ev olarak düşünürler. Kaya mezar cephelerinin oldukça yalın ve sade oluşu, bölgenin orman dokusu ve ahşap mimarisi ile tezat oluşturur. Neden ahşap mimarinin yansımadığı sorundur. Likya bölgesinde ise ahşap yapı konstrüksiyonları mezarların cephelerine yansımıştır.[25]

Likya kaya mezarlarında çatılardaki farklılıklardan hareketle, Borchhardt, kaya mezarlarında tipoloji oluşturmuştur.[26] Bu tipoloji içinde üçgen alınlıklı kaya mezarları dâhil edilebilir. Yalın tipler için bir tipoloji oluşturmamıştır. Etenna kaya mezarlarını birbirinden ayıran etken cephe ve kapı formlarında görülen farklılıktır. Cepheler dikkate alınarak tiplere ayrıldı ve dört ana tip oluşturuldu. N. Çevik’te kaya mezarları için bu yönde bir tipolojik ayrım yapmıştır.[27]

Enetta Antik Kenti ne yazık ki günümüze kadar genel doğal şartları gerekse tarih soyguncuları tarafından yağmalanmış, geriye pek de bir şey kalmamıştır. Bölge insanının tarihe sahip çıkacak bilinçte olmaması ve her geçen gün tahrip olan tarih, geleceği bakımından hiç de umut vermemektedir.

 

 

 

 

 

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar;

* https://arifcil.tr.gg/Etenna.htm

* https://www.wikiwand.com/tr/Etenna

* https://arifcil.tr.gg/Etenna.htm

* G. Ercenk, Pamphylia Bölgesi Antik Yol Ağı, Antalya

[1] J.Nolle, “Etenna, Ein Vorbericht” EA3, 1984, 74 dn.108.

[2] Çevik, 2000: 97. “ Melas Vadisinde Arkeolojik Gözlem ve Bulgular”, ADALYA IV 1999-2000. 91-114.

[3] H. Işkan-N.Çevik, Tarih ve Arkeolojiyle Akseki Çevresi (baskıda).

[4] M. Özsait, İlkçağ Tarihinde Psidya, Başlangıçtan B. İskender Devrinin Sonuna Kadar (1980).

[5] M. Özsait, a.g.e. s. 30.

[6] Linda Maria Günther, Griechische Antike, 2011.

[7] https://www.wikiwand.com/tr/Ksenofon

[8] M. Özsait, Hellenistik ve Roma Devrinde Psidya (1980) 35.

[9] Strabon, 52, 1993

[10] M. Özsait, Hellenistik ve Roma Devrinde Psidya (1980) dn.434.

[11]  G. Beon, “The Site of Etenna” Klis 52 (1970, 13-16).

[12] I. Nolle, “Etenna; Ein Vorbericht” AMS6 (1982) dn. 134.

[13] Heron: Yüceltilmiş bir ölü için yapılmış anıt mezar.

[14] J. Nolle, “Etenna; Ein Vorbericht” EA 145 vd.

[15] J. Nolle, “u Geschicte Von Etenna” AMS 6 1992 120 vd.

[16] S. Şahin, “Bemerkungan Zu Lylci schen und Pomphyli schen inschriften” EA 17, 1991, 135.

[17] G. Bean, “The Site of Etenna” Klis 52, 1970, 13 udd.

[18] Z. Kuban, “Bir Nekropaıin Siyasi ve Kültürel Boyutu Limyra Örneği” Olba II 1999 dn. 52.

[19] T. Özgüç, Ön Tarihte Anadolu’da Ölü Gömme Gelenekleri (1968) 69 vd.

[20] F. Işık, “Likya Kaya Tapınakları”, Anadolu Konferansları 1995 112 vd.

[21]  F. Işık, a.g.e., 112 vd.

[22] N. Çevik, Urartu Kaya Mezarları ve Ölü Gömme Gelenekleri (baskıda).

[23] P. Roos, The Rock Tomba of Caunos (1972).

[24]  F. Işık, Türk Ad 28, 1989, 16 vd.

[25] F. Işık-H. Yılmaz, Habitat Iı, 1996, 171 vdd.

[26] J. Borchhardt, Myra: Sina Lykische Metropole in Antikor und Byzontinischer, İSİFORSCH 30 Berlin 1975, 99.

[27] N. Çevik, “The Rack-cut Tombs at Etenna” Güneybatıda Anadolu Mezar Tipleri ve Ölü Gömme Geleneği, Kollokyum 1999.