Antik Dönemde Akdeniz Bölgesinde Medusa

Mitolojinin doğu dillerindeki karşılığı efsaneler, söylencelerdir. Efsaneler ya da söylenceler yıllarca gerçekten olmuş, gibi kuşaktan kuşağa aktarılan yazılar/masallardır. Anlatılan efsanelerde öyle doğaüstü olaylar yaşanır ki hem anlatan hem dinleyenler keyif alırlar. Aslında genel olarak teknolojik gelişmelerin terminolojisinden geriye doğru gittiğimizde görürüz ki, bugün, -her ne kadar daha çok gerçekleri konu alan- televizyon ne ise efsanelerin çokça anlatılıp inanıldığı dönemler de insanların yaşadığı hayata koşul olarak hayal dünyalarını besledikleri ve kendi hayallerindeki televizyonu yarattıkları başka bir gerçektir. Buna bir de o çağdaki insanların bilimden çok daha fazla uzakta ve bazı doğal sonuçların neden sonuçları konusundaki yetersiz kalışlarını anlamlandırmak için yine kendileri uydurup kendilerinin inandıkları tanrılar/ilahlar eklenince, haliyle bu efsanelerin her biri toplumun inanç sistemini, yaşamını ve hayal dünyasını besledikçe ortaya her bölgede bambaşka biçimde ortaya çıkan söylenceler ağızdan ağıza anlatıldıkça güçlenerek yaşam içinde önemli bir yer buluyor… Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, özellikle Muğla bölgesine ait mitolojik hikayeleri anlatırken bir yerde “mitoloji değil mi, uydur uydur gitsin” diye bir sözü sarf etmesi de aslında insanların inanmak istedikleri ne varsa onu önce kendi içinde yarattığını ve daha sonra da ona inanmak için tüm ömrünü ona vakfettiğini tarihi mitolojiler bizlere çok güzel öğretmiştir. Dolayısıyla binlerce yıldır anlatılan mitolojilerin köklü bir geçmişe sahip oldukları için günümüze kadar gelebildiği de bunun başka bir kanıtıdır.

Medusa Türkiye’nin neresine giderseniz gidiniz antik kentlerin hepsinde mutlaka bir lahdine, bir mozaiğine ya da kabartma olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Antalya Müzesi’ne yolunuz düşerse, Özellikle Likya Birliği’ne ait pek çok tarihi eserde de Medusa’ya rastlamanız mümkündür. Buna ek olarak Alanya Müzesi’ni ve Burdur, Side Müzelerini de gezmenizi tavsiye ederim.

Ağustos 2015 tarihinde sosyal medyada “Antalya’da bir Medusa başı bulundu” manşetli bir habere rastlamıştım. Habere göre; Antalya’nın Gazipaşa İlçesi’nde Antiovheia ad Cragum Antik Kenti’nde yapılan kazı çalışmalarında öldürücü yaratıklardan birisi olan Medusa figürüne rastlandığı ve başın aşağı yukarı bir insan başı boyutunda olduğu yazıyordu. ABD Nebraska Üniversitesi’nden Prof. Dr. Michael Hoff’un başkanlığında yürütülen ve Uşak Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Birol Can’ın da katıldığı kazı aslında 2005 yılından bu yana devam ediyordu.

Medusa Yunan mitolojisine göre gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan, yılan saçlı, keskin dişli, dişi bir canavar olarak tasvir edilmiştir. Medusa Gordon kardeşlerden tek ölümlü olanlardır. Gordon, Yunanca “korku” anlamına gelmektedir ve Gordonların altın kanatlara ve pirinç pençeleri ve pirinç pençeleri vardır. Keskin dişli, saç yerine canlı ve zehirli yılanların olduğu, dişi canavarlardır. O nedenle herkes Medusa’nın baktığı kişiyi taşa çevirdiğine inanmaktadır. Deniz tanrısı Phorcys ile Ceto’nun üç tane kızı vardır. Bunlar; Medusa, Euryale, Stheno’dur. Eski Yunan vazo ressamları Medusa ve kardeşlerini canavar formunda doğmuş korkunç yaratıklar olarak resmetmiş olsalar da 5. yy’dan itibaren heykeltraşlar ve ressamlar tarafından güzel ve korkutucu olarak tasvir edilmeye başlanmıştır.

Efsaneye göre Medusa’nın başındaki yılanlar Athena’nın lanetidir. Medusa çok güzel bir kızdır. Altın gibi parlak saçları ile denizlerin tanrısı Poseidon’un gönlünü çalar. Poseidon Athena’nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur. Bunu öğrenen Athena Medusa’nın o çok dikkat çeken güzelim saçlarını yılanlara dönüştürerek Medusa’yı lanetler. Laneti ise; “Medusa’ya kim bakarsa taşa dönüşmesi” üzerinedir.

Güzellik ve Zeka Tanrıçası Athena (Antalya Müzesi)
Athena (Antalya Müzesi)
Tanrıların tanrısı Zeus (İ.S. 8. yy) (Antalya Müzesi)

Klasik Mitoloji’de kainat tanrılar tarafından bölüşüldüğünden Medusa gibi güzelliğiyle herkesi etkileyen, bütün tanrıları kendine âşık eden, güzelliğiyle ona rakip olabilecek başka bir kadının olmaması ve yeryüzündeki bütün kadınların bu güzelliği kıskanması tabii ki de cezasız kalabilecek bir durum değildir. Zaten bir efsanenin efsane olabilmesi için de o hikâyenin önce her ne bahane öne sürülecekse o bahanenin çok geniş kitleleri kapsaması ve etkili olması gerekmektedir. Birinci adımda tüm bu nedenler yerine getirilmiştir. İkinci gelişim ise Medusa’nın bu güzelliğinin ancak tanrılara yaraşır olmasıdır ve zaten o da kendisini tanrılara adamıştır. İki kız kardeşi ile Zeus’un en sevdiği kızı zekâ tanrıçası Athena’ya ait bir tapınakta yaşamıştır. Kardeşlerinin ikisi ölümsüzken Medusa ölümlüdür. Zeka Tanrıçası Athena, Medusa’yı ve güzelliğini görmüş, fakat kendisi de güzel ve kendisinden daha zeki olduğu için ilk bunu hiç önemsememiştir.  Athena Baştanrı Zeus’un kardeşi güçlü Poseidon ile evliydi, fakat Poseidon karısı Athena’nın tapınağında yaşayan bu güzellik abidesi Medusa gibi ölümlü bir kıza aşık olmuştu. Bir tanrı olarak ölümlü birine âşık olmasının diğer tanrılar tarafından öğrenilmesinden ve kendisini küçük görmelerinden çekinen Poseidon bu aşkı saklamaktan başka bir çaresinin olmadığını biliyordu. Herşeyi bilen tanrı Zeus’un hiçbir şeyi gizlemek mümkün olmadığından bir gün Athena’ya Poseidon’un Medusa’ya aşık olduğunu söylemesi tüm sırrın ortaya çıkmasına neden oldu. Athena bunun hesabını Poseidon’a sorduğunda Poseidon bunu şiddetle ret etti. Hatta eşine yeryüzünde ve gökyüzünde kendisinden başka güzel ve akıllı hiçbir canlının olmadığını söyleyip üzerine yeminler etti. Tüm bu inkârlara rağmen Poseidon’un kalbi Medusa için deli gibi çarpıyordu. Bir gün Poseidon Medusa’ya olna aşkından aklını kaçıracak duruma geldi ve Athena’nın tapınağında Medusa’ya zorla sahip oldu. Medusa bu durum karşısında çok etkilenir ve perişan bir haldedir.

Bu durumun farkına varan Athena tüm gerçekleri öğrenince Poseidon’un kendisini bu şekilde aşağılamasını kaldıramaz. Bu his zaman içerisinde derin bir kıskançlığa ve büyük bir sinire dönüşür. Öyle hiddetlenir ki Medusa’yı cezalandırmaya karar verir. Medusa’yı öyle birden öldürmeyecektir ve bu cezalandırmadan Medusa’nın kardeşleri de kendi paylarına düşünü alacaklardır. O sinirle Medusa ve kardeşlerini en korkunçlarından birer ifrite çevirir. Medusa ve kız kardeşlerinin yüzü artık o kadar kötü ve çirkindir ki bakılamaz hale gelmişlerdir. Medusa’nın saçlarının her birini zehirli bir yılana çevirdiğinde ise o bütün telleri havalanan ipeksi altın gibi saçlar bir anda yok olmuştur. Tüm bunlar da Athena’yı yatıştırmaz ve Mesusa’ya bu haliyle dahi insanlar bakmaya başlayınca buna da son vermek için Medusa’ya bakmaya çalışan kim varsa hepsini taşa çevirmesini sağlamıştır. Bunun üzerine dünyanın en kuzeyindeki Hyperborea’ya sürülmüştür. Bunun üstünden zamanlar geçer ama Athena öfkesini hala bastıramadığından Medusa’yı öldürmek için Argos Kralı Akrisios’un kızı Danae’nin Zeus’tan olma oğlu, kendisinin de üvey kardeşi olan Perseus’la işbirliği yaparak Medusa’nın kafasını kesmeye karar verir. Perseus kız kardeşinin bu isteğini hemen yerine getirir. Fakat Athena’nın bilmediği bir şey vardır. Güzel Medusa, Poseidon’un kendisiyle zorla ilişkiye girmesi nedeniyle hamile kalmış, Perseus’un gözleri kamaştıran kılıcı Medusa’nın kafasını bedeninden ayırdığında Poseidon’un rahmine bıraktığı çocukları Pegasus ve Chrsyar, Medusa’nın cansız bedeninden dışarıya çıkıverir.

2300 yıllık Pegasus heykelciği Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde bulundu. 2005 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkan heykelciğin dünya üstünden bir eşi benzerinin olmadığına ve arkeolojik anlamda değerinin çok büyük olduğuna vurgu yapıldı.

Athena Poseidon’dan olma bu iki çocuğu kendine köle yapmaya karar verir. Kardeşlerden Chrsyar’ın iyi bir savaşçı olacağını düşünen Athena onu kendisine, kanatlı beyaz bir at olarak doğan Pegasus’u da Korinthos şehrinin kralı Glaukos’un oğlu Bellerophone’e verir. Çünkü Bellerophone, uzun zamandır ağzından ateşler saçan, aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu Khmimaira adında bir canavarla savaşmaya gidecektir ve bu canavarla savaşmak için Athena’nın kendisine yardım etmesini istemiş, Athena’da böylece bu isteğe karşılık vermiştir. Athena Pegasus’u verirken, savaşta oldukça iş göreceğini ve ne de olsa denizler tanrısı güçlü Poseidon’un oğlu olduğunu düşünmüştü. Bellerophone, Pegasus’u iyi bir savaşçı olarak eğitti. Onunla dostluk kurdu. Zamanı gelince Pegasus’a binerek Khimaira ile savaşmaya gitti. Pegasus canavarın ağzından fışkıran alevlerden kendini korumak için bir yüksekliğe çıktı. Bellerophone korkunç canavara havadan oklarını böylece atabildi. Yaralanan canavara saplanan oklar hiç de ölümcül değildi. Bellerophone bu sefer Tanrıların onu kutsadığı mızrabını canavarın en zayıf yeri olan çenesine sapladı. Canavar ağzından fışkırdığı alevlerle mızrağın kurşun ucunu eritti. Eriyen kurşun canavarın boğazından içeri doğru akarak iç organlarını parçaladı ve canavar orada öldü. Bellerophone canavarın cansız bedenine baktı ve yakın dostu büyük ve güçlü Tanrı Poseidon’un oğlu Pegasus’la birlikteyken yenemeyeceği hiçbir düşmanının olamayacağını düşündü. Zafer sarhoşluğu içinde olan Bellerophone kendini bir tanrı olarak görmeye başladı. Yerinin tanrıların yaşadığı Olympos Dağı’nın zirvesi olduğunu düşünerek oraya doğru yola çıkmış, o sırada olup biteni izleyen Zeus, kanatlı atıyla gelen Bellerophone’u görünce sinirlenmiş ve hemen bir at sineği göndererek Pegasus’u ısırarak canının yanmasını sağlamıştı. Pegasus canı yanında gökyüzünde birden çırpınmaya başladı. Bu çırpınma Bellerophone’nin sırtından düşmesine neden oldu. Böylece Bellerophone de tanrılara karşı işlediği bu büyük günahının cezasını ölene kadar insanların ondan iğreneceği bir şekilde çirkin, kör, sakat olarak geçmesine mahkûm oldu. Pegasus’a gelince, yükselmeye devam edip nihayet Olympos’un tepesine vardı. Zeus buraya kadar gelebilen bu beyaz kanatlı atı çok sevdi ve kendisinin silahlarını taşıyan bir hizmetkâr olarak yanında görevlendirdi.

Medusa, Stheno ve Euryale üç kız kardeş, antik deniz tanrıçası olan ve kardeşi Archaic, dünyada yer altı canavarı olan Phorcy’in kızlarıydı. Stheno, Euryale ve Medusa, Phorcys tarafından yaya ve ok ile kutsanmışlardı. Yaylar yer altına aitti ve lanet getirdiklerine inanılmıştı. Medusa ölümlü olduğundan güzelliğinden dolayı lanetlendiğinden yayını onu lanetleyenlerden intikam almak ve eski güzelliğine sahip olabilmek için kullanacaktı. O nedenle Medusa’nın lanetlendikten sonra yılanlardan ok yaptığına inanılır. Bakışları taşa çevirirken okları da hedefini yok ederdi. Medusa yayı sağ eliyle tutarsa lanet getirir, sol eliyle tutarsa bakışları ile taşa çevirir inancı uzun yıllar antik dünyanın insanları tarafından anlatıla ve inanılagelmişti ki, zaten özellikle antik kentlerde kralların, soyluların, zenginlerin öldüklerinde ya da ölmeden önce kendileri için yapılan mezarlıklara, tapınaklara ve insanların yapmasından korunmasına inandıkları yerlere Medusa başı yapılırdı. O çaplarda her türlü değerli eşyasıyla gömülen ölümlülerin lahitlerine işlene Medusa başı insanları korkutur ve Medusa’nın lanetinin kendilerini bulmasından korktukları için lahitleri soymak akıllarının cünundan dahi geçmezdi.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* https://tr.wikipedia.org/wiki/Medusa

http://arsiv.sabah.com.tr/2004/07/28/gnd124.html

* https://orionunevi.weebly.com/writings/medusa-bir-baskaldr-oykusu