Xanthos (Ksanthos) – Arnna Antik Kenti / Likya Birliği

Xsantos’dan British Museum’a götürülmüş bir kabartma. Nekropollere yapılan bu insan başlı, kanatlı yaratıkların, ölülerin ruhlarını gökyüzüne taşıdıklarına inanılırdı.

Xanthos (Ksanthos) Antik Kenti, Antalya’nın Kınık köyün yakınında, Eşen Çayı’nın ayırdığı Muğla il sınırı yakın kurulmuş bir kenttir. Bu gün Eşen Irmağı olarak bilinen ırmağı antik dönemde Xanhtos Irmağı olarak anılmaktadır ve eski zamanların insanları tarafından “Sirbis” olarak adlandırılmaktadır. Likya dilindeki ismi “Arnna” olan Xanthos’un tarihi İ.Ö. 8. yüzyıla kadar geri gitmektedir. Arnna ismi Likya dilinde yazılmıştır. Homeros, Sarpedon yönetimindeki Xanthos’lularin Troya Savaşlarına katıldıklarını yazar ki bu olay şehrin en eski yazılı tarihine işaret etmektedir.

Xanthos Antik Kenti, İ.Ö. 2. yüzyılda Likya Birliği’ne başkentlik yapmıştır.  Kente 4 kilometre uzaklıkta olan Letoon Antik Kenti ile komşudur. Xanthos ve Letoon Antik Kentlerinin birbirlerine olan yakınlığı ve her ikisinin de içerdiği arkeolojik değerler, Likya bölgesinin iki önemli antik olarak, dünya mirasındaki önemini dikkat çekici bir şekilde ortaya koymaktadır. Lykia Medeniyeti, Anadolu’nun Güney Batısında, ‘limanları son derece iyi donatılmış, nezih bir halkın iskân ettiği’[1] bir bölgedir veya kendileri korsanlık yaptıklarından veya buraları korsanlık ganimet satışları için ve deniz üssü olarak verdiklerinden, bu yerleri korsanlık için kullandılar. Örneğin Kilikialılara Side’deki tersaneler açıktı ve burada tutsakları, onların hür insanlar olduğunu kabul ettikleri halde, açık artırmayla satarlardı. Pamphylialılar, İtalya’ya kadar deniz egemenliğini kazanmaya başardılar, fakat Likyalılar öyle nezih ve uygar yaşamlarını sürdürdüler ki, şimdiye kadar hiç utanç verici kazanç istekleri olmadı ve atadan kalma Lykia Birliği’nin nüfus alanı içinde kaldılar.

Xanthos İ.Ö. 545 yılındaki Pers istilasına kadar bağımsız bir şehir devletiydi. Xanthosluların aksine komşusu olan Lidyalılar savaşçı bir toplumdu. Belki de savaşmayı çok iyi bilmediklerinden, bağımsızlıkları uğruna ölümü seçerek tarih sayfasına hazin, destansı kahramanlıklarıyla, derin hikâyeler bıraktılar. Pers ordusunun yüzbinlerce askerden oluşan ordusu, beş altı bin kişilik küçük ordularının karşısına dikilmişti. Buna rağmen direnen Xanthoslular, bitmez tükenmez mücadelelerine rağmen Perslere yenik düştüler. Şehir düşmüştü ama Xanthosluların teslim hiç de teslim olmaya niyetleri yoktu. Perslerin kölesi olmaktansa, ölümü seçen Xanthoslu savaşçılar, önce kadınlarını, çocuklarını ve hazinelerini kaleye kapatarak yaktılar. Sonra da geriye kalanlarla birlikte o dönemde kralın bir zamanlar denizi olan Xanthos Irmağı’na (Eşen ırmağı) en yüksek noktadan aşağıya atarak intihar ettiler. Bir Xanthos tabletinden tercüme edilen bir şiir ile bu olay şu şekilde anlatılmaktaydı…

“Evlerimizi mezar yaptık / Ve mezarlarımızı kendimize ev…

Evlerimiz ateşe verildi / Ve mezarlarımız yağmalandı…

Yüksek tepelere sığındık, / Yerine dibine saklandık,

Su içinde gizlendik, / Geldiler ve bizi buldular…

Bizi yaktılar ve yok ettiler, / Bizi yağmaladılar…

Ve biz, / Analarımızın uğruna, / Kadınlarımızın uğruna…

Ve biz, / Onurumuz uğruna / Ve özgürlüğümüzün…

Biz, bu toprakların insanları, / Topluca intiharı aradık

Arkamızda bir ateş bıraktık, / Hiç sönmeyecek…”[2]

  1. Demergna, Xanthos’un Likya mezarlarını içeren kitabında Liykia medeniyetinin karakteristik özelliğini anlatmaktadır ve bu eserde Xanthos’un en meşhur mezarının “pilyeli” mezarlar olduğunu anlatır.
Troas Antik Sikkesinde Girges.

Pilye, içerisine çekme ve basınç yüklerini karşılaması için konan şekillendirilmiş demirdir. Bu pilyeler olağanüstü yapılardır ve ağırlığı 10 tonu geçebilen, kocaman bir kayadan oluşmakta ve üstünde ölü odası yer almaktadır. Bu anıtlardan yalnızca bir tanesi yazılı olduğundan “Yazılı Kaya” ya da “Yazılı Pilye” olarak adlandırılmaktadır. Yazılı olan Pilye mezarın MÖ 5. yüzyılın sonuna kadar Xanthos Kralı olan Gergis’in mezarı olduğunu açıklamaktadır.  Likyalılar aslında ahşap bir mimariye sahiptirler fakat eserlerinde ahşap yapıları taklit eden çok sayıda anıtlar ve lahitler görülmüştür.

Xanthos Antik Kenti İ.Ö. 475-450 yılları arasında büyük bir yangın geçirmiş, kentteki eserler bu yangından önemli ölçüde zarar görmüştür. İ.Ö. 429-410’daki Peloponez Savaşı’nda, bağımsızlıklarını koruyabilmek için önceleri iyi ilişkiler içinde bulundukları Atinalılarla savaşmışlar ve bu tarihten sonra Atina ile ilişkileri sona ermiştir. İ.Ö. 333 yılında Büyük İskender’in bölgeye gelmesinden sonra büyük ölçüde Helenleşmişlerdir. M.Ö. 309’dan itibaren Mısır hanedani Ptolemaios’ların, egemenliğinin ardından birçok Likya şehri gibi, İ.Ö. 197’de Suriye Krali III. Antiokhos’un egemenliğini kabul etmek zorunda kalmış, bu dönemde kent parlak bir dönem yaşamıştır. İ.Ö. 2. yüzyılda Xanthos, Likya Birliği’nin başkenti olmuştur. İ.Ö. 167’de bağımsızlığına kavuşan Xanthos, İ.Ö. 42 yılında Romalılar tarafından işgal edilerek Brutus tarafından yerle bir edilmiştir.  Kentin batısındaki Likya Akropolisi yıkılmış, kent halkı kılıçtan geçirilmiştir. Bu olaydan bir yıl sonra, Roma İmparatoru Markus Aurelius kenti yeni baştan imar etmiştir. M.S. I. yy.’da Roma egemenliği altındaki Xanthos’ta Imp. Vespasianus adına tak yaptırılmış, günümüze kalmış Roma yapılarının çoğu bu dönemde inşa edilmiştir. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Xanthos, yöreye Arap akınlarının başlamasıyla I.S. 7. yüzyılda terk edilmiştir. Likya’nın diğer birçok kenti gibi, Xanthos’un da refah düzeyinin çok yüksek olduğuna eserleri tanıklık etmektedir.[3]

Xanthoslular 5. yüzyılın sonlarına doğru şehirlerini korumak amacıyla, etrafını çevreleyen büyük surlar yapma ihtiyacı duymuşlardır. Bu surların bazılarının akropolü korumak amacıyla yapıldığı düşünülmekle birlikte, bazılarının da daha eski tarihlendiği düşünülmektedir. Bizans sur kalıntısının kuzeyindeki sahayı Roma devri tiyatrosu kaplar. Xanthos’un en ilginç kalıntıları, tiyatronun batısında yer alır. Bunlardan ilki; yüksek dikdörtgen yekpare kaide üzerindeki ölü ailesi ile yanındaki kadın gövdeli, kus kanatlı yaratıklar olan ve ölülerin ruhlarını gökyüzüne taşıdıklarına inanılan “Harpy” kabartmalarına sahiptir.

Likya akropolünde Henri Mertzger tarafından yapılan kazılarda, M. Ö. 6. ve 5. yüzyıllara ait küçük taşların çamurla tutturulup bu suretle evler yapıldığı anlaşılmıştır. Kazı sırasında kül halinde bulunan ve küçük taşlardan oluşarak yapılan katın alt katının ahşaptan olduğu ve bir yangın sonucunda yandığı saptanmıştır.

Tiyatronun kuzeyindeki kare şekilli alan ise Roma devri agorasıdır. Agoranın kuzey-doğu kösesinde, yekpare dikdörtgen gövdesinde Likya yazısıyla yazılmış kitabeye sahip anıt mezar yükselir. Harp anıtına benzer kabartmalı mezar odasında sahip olduğu düşünülen anıtın gövdesindeki kitabe, günümüze dek bulunmuş Likya dilindeki en uzun kitabe olup, Kherei adli Xanthos’lu prensin serüvenlerini anlatmaktadır. Roma akropolünde de birçok kaya mezarı ve kaideli mezarı yan yana görmek mümkündür. Bunlardan kaidesi dışında tümü British Museum’a taşınmış olan M.Ö. 4. yy’a ait Payava lahdi en ünlü olanıdır. Xanthos’un diğer ünlü anıtı ise yine British Museum’da sergilenen Nereidler anıtıdır. Günümüz kalıntılarına çıkan rampanın sağ kenarında sadece temelleri kalmış olan tapmak planlı anıt, sütunları arasındaki su perileri Nereidlerin heykellerinden dolayı bu adla anılmakta olup, M.Ö. 4. yy’a aittir.

Harpy Dikme Anıtı:

Harpy Dikme Anıtı antik kentin en görkemli yapılarındandır. Anıtın üzerinde bulunan kabartmalar İngiltere’ye kaçırılmıştır ve uzun zamandır Londra Müzesinde sergilenmektedir. Bunun üzerine kazı sırasında arkeologların çabalarıyla İngiltere’deki orijininin kalıbı alınarak gerçek yerine monte edilmiştir.

Harp Dikili Anıtı İngiltere’ye kaçıltrılmış önemli eserlerimizdendir.

 

 

 

 

Pavaya Lahti

Pavaya lahdi, Harpy anıtı ile birlikte kentin siluetini oluşturan önemli bir yapıdır. Tüm Likya lahitlerinde olduğu gibi, Pavaya lahdinin üst kısmında ters duran bir kayık şeklindedir. Likyalıların inancına göre, kıyamet günü tüm dünyayı sel basacak ve ölüler dirilecek, ölümlüler uyandıklarında bu kayık biçimindeki mezarlarıyla kurtuluşa ereceklerdir. Mezarların alt kısmı ise hazine odası şeklinde tasarlanmıştır. Yine Likyalıların inancına göre hayattayken sahip oldukları dünya malı, kıyamet koptuktan

Pavaya Lahti

sonra uyandıklarında yine kendilerine lazım olacaktır. Fakat Likyalılar günümüz yüzyılının yağmacılarını, mezara saygıyı ve ölümlülerin kutsiyetini hesaba katmamışlardır. En hazin olanı ise İngilizlerin Kurtuluş Savaşı sırasında işgal ettikleri Anadolu topraklarındaki pek çok antik kenti yağmalayarak, savaş gemileriyle eşsiz değerde eser kaçırdıkları gibi, Likya krallarının lahitlerinin alt kısmında yer alan hazinelerini de 198 sandık olarak memleketlerine kaçırmışlardır.  Kentin kalıntıları ilk olarak 1838 yılında Charles Fellows tarafından incelenmiştir. Fellows çalışmaları sırasında elde ettiği tüm kabartmaları ve mimarî buluntuların önemli bölümünü Londra’ya götürmüştür. Bu eserlerin tümü günümüzde Londra’daki British Museum’un Likya Eserleri Seksiyonunda sergilenmektedir. 1950’den başlayarak, başta Pierre Demargne, Pierre Devambez ve Henri Metzger olmak üzere Fransız arkeologlar tarafından kazılar yapılmıştır.

Xanthos Antik Kenti’nde yapılan kazı çalışmalarında yapı içlerinde bulunan mozaikleri, havuzları, hamamları, duş yerleri, gladyatörlerle aslanları dövüştürdükleri tiyatrolarıyla güzel, keyifli günler geçirdiklerinin bir kanıtıdır. Bugün Eşen Irmağı olarak bildiğimiz Xanthos Irmağından getirilen suya ait her yerde göze çarpan su kanalları, Likya medeniyetini iyi anlamak bakımından önemli bir ayrıntıdır.

Nereid Monumend / Nereidler Anıtı

Nereid

 

 

 

 

 

 

 

 

Anıtın çevresinde 12 heykele rastlanmıştır. Heykeller rüzgarda uçuşan giysili kadınlardan oluşmakta; ayaklarının altında balıklar ve deniz canlıları yer almaktadır. Su perilerine benzeyen bu kadın heykellerin, Yunan mitolojisindeki denizci Nereus ve Doris’in kızları olabileceği düşünüldüğü için, anıt “Nereidler Anıtı” olarak adlandırılmıştır. Asyetik etkilerin ve İon yaşamının eriyik kullanımı ile Nereidler Anıtı, çok özel bir Likya/Anadolu sanatı örneğidir. Nereidler ölülerin son yolculuklarına eşlik eden perilerdir. Denizin ve rüzgarın etkisine açık olan bu periler, faniye gövdelerine yapışmış elbiselerinin içinde sukûneti telkin ederler. Ölüm karşısında fani yolcuları dans ve şarkıları ile eğlendiren temsilidirler.  Likya kalıntıları 1838 yılında arkeolojik olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Kalıntılar ilk olarak Charles Fellows tarafından incelenmiştir. Fellows, kazılar sırasında elde ettiği eserlerin önemli bölümünü Londra’ya götürmüştür. Eserler halen, Londra’daki British Museum’un Likya Eserleri Seksiyonu’nda sergilenmektedir.

 

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı & Folklor Araştırmacısı

[1] Strabon Geographika, Antik Anadolu Coğrafyası, (Geographika: Kitap XII-XIII-XIV), Çeviren: Prof. Dr. Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Antik Kaynaklar Dizisi 1, 7. Baskı, İstanbul, s244, 245.

[2] Azra Ertan’ın Xanthos tabletlerinden çevirisini yaptığı şiir.

[3] http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,80079/xanthos-letoon.html