Dünyanın En Eski ve En Önemli Gemi Batıkları Antalya’da (Gelibonya Batığı 1)

Gelibonya Feneri’nden Gelibonya Burnu’na doğru küçük adaların görünümü.
Doğa harikası cennet Antalya.

Gün geçmiyor ki Antalya önemli bir değeri ile anılmasın. İşte onlardan bir tanesi de Antalya’nın doğası, tarihi, kültürü, coğrafik yapısı vb. gibi nice değerlerinin arasında yer alan deniz tarihi. Daha önceki yazı dizimi takip edenler bilirler. Yazılarımda öncelikli olarak konu aldığım Likya Uygarlığı ve bu uygarlığın sınırları içerisinde yer alan tarihi kentlerin tanıtımını hem Anadolu tarihine ışık tutmak hem de genç nesillere yaşadıkları toprak üzerindeki medeniyetleri tanıtırken, bacasız sanayi olarak adlandırılan turizme de katkı sağlayarak ülkemizin her türlü zenginliklerini desteklemektir. Kara tarihinin yanı sıra birbiriyle tamamen bağlantılı ve tarihe ışık tutacak kesin bilgileri elde etmemizi sağlayacak olan denizlerimizin tarihi mutlaka üstünde durmamız gerekip destek vermemiz gereken bir alandır. Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen “Deniz Müzesi” başlığı altında sayabileceğimiz müze sayısı ne yazık ki oldukça yetersizdir. Hem de dünyanın en meşhur batıkları Antalya’da olmasına rağmen. Çok yakın bir tarihte bu batıklara eklenen üçüncü yeni bir batık “denizin Göbeklitepesi” olarak adlandırılarak önemini ortaya koyup tüm dünyada ve bilim dünyasında dikkatleri üzerine çekmesine rağmen, böylesine önemli bir batığın gündeme yeterince taşınamaması her bakımdan büyük bir kayıptır. Bizim karasularımızda bulunan bu tarihi deniz batığının yazılı medyada da yeterince dile getirilememesi sonucunda, konu hakkında ihtiyacımız olan farkındalığı yaratacak şartların yerine getirilmemesi nedeniyle ilgisiz kalmıştır.

Türkiye’de beş parmağı geçmeyecek sayıda deniz müzesi vardır ve deniz müzeciliği alanında dünyanın en önemli müzeleri Türkiye’dedir. Yine dünyanın en önemli antik liman kentlerine ve dolayısıyla da batıklarına sahip olan Antalya’da bir tane dahi deniz müzesinin bulunmaması her bakımdan çok büyük bir eksiklik olmakla birlikte, bu konuda taşın altına eline koymak isteyen tüzel kişilerin yapacakları yatırımlar, mutlaka ülkemizi maddi ve manevi boyutta önemli bir doygunluğa ulaştıracağı da aşikârdır.  Şimdi bu batıklar ne zaman, nerede bulunmuştur ve akıbetleri ne olmuştur, bu ve bundan sonraki yazı dizimde hepsini anlatacağım…

  1. Ö 13. yüzyıla tarihlenen Gelibonya Batığı (1954) Kumluca İlçesindedir.
  2. Ö 1600 yılına ait “Su Altının Göbeklitesi” Batığı (Nisan 2019): Batı Antalya açıklarında bulunan ve henüz güvenlik nedeniyle bulunduğu yeri belirtilmediğinden nasıl hitap edeceğimizi de bilemediğimiz M.Ö 1600 yılına ait olduğu tespit edilen ve “Su altının Göbeklitepesi” unvanıyla kamuoyuna haber yapılan batık, henüz denizaltı kazı ve araştırma aşamasındadır. Gelibonya Batığı’ndan daha eski olan bu batık, bu haliyle dahi bilim dünyasının dikkatlerini üzerine çekmeyi başarmıştır.
  3. Ö 14. Yüzyıla tarihlenen Uluburun Batığı: Kaş İlçesi’nin 8.5 metre güneydoğusunda bulunan batık M.Ö 14. yüzyıla aittir.
  4. Ekim 2019 yılında Antalya açıklarında 1500 ve 2700 yaş aralığında 27 gemi batığı bulundu.
  5. Paris Batığı ya da Fransız Sosyete Batığı (Temmuz 2011’de bulundu): Dünya Savaşı sırasında Osmanlı topçuları tarafından vurularak batırılmış Fransız savaş gemisidir.
  6. Kaş’da Uçak Batığı: Dünya Savaşı sırasında Kaş açıklarına düşen İtalyan savaş uçağıdır.
  7. Finike Körfesi’nde kıyıya 1.5 mil uzaklıkta, 35 metre derinlikte II. Dünya Savaşı yıllarında düştüğü ve İngilizlere ait olduğu düşünülen savaş uçağı.

M.Ö 15. Yüzyıl Sonlarına Tarihlenen Gelibonya Batığı

1960 Yılının ilkbaharında Throckmorton ile Bass ekipleriyle Gelidonya Batığına dalmak için yola çıktılar. Batığa yapılan dalışlar Haziran ve Eylül aylarında gerçekleşti. Dalışlara süngerci teknesi olan Lütfu Celil destek verdi. Ekibin kamp yeri o dönemdeki ismiyle Kelleci Koyu oldu. Bu koyun ismi daha sonra bu keşfe ithafen Amerikan Koyu oldu. Kelleci Koyunun batığa uzaklığı 1 saat kadardı. Koy hava şartlarına karşı korunaklıydı. En önemlisi yaz kış akan tatlı su kaynağı vardı.

Gelibonya, Antalya Körfezi’nin en batısında bulunan ve Kumluca İlçesi’nin sınırları içerisinde yer alan, bugün Kırlangıç Burnu, Mavikent Taşlık Burnu olarak da anılan yerdir. Likya coğrafyasında ve denizcilik tarihinde önemli bir yer tutan Gelibonya, hemen önünde yer alan Beş Adalar’ın yer aldığı ve tarihi derinliğiyle özellikle deniz ticareti konusunda aydınlanmamızı sağlayan/sağlayacak olan bir kaynaktır. Bilim dünyası için çok önemli bir deniz coğrafyası özelliğini taşıyan Gelibonya, ters akıntıdan dolayı Antalya Körfezi’nin en tehlikeli yeri olma özelliğini her dönemde taşıdığından, bu durum antik dönemde sayısız geminin kayalara sürüklenerek batmasına neden olmuştur. Özellikle günümüz balıkçılarının sürekli balık ağlarına takılan sayısız anaforlar zaman içerisinde bölgenin bilim dünyasının dikkatlerini üzerine çekmesini başarmış, 1954 yılında Bodrumlu bir sünger dalıcısı tarafından Gelibonya Burnu’nun ucundaki Devecitaşı Adası’nın yaklaşık 50 metre açığında, 26-28 metre derinliğinde keşfedilen batık 1960 yılında Pennsylvania Üniversitesi Müzesi tarafından yapılmış, daha sonra burası Insturte of Nautical Archaelogy tarafından George F. Bass başkanlığında ekibi ile birlikte batığın geri kalan parçaları çıkartılmıştır. On metreden uzun olan ve kazısı tamamlanan gemi batığı, kara kazısı standartlarına uygun olarak yapılmış, “ilk bilimsel sualtı araştırması” unvanını taşıyarak deniz batık tarihinin miladı olmuştur. Teknenin büyük bir bölümü Teredo türü deniz kurtları tarafından yok edilmiş olsa da gemideki ağır yüke yataklık yapması için yerleştirilen çalı çırpı yapılan analizlerden elde edilen verilere göre tahminen M.Ö 13. yüzyıl sonlarına doğru battığı düşünülmektedir. Buna rağmen kaplama ahşaplarının Klasik Yunan ve Roma devirlerinde kullanılan gemi yapım tekniklerinde gördüğümüz ağaç çivili zıvanalarla birbirine tutturulmuştur. Araştırmacı yazar Mustafa Aydemir bu konuda şu bilgileri vermektedir. “Gelidonya Batığı’nın olduğu dönemde Truva Savaşı vardı. Antalya’dan Truva’ya gemilerle destek geldi. Çünkü onlar biliyordu ki Çanakkele Anadolu’nun kilididir. Çanakkale düşerse Anadolu düşer! Likya Kralı Sarphedon Antalyalıdır. Sarphedon Trova kapılarında savaşarak öldü. Gemilerle donanma gönderdi. Anadolu Perslerin hâkimiyetindeyken sadece Antalya’dan destek olarak 180 gemi savaşa destek için gitti. Bunun şu anda Antalya-Alanya sınırları içerisinde bulunan Likya, Pamfilya, Klikya sınırları içerisinde giden gemi sayısı şöyleydi. Alanya – Klikya tarafından 100 Gemi,  Likya’dan 50 gemi, Pamfilya’dan 30 gemi olmak üzere toplamda 180 gemi gitti. 100 yıl sonra yine Pers Yunan Savaşı’nda Fenike gemileri Antalya’yı üs edindiler. Manavgat’ın Köprübaşı ağzında, orada 200 Fenike gemisi battı. Roma Haniballa en son Antalya açıklarında savaştı. Bu gün çocuklarımıza korsan ne desek “Karahip Korsanları” gelir akıllarına, antik çağda yaşamış dünyanın en büyük korsanları Antalya’da yaşadı. Bu korsanlar öyle Karahip korsanları gibi birkaç gemiye sahip olmuş hırsız korsanlar değildi. Akdenizdeki korsanların hepsi Roma donanmasına baş kaldıracak kadar büyük Kral Kossanlardı…” (Daha geniş bilgi için izleyiniz: https://www.youtube.com/watch?v=4aXLrWerj-c&t=2497s)

Gemi kalıntılarından yola çıkılarak geminin ortaya çıkan çizimi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilim Dünyasının Gelibonya ya da Uluburun Batığı İle Özdeşleştirdiği Homeros’un Odysseia’sındaki Osysseus Destanı:  Teknede bulunan bu çalı çırpılar bugünün bilim dünyasının Hemores’in ünlü destanında yer alan Odysseia Destanı’nda Truva’dan ülkesine dönmeye çalışan Osysseus’un uzun yolculuğu sırasındaki ilginç olaylardan söz etmesi nedeniyle antik dönmedeki yaşam ve bölgedeki bitki örtüsü ve canlılar dünyasına ışık tutacak bir veri olarak görüyorlar. Şöyle ki; Destanın kahramanı Odysseus ülkesine varmak için yola çıkar ve fakat o adadan bu adaya, tanrıların gazabını üzerine çektik büyülere maruz kalarak korkunç canavarlar ve baştan çıkarıcı denizkızlarıyla karşılaşarak on yıl boyunca seyahat eder. Yolculuğun bir yerinde kuzey rüzgârları yüzünden yolunu kaçıran Odysseus’a nilüfer yiyenlerin ülkesine sürüklenir. Odysseus’ın adamları bu adada yetişen bir bitkiyi -bir sava göre bu bitki on iki taç yapraktan oluşan ve daha sonra kutsallık verilen lotus/nilüfer çiçeğidir- çok sevdiklerinden yurtlarına dönmeyi dahi unutunca Osysseus onları zorla tekneye getirir. (Günümüz bilim adamları mitolojide anlatılan bu bitkinin, antik Mısır’da özellikle narkotik özelliğiyle bilinen, Mısır sanatında da önemli bir yeri olan Nil Nehri kıyısında yetişen nilüfer çiçeği olduğuna inanırken, şarap veya afyon olabileceği yönünde farklı teoriler de ileri sürmüştür. Bazı bilim adamları ise Latince adı Diospyros lotus olan “tanrıların meyvesi” olarak bilinen hurma meyvesi olabileceği yolunda görüş bildirmişlerdir. Mark Griffiths’in “Lotus Ağacı” adlı kitabında Homeros’un sözünü ettiği meyvenin Latince adı Ziziphus lotus olan hünnap ağacı olabileceğini, bu bitkinin algıda ve ruh halinde halinde geçici değişikliklere neden olan psikoaktif[1] özellikleri olduğunu söyleyerek konuya başka bir atıfta bulunmuştur.)

 

Gelibonya Batığı’ndan Neler Çıktı ve Çıkartılan Eserlere Ne oldu?

Silindirik mühür üstündeki kabartmalar muhteşem.

 

çok sayıda, tarım, silah ve mutfak aletleri hasırdan örülmüş bir örme sepet içerisine konulmuştur. İşte o sepetten bir parça…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gelibonya Batığı’nın en büyük önemi kazıdan elde edilen tarihi bilgilerdir. Genç Tunç Devri’nin ikinci yarısında Mikenlerin Doğu Akdeniz’deki deniz ticaretini tekellerinde tuttuklarını, Fenikeli denizcilerin ise ünlü denizcilik geleneklerine ancak daha sonraki Demir Devri’nde ulaştıkları kabul ediliyordu.  Bu bilgiye paralel olarak, gemide bulunan yükün büyük bir kısmının, Kıbrıs’tan hurda, bronz aletleri ile yeni bronz yapımında kullanılabilecek bakır ve kalay külçelerinden oluşması, 20 yüzyıl klasik dil bilimcilerinin Homeros’un Osysseia’sındaki verileri değerlendirerek insanlık tarihindeki dönemlerin belirlenmesine yardımcı olmuştur. Bu nedenle Tunç Çağı 8. yüzyılla tarihlendiren bilim adamları çok sık yer alan Fenikeli denizciliği ve bronz işleyiciliği konularına böylece açıklık getirmiş olsalar da Gelibonya Burnu batığının kazı sonuçları başka olasılıkların varlığına da işaret etmiştir. Batıkta madeni ve taş aletler, terazi ağırlıkları, Skarabeler, [2], 1 adet kandil, bir adet silindir mühür bulunmuştur. Batıkla ilgili olarak yapılan araştırmada batıkta bulunan taş çapalardan, Ortadoğu kökenli olduğu tahmin edilen büyük miktardaki kalayın doğudan –olasılıkla Afganistan-Malezya’dan- geldiği varsayılmaktadır.[3] Çünkü ilk kez bulunan bu tür kalay külçelerinin benzerleri Mısır’da Teb kentindeki Firavun Amenemhet ve Rekh-mire’nin mezar odasındaki duvar resimlerinde görülmüştür. “Bakır ve kalay ingotların yanı sıra bir sepet içinde toplu bulunan ve hurda madeni olarak değerlendirilen tunçtan yapılmış çok sayıda, tarım, silah ve mutfak aletleri hasırdan örülmüş bir örme sepet içerisine konulmuştur. Yapılan kazılarda bu sepetin parçaları tespit edilmiştir.”[4] Batıkta bulunan artifaktlar[5] da olmak üzere eserlerin tamamı Bodrum Sualtı Müzesi’nde sergilenmektedir. Gemi batığından elde edilen eserlerin M.Ö. 15. yüzyıl Genç Tunç Devri’ne ait olduğu, Elde edilen eserlerin tamamı sergilenmek üzere Bodrum Sualtı Müzesi’ne götürülmüştür.

Kazıda bulunan scarabsler, Antik Mısır’da popüler muska izlenimi vermekteydiler. Tarihin aydınlatılması için her biri büyük önem arz etmektedir.

Kelleci Koyu’nda yürütülen konservasyon çalışmaları.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gelibonya ya da Uluburun Batığı olarak anılan batıkla ilgili verdiğim bilgiler umarım yazılarımı merakla okuyan siz değerli okurlarıma eşsiz bir kaynak oluşturmakla birlikte, sadece karalarımızdaki değil, denizlerimizdeki değerlerin de farkına varıp onlara sahip çıkmamız için bir farkındalık oluşturur.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* http://www.antalyaonline.net/turkce/underwat/gelidon.asp

* https://yoldaolmak.com/gelidonya-feneri.html

* https://www.bbc.com/turkce/vert-earth-38406461

* https://www.academia.edu/12588785/Gelidonya_Bat%C4%B1%C4%9F%C4%B1

* Araştırmacı Yazar Mustafa Aydemir: https://www.youtube.com/watch?v=4aXLrWerj-c&t=2497s

[1] Psikotrop madde ya da psikoaktif madde, asıl olarak merkezi sinir sisteminde etkisini gösteren ve beynin işlevlerini değiştirerek algıda, ruh hâlinde, bilinçlilikte ve davranışta geçici değişikliklere neden olan kimyasal maddelerdir.

[2] Scarabs, Antik Mısır’da popüler muska ve izlenim mühürleriydi. Çok sayıda hayatta kalırlar ve yazıtları ve tipolojileri ile antik dünyanın arkeologları ve tarihçileri için önemli bir bilgi kaynağıdırlar. Ayrıca, önemli bir antik sanat yapısını temsil ediyorlar.

[3] BASS, G.F, 1967, 1985, 1986 yıllarında yapılan bildiri ve eserlerinden alıntı…

[4] < https://www.academia.edu/12588785/Gelidonya_Bat%C4%B1%C4%9F%C4%B1>, 07, 11, 2019, s. 10, 11.

[5] Artifak: Mikroskobik, radyolojik ve ultrasonografik incelemelerde, insan eliyle oluşturulmuş, yapay yapı veya görünüm, artefakt. 2. Fiziksel veya kimyasal olaylar sırasında meydana gelen ve doğal olmayan bir ürün.

* https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVWx1YnVydW5fYmF0xLHEn8Sx

* https://www.trthaber.com/haber/yasam/antalyada-savas-ucagi-batigi-bulundu-4213.html

* https://www.kulturservisi.com/p/antalyada-dunyanin-bilinen-en-eski-batigi-kesfedildi/

* Fotoğraflar https://www.adrasanbalik.com/gelidonya-batigi/.html siyesinden alınmıştır ve su altı fotoğrafları Donalt A. Frey imzası taşımaktadır.