Myra’nın Maskları

Myra Antik Kenti, Likya Birliği’nin bana göre en merak uyandırıcı, en ilginç en heyecan veren, taratıcı tarihi kentlerinden biri. Myra Antik kenti ile ilgili ilkyazımı 14 Ocak 2018’de kaleme almışım. Eğer kentin tarihi hakkında ayrıntılı bilgi almak sterseniz Myra Antik Kenti / Likya Birliği başlıklı yazımda okuyabilirsiniz. Bu yazıda Aziz Nikolas ve Noel Baba ile ilgili de oldukça kapsamlı bilgilere ulaşacağınızı umuyorum. Bir diğer kaleme aldığım yazı; Myra’nın Andreake Limanı ve Likya’da Ticaret, bu yazının da başlığından anlaşılacağı üzere Myra Antik Kenti’ne uzun süre boyunca liman kenti olarak kullandığı Andreake Antik Kenti ve bir coğrafyanın belki de hayallerinizi şaşkın çevirecek 3000 yıllık tarihi. Yine Myra Antik Kenti hakkında okunması gereken bir diğer araştırma yazısı ise Myra’nın Nekrapolleri’dir. Bu yazıda Myra’daki ölü gömme adetlerini, Myra’nın yani Likya halklarının inanç yapısını, ölüleriyle ilgili duygularını ve onlara verdikleri değeri ne şekilde gösterdiklerini öğreneceksiniz.

Myra Antik Kenti Enteresan, Farklı, İlginç Heyecan Verici

Myra Antik Kenti her bakımdan o kadar ilginç, enteresan, farklı ve heyecan verici bilgiler içermekte ki, insan haliyle Myra’nın insanlık tarihini aydınlatacak, meraklarımızı besleyecek ve binlerce yıl önce aynı topraklarda yaşamış insanlarla buluşturacak ortak noktaların ya da farklılıkların peşine düşme ihtiyacı duyuyor. Tarih bilincimiz geliştikçe de doğayı ve taşı anlamayı, ona şekil veren insanın biçimlenerek bugün bizi nasıl inşaa ettiğini anlamaya çalışıyor.

Her Dönemde Bir Çok Bilenler Takımı Akıl Hocası Vardı!

Antik dönemlerde insanlar için inanç çok önemli ve çoğu yerde neye inanacaklarını şaşıran bu insanların zaman içerisinde daha çok kendilerine seçtikleri liderler ve onların akıl hocalarının da yönlendirmesiyle, “bilge kişi” olarak tanınmış kişilere inandılar. Onların birtakım doğasal güçlere, daha sonra da onları somut olarak ortaya koymak için yarattıkları kendi emekleriyle taşa, ağaca vb uygun buldukları her türlü bitkilerden üretilmiş tanrılara inandılar. Onlar adına hikâyeler uydurdular ve her yeni uyduruk başka bir hikâyeye başka bir olay eklediler ki, bunları anlattıkları insanlara da büyük bir iştah ve heyecanla onları bir başkasına anlattı. Böyle böyle kulaktan kulağa yayılan efsaneler köklenip, güçlenip yayıldıkça ömrüne ömür kattı. İnsanoğlu bir yerde bir şey uydurdu, diğer yerde uydurduğuna kendisi döndü inandı. Yoksa tüm o durduğunuz birbiriyle yarışır, imkânsız hikâyeler yumağı olan mitlerin başka bir açıklaması olamaz!

İnsanlık tarihi boyunca inanç sistemi de yeme içmek kadar insanın hayatını temelden etkileyen önemli konular ve davalar arasındaydı. Kendileri yarattıkları ilahlara inanıp onları betimleyen tanrılar yaptılar. Sonra onları korumak için tapınaklar yapıp koruma altına almak istediler. Oysa tanrıların kendilerini korunmaya ihtiyaçları mı vardı? Belki o insanlar bunları da düşünmüştü, fakat yarattıkları tansıları şekillendirip biçimlendirdiklerinde de onlara yaptıkları tapınaklarda korumak da bir anlamda kendilerinin onlara olan bağlılığını ve güçlü inançlarının bir simgesiydi. Bu tanrılar daha sonra kendilerini yöneten insanlara mal olacak yöneticilerini önce yarı tanrı sonra da onların kendilerini tanrı olarak ilan etmesiyle ölümsüzlerden ölümlülere geçen önemli bir güç devrine dönüşecekti. O güç ki o krala, dünya üstünde her geçen gün nüfusu artan, topraklara sahip olma bilinciyle farklı coğrafyalara yayılan gücün kendini göstermesiyle, inanç bir yönetim sisteminin parçası olarak insanlar üstünde siyasi bir malzeme oldu.

İnsanlar Kendilerine Önce Tanrılar Yarattılar

İnsanların kendilerine yarattıkları tanrılar ve onlar için yaptıkları tapınaklar zaman geçtikçe daha gösterişli olmaya başladı. Tapınaklar, din adamları, onların inanmış yardımcıları, hizmetkârları derken tapınaklara toplanan yardımlar ve güzelleştirmek hatta daha iyisini, gösterişlisini yapmak için adaklarla yarışırcasına mimarideki birbirinden seçici anlayış, bu mekânlara güzel sanatlarda önemli bir yere kadar taşıdı. Özellikle tapınak sütunları, önceleri en sade biçimi olan dor, sonra koçboynuzunu andıran iki kıvrımın yer aldığı iyon derken en son korint adı verilen bitkilerin stilize edilmelerinden oluşmuş, oldukça gösterişli bir anlayışa kavuşarak tapınakları ve kamusal binaları süslemeye başladı. Akdeniz Havzası ve Asya’da en yüksek tür çeşitliliğine sahip, tropikal ve sıcak ılıman bölgelere özgü, Acantus adı verilen bu bitkiyi bizler bugün “ayı pençesi” olarak tanımaktayız. Acantus ya da ayı pençesinin yaprakları genişletilip stilize edilerek sütun başlıklarına bitkinin yaprakları ustaca işlenmiştir. Acanthaceae familyasının yaklaşım otuz tür çiçekli bitkisi mevcut olmakla birlikte, Myralılar acantus bitkisini dahi maska çevirmiş ya da maskı acantus bitkisiyle bugün için sanatsal olarak tabir ederek ifade edebileceğimiz bir tasarımla son derece yaratıcı örnekleriyle bugüne ne değerli eserler bırakmışlardır.

Myra Antik Kenti’nin önemli bir lima kenti olan yiyecek ambarı, ticaretin merkezi Arykanda Antik Kenti’nde de korint başı. Aslan pençesi motifli sütun başlarına rastlanmıştır. Fakat Yine Myra’ya çok yakın önemli Likya kentlerinden biri olan Limyra Antik Kenti’nde de yine aslan pençesine örnek devasa bir korin başlığı bulunmuştur. Fotoğraftaki sütun başlığı Limyra Antik Kenti’ne aittir.

İnsanoğlu modern dünyanın nimetlerinden faydalandığından ve doğaya gereğinden fazla müdahale ederken aynı zamanda içinde barındırdığı her türlü canlı türü de bundan nasibini aldığından dolayı ancak bugüne yakın birkaç yüzyıla kadar bir zamandır yırtıcı hayvanların tehdidi ile yüzleşmediler veya yaşamlarında artık bu tür tehditler yok. Fakat binlerce yıldır, insanoğlunun mağaralarda yaşadığı dönemlerden günümüze kadarki gelen süreçte hayvanların insanlar için tehdit unsuruydu. Avlanan toplayıcı insan avladığı hayvanı hem hayatını tehdit ettiği için hem beslenmek, beslenirken de derisiyle korunmak için bu avı diğer taraftan zorunlu yaptığını da biliyoruz. Bir diğer konu ise avlanan insanın avladığı hayvanın postunu başı ile birlikte yüzüp, baş kısmını başına geçirmesidir. Böyle yaparak bir taraftan yeni bir ava çıkacağı zaman başka hayvanların başının üstünde daha önce avladığı hayvana ait postu görüp kendisinden korkmasını sağlaması, avını korkutup yeni avını da kolaylıkla avlaması ya da onu ürkütmesi, kendisinin de onun karşısına bir tehdit olarak çıkması olarak düşünebiliriz.

Nitekim mutlaka ki bunda başarı elde ettikleri gibi, bunun o insana diğer bir faydası ise güçlü bir hayvanı avladığı için toplumda kendine bir statü elde etmesi, güçlülüğünü ve yenilmezliğini kanıtlaması olarak da okuyabiliriz. İnsanoğlunun doğayla iç içe yaşadığı bu yüzyıllarda itibarını artırmak kadar sözlerini geçirmeleri, bu tecrübelerin kendilerine kazandırmış olduğu bilgelik de önemliydi. Elbette ki, insanoğlu olarak, doğayla, bitkilerle ve hayvanlarla neredeyse iç içe yaşadığımız o günlerden bugün modern şehirlere ve teknolojinin sağladığı avantajlara gelene kadar çok büyük evrelerden, dönemlerden, anlayıştan, tecrübelerden geçerek bu günlere gelebildik.

Bu serüven devam ederken, bir taraftan o gün için hayati önem taşıyan tecrübelerin pek çoğunu bugün yitirip yerine başka bir şey koyarken, bugünkü algılarımızla Myra’yı ve Myra’daki gerek mezarların başında çok değer verdikleri, kutsalları saydıkları ölülerini, en önemlisi de kahraman ölmüşlerini korumak, dünya döndüğü müddetçe ya da inanışları gereği bir gün yeniden dirilecekleri güne kadar onların kutsalları olan o büyük ve de kahraman ölülerine kendilerinden sonraki gelecek olan insanların zarar vermemesi amacıyla, mezarlarını koruyacaklarına inandıkları, korkunç yüzlü masklar yapıp bunları lahitlerine işlemeleri de bizlere maskların görev alanları içerisinde insanları korkutmak olduğunu göstermektedir. Eğer lahide bir zarar veren olursa, o kişiyi lanetlendiğine inandırmak, onların bu masklar aracılığı ile lahitlere, mezarlara zarar verecek olan kişilerin üstlerine salacakları kötü ruhları ya da peşlerini bırakmayacak olan belaları ile korkutmaya çalıştıklarını, bu konuda tanrılarının da güçlerinden faydalanarak o kişi üstünde her türlü olumsuzluğu yarattıklarına inandıklarını anlıyoruz.

Myra’nın Maskları Korkutmak İçin, Korumak için, Güldürmek İçin, Düşündürmek İçin…

Soldan iki tane maskta, Myra Antik Kenti’ne ait aslan pençesine gizlenmiş bir maskı görüyorsunuz, ya da aslan pençesi olarak bildiğimiz bu bitkinin gücünü göstermek amacıyla bitkinin gücünü göstermek için stilize edilmiş bir mask betşnlemesini. Her iki şekilde de düşünebiliriz bu maskı. Belli ki korkutmak amacıyla yapılmış ve insanoğlunun kolay kolay sıırına eremeyeceği, kötlüklerini, fenalıklarını veya hayata geçireceği kötü niyetleri izleyen, insanüstü güçlerin varlığına dikkat çemek için yapılmış masklar da olabilir bu gördükleriniz. Bugün Antalya Arkeoloji Müzesi’nde görebileceğiniz ve Myra Antik Kenti için hazırlanmış özel bir odada rastlayacağınız korumaya alınmış masklar bunlar. Görmenizi tavsiye ederim. (ft: Silvan Güneş)
Myra’nın maskları belki de dünyada en çok yüzün ve ifadenin bulunduğu bir silüetler geçidi. Maskların nekrapollerde ölüleri korumak, zarar verecek olan ölümlüleri korkutmak ve onların yapabilecekleri fenalıkları önlemek amacıyl bilinmeyen güçler vasıtasıyla kötülükleri üstlerine salmak için kullanılan bu eşsiz maskların tiyatroda türlü karakterlere rol vermek için kullanılması işin şeklini başka boyutlara taşımakla birlikte eğlence dünyasını renklendirmesi ve esprinin, hoş vakit geçirmenin temellerinin nasıl atıldığına kanıt olması bakımından da önemli bir dünya mirası niteliğindedir. Masklar Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. (ft. Silvan Güneş)

Belli ki antik dönemin insanları Myra Antik Kenti’nde oldukça revaçta olan, hatta önemli ölçüde mask üretiminin yapıldığı bu şehirde avlanan, avladığı insanın kafa derisini başına geçirip –yukarıda yazdığım gerekçelere bağlı olarak- uzun süre bu maskı canlı bir şekilde üstünde taşıyan ve hatta o dönemlerde nice önemli yöneticilerin de başlarına taktıkları aslan, kaplan postlarıyla dolaşıp kendi yenilmezliklerini ilan ettikleri, bir zamanlar tanrıları da yenilmez göstermek için başlarına taktıkları o postları bu sefer kendileri de takan yöneticilerin güçlerini pekiştirdikleri bu duruşları, belli ki zaman içerisinde bu hayvanların korkunç yüzlerinden insan yüzlerine ya da hayali yaratıkların betimlendiği efsanevi karakterlere kadar yaratılan masklara dönüşmüş, bu masklar zaman içerisinde insanların birtakım o efsanevi rollere bürünerek konuşturulduğu sahnelerde o sahnelerin taş oturaklarında oturan kentlilere bir şeyleri anlatmış, onlar dinlemiş; nice sahneler döne dolaşa bugünlere kadar gelirken, masklar günümüzde tiyatro denilen ve oradan da sinemaya dönüşen birtakım senaryoların eşliğinde sahnelenme serüveninde bugünkü son şeklini almıştı.

Myra Antik Kenti’nin tiyatrosunda bulunan bir mask,

Myra’nın Maskları’nı da Bir Müze Kent Olan Myra Antik Kenti’ni de layığıyla Dünyaya Tanıtmalı ve “Dünya Tiyatrolar Günün”de Tüm Dikkatleri Myra’ya Çekmeliyiz

Myra’nın Maskları ( Antalya Arkeoloji Müzesi ft: Silvan Güneş)

Belli ki Myra Antik Kenti masklar ve onun işlevi konusundaki çeşitliliği konusunda şimdiye kadar tanık olduğum en yaratıcı, en çeşitli ve en ilginç nice maskların üretildiği, belki de bunun da ticaretinin yapıldığı, başka kentlerdeki büyük yöneticilerin anıtlarında kullanılmak üzere sipariş edilip yollandığı ya da hediye edildiği kentlerden bir tanesiydi. Öyle görüşüyor ki Myra Antik Kenti mask konusunda dünyanın önemli merkezlerinden birisidir ve Myra’nın bu özelliğini hem insanlık tarihi açısından önemini koymak hem de bu bağlamda ürettiklerini doğru anlatmak için tanıtımı yapmak bizlere düşmekle birlikte, Myra’nın bugüne kadar gelebilmiş kutsal mirasını da gelecek nesillere tek bir taşına dahi zarar gelmeden miras bırakmak gerekiyor.

Myra’nın Maskları (Myra Antik Kenti’nde bir kapı kirişini süsleyen altılı maskları Antalya Arkeoloji Müzesi’nde görebilirsiniz. ft: Silvan Güneş)

Myra Antik Kenti; masklarıyla, anlamda, manada, çeşitlilikte ve farklı duygulara hitap etmedeki yaratıcılığıyla her bakımdan bereketliliği bir kenttir. Yaşayanlarından ölümlülerine ve o hayatta olanlar için en korkuncu olmasının yanı sıra sahne sanatlarındaki tiyatro alanındaki aktarımıyla öncü bir kenttir. En azından dünya tiyatrolar gününde Myra Antik Kenti tüm dünyanın dikkatini çekeceğimiz, türlü etkinliklerle sahnemizi renklendireceğimiz, ülkemize ve kedimize fırsatlar yaratacağımız önemli şanslarımızdan biridir. Bir dünya mirası olan Myra’nın, tarihi, kültürel, sanatsal hayatımıza katacağı pek çok katkılarının yanı sıra üretimden ekonomiye, işlevselliğini çok boyutlu düşüneceğimiz bir değerde olmasını Kültür Bakanından, sanatçılara, eğitimcilerden turizmcisine, girişimcisinden, esnafına kadar dikkat çekmesi ve bu konuda hakkını layığıyla vermesi hepimizin doğal sorumluluğu altındadır diye düşünüyorum.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

Myra’nın Maskları
%d blogcu bunu beğendi: