Myra’nın Nekrapolleri

Myra Antik Kenti”, Antalya’nın Demre ilçesinde, deniz ve kara yollarının buluştuğu Orta Likya’da hem doğa hem de kültür hazinesi önemli bir kenttir. Likya sanat ve kültürünü nitelikle temsil eden parlak bir metropol[1] olan Myra’nın Liman olarak kullandığı Andreake Antik Kenti, bugün dahi tarihin önemli izlerini taşımaktadır. Andreake limanı bugün bataklık-göle dönüşmüş liman olsa da, içinde 146 canlı türü yaşamaktadır. Bu faunal zenginlikleri ve Myra’nın batmış olan antik yerleşimlerini Kekova suları kucaklar.

Antik Çağ’dan bu yana Myra’nın 1,5 metre kadar batmış olan bölge zengin ekosistemler bölgesidir. Myra Antik Kenti’nin en önemli değerlerinden biri de İÖ 5-4. Yüzyıllara tarihlenen eşsiz kaya mezarlarıdır. Üç ana alanda toplanan kaya mezarları Klasik Dönem nekropol organizasyonunun ve mezar inşa tekniğinin en seçkin örneklerindedir. Myralılar nekropollerine olan ulaşımı da kolaylaştırmışlar, hem akropolden hem de aşağıdan nekropole ulaşımı mümkün kılmışlardır. Bir patika yoluyla tüm mezarlara kaya ulaşım sağlanmış, bu yollar ise kimi yerde dar geçitler kimi yerde ise basamaklı çıkışlarla kolay bir ulaşımı sağlamaktadır.

Myra’nın Nekrapolleri

Myra Antik Kenti tam bir ölüler kentidir. Kaya yüzündeki ölüler için yapılan planlama o kadar mükemmeldir ki, o tarihlerde mimari anlamdaki bu anlayış, bugün için mimarlık alanında önemli fikirler vermektedir. Karşıdan bakıldığında birbiri ile üst üste bindirilmiş büyük kaya parçaları gibi duran bu mezarlar, karşıdan bakıldığında yamaç yerleşik duygusu vermektedir.

Likya kaya mezarlıkları ahşap yapı görünümünde bir mimariye sahiptir. Çoğunluğu İ.Ö. 4. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen nekropollerin; Batı Nekropolü (Deniz Nekropolü) olarak bilinenleri tiyatronun hemen batı yanındaki kayalıklarda düşey ve yatayda sıralanmış olan 47 mezardan oluşmaktadır. Güney Nekropolü Batı ve Doğu nekropol arasındaki kayalıklardaki 11 kaya mezarı vardır. Doğu Nekropolü (“Nehir Nekropolü”) ise 40 mezardan oluşmaktadır. Bu mezarlarda 13’ü Likçe, 10’u eski Yunanca olmak üzere, toplam 23 yazıt bulunmaktadır.

Myra Antik Kenti’nin mezarları deyince öğrenince aklımızdan çıkmayacak en dokunaklı yazıtlardan bir tanesinde ise aynen şöyle yazmaktadır; “Moskhos, Demetrios’un kızı Philiste’yi seviyor”.

Myra Antik Kenti’nin mezarlarından bir diğer özelliği de 17 kabartmanın mezar dekorasyonları arasında önemli bir yer tutmasıdır. Bu kabartmalar Likya Klasik Dönem kabartmaları olarak tarihin kimliğine, mimarisine ve anlayışına bugün için derin mesajlar vermektedir. Bunların arasında 35’i yontuculuk sanatının yanı sıra ölü gömme adetleri ve geleneklerini anlamak bakımından da önemini korumaktadır. İÖ 4 yüzyıla tarihlenen 7 mezar ve bunlardan özellikle ikisi kabartmalarıyla oldukça dikkat çekicidir.

Tapınak Cepheli Mezar

Myra Antik Kenti’nde tapınak cepheli bir mezar vardır ki, mimarisinin yanı sıra üstündeki bitkiler, tanrıça Artemis yani Myrhh, gücü ve yenilmezliği temsil eden aslan ve boğa kabartmaları tam bir şaheserdir. Doğanın, bitkilerin, kırların tanrıçası olan Artemis/Myrhh’e ait bu betimlemeler aynı zamanda sikkelerin üstünde de mevcuttur. Yani hayattayken yaşamın bir devamlılığı olan sikkelerin üstünde Artemis/Myrhh nasıl yer alıyorsa, nekropollerde, yani ölenlerin mezarlarının üstüne de aynı simgeleri koymaları, Myralıların öldükten sonra dirileceğine olan inancın başka bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz.

Myra nekropolündeki mezar kabartmalarında bir diğer göze çarpan bitkilerden biri de mersin ağacıdır. (Myrrh) içinden çıkan tanrıça, Myra’ya adını veren mersin ağacının tam da özü olduğunu belgelemektedir. “Geçmişte Myra’nın simgesi olan bu betim artık Myra-Andriake Kazıları’nın kurumsal simgesi olarak kesintisiz yerleşim “idolü” özelliğini tekrar kazanmıştır.[2]

Myra’nın Mezar Kabartmalarında Yer Alan Bir İle Üyesine Mensup Erkek Kabartması Kesilerek Kaçırıldı Şu An Atina Ulusal Müzesi’nde Sergilenmektedir

 İ.S. 4. yy başlarında, Hıristiyan bir imparatorun başa geçmesi ile birlikte yerel piskoposlar kötülüklerin kaynağını yok ettiklerine inanarak antik tapınakları ve heykelleri yok etmişlerdir. Ve ne yazık ki, “Likya’nın en güzel Artemis Tapınağı” da[3] olasılıkla Myra piskoposu tarafından temellerine kadar yıkılmış olabilir. Likya için olağanüstü olan diğer kaya mezarı, Doğu Nekropolü’nde kayaya oyulmuştur. Ev tipindeki mezarın cephesinde[4] figür gerçek ölçülerde kayalara oyulmuştur. Bu nedenle halk doğal adını koymuştur. Ahşap sivil mimarlıktan esinlenen mezarların Likya’da tam bir ölü evi mantığıyla yapıldıklarını resimli mezar bir kez daha hem mimarisi hem de kabartmalarıyla bir arada göstermektedir. Mezarın ön alanının sol duvarında mezar beyi kline’de yatar pozisyonda verilmiş, karşı duvarda da eşi ve çocukları resmedilmiştir. Mezarın dış yüzündeki yanal kaya duvarlarından soldaki, kline’deki mezar beyine benzeyen bir erkek figürüdür: Bey bu kez ayakta ve asasıyla başka bir pozda verilmiştir. Karşı duvardaki figürler diğer aile üyelerinin farklı “fotoğraflarından” oluşmaktadır. Mezar kabartmaları bir aile albümü gibidir. Mezar kabartmalarından bir genç erkek kabartması kesilerek Atina Ulusal Müzesi’ne kaçırılmıştır.

Klasik Dönem’de beyaz kaya yüzeyi ve kırmızı, sarı, mavi ve mor renklerle boyanmış halleriyle oldukça farklı, çok etkileyici bir görüntü sunmaktaydılar. Bugün bu renklerden kırmızı ve mavi kalabilmiştir. Likya’nın boyasıyla kalmış tek mezarını korumak için bir restorasyon projesi yapılmaktadır. Kaya mezarlığında 4 mezar dışında tamamı tek odalı, ve 17’si de ön odalı düzenlenmiştir. Tapınak tipli 4 mezar dışındaki tüm mezarlar “ev tipi” mezarlardandır. Bunların içinde kayadan tamamen koparılmış bağımsız duran örnekler olduğu gibi, kayalığın içinde soyutlanmış olanlar da bulunmaktadır. Kaya mezarları ahşap mimariyi taklit eden imitasyon cepheleriyle geleneksel Likya Klasik Dönem mezarlarıdır. İç mimarileri ise “ev”in yatak odasını taklit eder. Çoğunlukla üç yataklıdır. Kaya mezarlarının orta ve üst sınıfın mezarları olduğu düşünüldüğünde ve buna kayalara mezar yapma gücü olmayan çoğunluk fakir halk eklendiğinde Klasik Dönem Myra’sının hayli kala balık bir Likya popülasyonu barındırdığı anlaşılmaktadır. Bu kalabalık Klasik Dönem nüfusunun seçkinleri korunaklı akropolde, geri kalan halk ise akropol eteklerinde, özellikle de ilk Demre’nin kurulduğu güney eteklerinde yaşamaktaydı. Bu kesimde köy evlerinin içlerinde ve aralarında sıkça görülen yapı kalıntıları bunu doğrular. Myra’nın Roma ve Bizans dönemlerinde görkemli bir metropol olduğu bugün alüvyon dolgu üstünde kalan kısımları nedeniyle sadece birkaç yapıdan anlaşılabilmektedir. Bunlar tiyatro, hamam, aquaductus ve nymphaion yanında St. Nikolaos Kilisesi çevresinde kazılar sonucu 4-5 m derinlikte ortaya çıkan kalıntılardır.[5]


[1] W. RUGE, “Myra”, RE XVI.1, 1083.

[2] Myra ve Limanı Andrıake Kazılar Başlarken Ön-Düşünceler, http://www.arkist.com/pdf/myraarkeolojisanat.pdf, 26.06.2021, s: 23.06

[3] R. JACOBEK 111.

[4] CH. TEXIER, Description de l’Asie Mineure III, Paris (1849), 205 vdd.

[5] Myra ve Limanı Andrıake Kazılar Başlarken Ön-Düşünceler, a.g.e.

%d blogcu bunu beğendi: