Zeniketes, lakabı korsan, fakat gerçekte o nasıl bir korsan. hayatı ve yaşantısı tüm bunlara uyuyor mu? Tüm eldeki verileri tarayıp sizler için enteresan bir yazı dizisi oluşturdum, beğeneceğinizi umuyorum!… Günün birinde yolunuz düşer de Antalya-Kemer yolu üzerinden 75 kilometre kadar batıya giderseniz ‘Olympos’ yazılı bir yol sapağı ile karşılaşırsınız. İşte buradan birkaç kilometre aşağıya indiğinizde sizi bir sürpriz bekliyordur! Deniz kenarına doğru ilerlediğinizde, karşınıza birden Olympos Antik kenti çıkar. Bir zamanlar Romalı Hatip Çicero’nun “Likya’nın en mamur kenti” olarak gösterdiği kenttir Olympos…

Bir zamanlar bu kıyıyı izleyerek yol alan kaptanlar binlerce kez, bu sahilleri seyrederek, Anadolu’nun batı sahilindeki kentlere gidip gelmişlerdi. Biraz ötede yer alan ve beklenmedik anlarda çıkan fırtınalarıyla ünlü ‘Şıldanlar Burnu’ birçok denizciye mezar olmuştu. İşte o nice teknelerin denizin dibini boyladığı karanlık sular bugün hâlâ araştırılmayı ve tarihe ışık tutmayı beklemektedir…

Olympos, Lykia Birliği’ne dâhil olmuş, birlikte üç oy hakkına sahip 6 kentten biriydi. Bunu dönemim ünlü coğrafyacısı Strabon da söylemiş, MÖ 100 yılında Olympos’un Likya Birliği’nin en önemli kentlerinden biri olduğunu yapıtında bildirmişti. Yirmi üç kentten oluşan Likya Kurulu/Birliği dünyanın ilk birleşik cumhuriyeti‘dir. Fransız düşünür Montesquie (1689-1755), 15. ve 16. yüzyılda bu topraklarda serpilip gelen özgürlüğün, demokrasinin farkındaydı… Bölgeyi sadece yönetim şekli olarak değerlendirmemiş, coğrafya, iklim ve kültür olarak da değerlendirmiş. Bu topraklarda yaşayan insanların kendilerine seçtiği yönetimin farkına vardığında ise adeta gıpta etmiş olacak! Hem de o tarihlerde Likya Birliği’nin oluşturduğu, dünyanın en seçkin yönetim şeklini selamlayarak tarihe eşsiz bir not düşürmüş… Hatta biraz daha ileri gidecek olursak, 5 Mayıs 1789’da gerçekleşecek olan Fransız Devrimlerinin modeli Likya Birliği olabilir miydi? Sanırım bu gerekçelerin ve şüphelerin köklerini dipnotumda bulacaksınız…[1]  

Fransız Düşünür Montesquie Likya Birliğini ve Hukukunu Çok İyi Araştırmış

Montesquie eğitimi gereği Likya Birliği’ni çok iyi araştırmış. 23 kentin sahip olduğu alanı ve kendi içinde yaşattığı demokrasiyi onaylamış. Bu yönetim şeklinden etkilendiği için küçük devletlere uygun düşen rejimin demokrasi olduğunu söylemiş. İnsan bu yüzyılda bu cümlelerle karşılaşınca şapka kaldırıyor. Bu “bir araştırmacının, bilginin, aydının insan örneği” diyebiliyorsunuz.

Ksantoslular, daha önceki tarihlerde de bağımsızlıklarını uğruna her şeyi göze almışlardı. İÖ 547’de İran generali Harpagos’un, İÖ 42’de Brutus’un güçlü ordularına teslim olmayı kabul etmemişler, kentte birlikte yakılıp yok edilmeyi yeğlemişlerdi. Onlar için ne kötü bir kader di; Anadolu’nun o en güzel topraklarının hüküm sürdüğü ve cumhuriyetle yönetildiği Likya toprakları Yunan ve Romalıların eline geçti. Likyalılar onların kültürlerine karşı kendi kültürlerini korumasını bildiler. Asla onların dillerini konuşmadılar. Kendi kurdukları şehirleri ele geçirdiklerinde dahi şehirlerinin isimlerini değiştirmediler. Onlara yaranmaya çalışmadılar. Fakat hem karayolundan sömürüldüler hem de her türlü zenginliklerine göz dikildi. Ayrıca sadece bunlarla kalmadı tabii ki düşmanları onların canlarına da kast etti. Kıyı kentleri her zaman korsanların iştahını kabartmıştır. Bu zenginlikler her zaman düşmanların hedefi oldu.

Karyalı gemi kaptanı ve Coğrafyacı Skylax, I. Darius‘un emri ile askeri operasyonlara hazırlık amaçlı 30 aylık bir seyahate çıktı. Bu seyahatine antik çağda gemilerin inşa edildiği İndus Nehri‘nde başlamış, sonra Kızıldeniz üzerinden Süveyş‘e kadar seyahat etmişti. Karyalı Skylax MÖ 500 yıllarında Olympos’tan da söz etmiştir.[2] Antik dönemlerde liderler kendilerine farklı ülkelerde yeni ganimetler ve topraklar elde etmek için önce himayelerindeki ya da deniz aşırı yerlere gidip gelen insanlarla bağlantıya geçiyorlardı. Onlarla özel anlaşmalar yapıyorlar, -kanımca-, bu anlaşmalara göre onları da yanlarına alıp kendilerine rehperlik ettiriyorlardı. Bu keşfe neticesinde de canların nereye isterse oraya saldırıyorlardı.

Karyalı Skylax Anadolu Topraklarının İnsanı

Karyalı Skylax, zaten Anadolu topraklarının insanı olduğuna göre, muhtemelen bu kıyıları avucunun içi gibi biliyordu. Karyalı Skylax, belki de Zenikeres’i çok iyi tanıyordu ve onun sahip olduğu topraklardan da zenginliklerden de gücünden de haberdardı. Zenikeres gibi insanları korsan/haydut olarak değerlendirmeden önce, o zamanki devlet yöneticilerinin de aslında aynı zihniyete sahip olduklarını görebilmek bugün daha mümkün…

Bu arada wikipedia Karyalı kaptan ve coğrafyacı Skylax’ın Yunan olduğunu iddia etmiştir. Bugünden elimizde böyle bir kanıt yokken Skylax’ın Yunan olduğunu söylemek de Skaylax’a ve tarihe bir haksızlık değil midir? Sanıyorum, bilim adamları tarihi kişilikler hakkında yorum yaparken de kanıtlanmamış, konularda da tarihin kutsi geçmişini yorumlarken oldukça dikkatli olmalıdırlar!..

Korsan Zeniketes Olympos’u Üs olarak Kullanıyor

Olympos Antik Kenti MÖ 168-78 yılları arasında yöre korsanları tarafından yağmalanmış, Korsanların lideri olan Zeniketes Olympos’u üs olarak kullanmıştır. Zenikeres fırsat buldukça Roma gemilerini ve Tarsus’dan Olympos’a kadar tüm kentleri yağmaladı. Olympos’la birlikte birbirlerine yakın yerleşim yerleri olan Phaselis, Korykos (Mersin), Pamphylia antik kentlerini de zapt etti. Krallığını ilan ettiği Olympos’da yaşadı ve sahip olduğu kentler Likya birliğinden çıkartıldı. Doğu Akdeniz’deki deniz ticareti trafiğine büyük darbe indirdi. Yağmalar sırasında ele geçirdiği insanları o dönemin tanınmış köle satış merkezleri olan Side ve Phaselis’te götürüp buralarda satılığa çıkartıyordu. Haritadan bakacak olursanız, Zeniketes tüm arsızlığı ve korkunçluğuyla Pamfilya’nın tüm kıyı kentlerini ele geçirmiş. Böylece o kıyı senin bu kıyı benim güvenle ve de keyifle ticaretini de yapıyordu…

Romalı Hükümdar Puplius Servilius Vatia Korsan Zeniketes’e Savaş Açtı

Bu tarihlerde korsanlık oldukça revaçta bir meslek, kentler insanlar ve yöneticiler için ise büyük bir tehdit. Roma devleti bu hayduntları ortadan kaldırmak istiyor. MÖ 134 ve 44 yılları arasında hüküm süren Romalı Hükümdar Puplius Servilius Vatia hüküm sürmekteydi. Komutasındaki büyük bir Roma ordusunu MÖ 78’de Likya ve Batı Pamphylia’yı korsanların elinden kurtarmak için büyük bir sefer düzenletti. İlk hedefleri Zeniketes’in Olympos’taki kalesine saldırdı. Zeniketes’in ordularıyla kalesini ve topraklarını savunmasına rağmen Olympos’taki 26 yıllık hükmüne son verdi. Böylece Roma komutanı Puplius Servilius Vatia ismine “İsauricus” adı da eklendi. Helenler kendilerinden olmayan tüm milletlere “barbar” anlamına gelen bu kelimeyi kullanırlardı. Romalı komutan bu barbarların hakkından geldiği için bu unvana layık görüldü.

Korsan Zeniketes büyük Bir Kuşatmaya Maruz Kaldı

Bu kuşatma ve saldırılar sonucunda sonunun geldiğini anlayan Korsan Zeniketes ise ailesi ile birlikte kendini yakarak intihar etmek zorunda kaldı. Ne kadar dehşet verici bir son değil mi? Daha önceki yazılarımı okumuşsanız hatırlarsınız, Likyalılar Persler şehirlerini zapt edince düşmana esir olmaktansa kaleyi içindekilerle birlikte ateşe vererek intihar etmişlerdi. Düşmana yenilmek, sana ait her şeyi ellerine geçirdiklerini görmek yenilginin en ağır sonucuydu. Peki bununla bitebilir miydi her şey? Tabi ki de hayır; esir düşüp onların her türlü hakaretlerine maruz kalmak da vardı işin içinde. En aşağılık köleleri olmak, köle pazarlarına götürüp satılmak, hatta işkence görüp öldürülmektense kendi canlarına kıyıp ölmek onlar için

Korsanlara Karşı Başlatılan Savaşları Ünlü Coğrafyacı Strabon Şöyle Antalıyor

MÖ. 77–76 yıllarında Servilius Vatia Likya’da Olympos, Phaselis ve Korykos kentlerini zapt edince Servilius Vatia, Isauriya[3] (yağmacı halk)’da zafer kazandığı için Isauricus lakabıyla da bilinmektedir.  M.Ö. 77’de korsanlara karşı başlatılan yeni savaşları ünlü coğrafyacı Strabon şöyle naklediyor; “Taurus Dağları yakınında korsan Zeniketes’in kalesi bulunur – Olympos’u kastediyorum, hem dağ, hem de kale olarak… Ama dağ Isauricus tarafından ele geçirildiğinde Zeniketes kendisini bütün evi ile beraber ateşe verdi.  Korykos, Phaeselis ve Pamphilia’da pek çok yer ona aitti; hepsi Isauricustarafından ele geçirildi.”

Olympos Antik Kenti’nin yakın Yüzyılda Keşfi

Olympos Antik Kenti’nin yeri yakın yüzyılımızda 1811 yılında keşfedilmiştir. Sanırım tarih kitaplarında daha şirin göstermek için bir gezgin tabiridir sürüp gidiyor. Mutlaka ki bu beyefendilerin bir gezginci tarafları da vardır, fakat asıl meslekleri İngiliz komutasında bir orduda albaylıktır. Sonuçta onlar tüm dünya coğrafyalarını maddi-manevi her türlü unsurlarını keşfetmek için yollara düşüyorlar! Kendi haritalarında bunların yerlerini belirlemek ve bundan çok yönlü faydalanmak için yetiştiriliyorlar. Kara, deniz demeden memleket memleket bir görev uğruna seyahat eden insanlar. F. Beaufort da onlardan bir tanesi. Haliyle bu tarihlerde bu şekilde yetiştirilmiş ve gittikleri yerlerin tarihi yerlerini keşfedip belgeleyen pek çok kişi literatüre seyyah olarak geçmiş. Halbuki burada sadece tek taraflı bir keşif arzusu yoktur. Elde edilen veriler mutlaka ki İngiliz devletinin çıkarları doğrultusunda değerlendirilir ve gerçekten kayda değer veriler sunmuşsanız o zaman Sörlükle taltif edilip tarihe adınızı altın haeflerle yazarlar. Nitekim Francis Beaufort’un hayatı da böyledir.

Korsan Zeniketes Dodona Zeus’una Demirden Bir Strigilis Hediye Etti.

Beauforf, Zeniketes’in korsanların arasında şef konumuna gelen Kilikialı bir demirci olduğunu öne sürmüştür. Bazı araştırmacılar ise Zeniketes’in Kilikialı değil, aksine yerli olduğunu savunurlar.  Zeniketes, Yunanistan’ın Epirus Völgesinde bulunan Dodona Zeus’una strigilis adında demirden bir aleti “yerel bey ve haydut topluluğunun lideri” vasfıyla sunmuş. Streigilis nedir diye soracak olursanız, ter, kum, toz, yağ ya da kirleri temizlemek için kullanılan bir aletti strigilis.  Strigilis, demir yahut bronz bir nesnedir. Genellikle spor yaptıktan ya da sudatorium sonrası kullanılırdı. Zenikeres’in böyle bir nesneyi Dodona Zeus’una sunması bazı tarihçi çevrelerce Zenikeres’in Yunan olduğu savını dahi ortaya attırdı.

Zeniketes Dodona Zeus’una işte böyle bir striginiz hediye etmişti.
Striginis, Antik Çağ’da vücuda yapışan ter, kum, toz, yağ ya da kiri vücuttan sıyırarak temizlemek için üretilmiş bir aletti.
Roma Döneminde strigilis vasıtasıyla temizlenen sprocular. 2. Bronz heykel, Hırvat Apoxyomenos’un ( Hırvat : Hrvatski Apoksiomen ) bir olduğu Antik Yunan heykel döküm  bronz 2 veya 1. yüzyılda; 1996 yılında Lošinj adasının güneydoğusundaki Hırvat Vele Orjule adasının yakınındaki denizin dibinde keşfedildi .Bir atlet – Apoxyomenos (‘Kazıyıcı’) bir strigil adı verilen küçük kavisli aletle vücudundan ter ve toz kazıma eylemini temsil eder. 
Korsan Zeniketes Olympos’ta Neden Bu Kadar Uzun Hüküm Sürdü?

Zenikeres’in Olympos’ta uzun bir süre egemenlik sürmesinin nedenini çok yönlü araştırmak gerektiği kanısındayım. Kentti yirmi yılı aşkın bir süredir yönetilen Zenikeres’ten Olimposluların bir şikayette bulunmaması sizce de akıllara pek çok sorular getirmiyor mu? Elbette bu kadar uzun süre birbirlerinin çıkarlarını gözeten bir yönetim şekli düzenleyen Zenikeres’in bunda payı çok yüksek. Zeniketes sadece Olimposlulara değil, bölgeye yakın antik kentlere de kendini kabul ettirmişti. Bu kentlerle ticaret yapan, yerleşik düzeni seçen bir komutan olmuştu artık… Her ne kadar tarih kitaplarına korsan, haydut yakıştırmalarıyla geçse de Roma Devleti’nin ve onun komutanı Selvilius’un yaptıkları masum muydu sizce? kaldı ki Olymposlular Roma’nın bu saldırından hiç hoşlanmamışlar, Servilius’un şehri yağmalayıp tüm zenginlikleri Roma’ya taşımasına isyan etmiş, içerlemişlerdi. Bir başka gözümüzden kaçırmamamız gereken bir konu ise Kibartislilerin kendi bölgelerini ve Solyma Dağı ve geçitleri tutmalarıydı. Böylece karadan gelebilecek saldırılara karşı Zeniketes’in sahip olduğu bölgeyi korumaları altına almışlardı.

Korsan Zeniketes, Pontus kralı VI. Mithridates’in, Roma ile mücadelesinde kendisine destek olmuş, İ.Ö. 89–85 arasında yapılan I. Mithridates savaşında, Lucius Licinius Lucullus’un filo toplama çabalarının korsan saldırılarıyla engellemiştir. Korsanlar VI. Mithridates’e destek veriyorlardı. Bu desteğin gücünü bilen Romalılar, bu desteği kırmak istiyorlardı. İ.Ö. 80’de Romalılar, Mitridates’e karşı başarılı olsalar da o tarihlerdeki gücü ve bunun devamlılığı işlerini zorlaştırıyordu. Romalıların aslında korsanlarla da çapulcularla da işi yoktu. Onların en büyük emeli Anadolu’daki zenginlikleri yağmalamak ve daha çoğuna sahip olmaktı. Tıpkı Turuva’ya saldırdıkları gibi bu canım kıyı kentleri, limanlarını ve ticaretini ele geçirmek, zenginliklerine zenginlik katmak en büyük hedefleriydi.

Korsan Olan Zeniketes mi Yoksa Roma mı?

Oldukça iştah açıcı bir coğrafya olan Anadolu, Roma’nın her zaman hedefi olmuştu. Bu nedenle ilk yakaladıkları fırsatta Anadolu’nun güney kıyılarına saldırdılar. Buralarda geçit vermeyen, Romalılar tarafından haydut, çapulcu ilan edilen Zeniketes ve sahip olduğu gücü kırılmak istendi. İ.Ö. 78’de Publius Servilius Vatia’yı Kilikia bölgesine gönderilerek Zeniketes’in yaşadığı kent olan Olympos’u ele geçirdi. Tarih kitaplarında korsan, çapulcu aşağılamasının çok daha şiddetli olanı yapılarak yakıldı, yıkıldı, yağmalandı. Peki, bu da bir tür korsanlık değil miydi?

Zeniketes Bir Korsan Gibi Değil Bir Komutan Gibi Davranarak Kentini ve Halkını Savundu

Zeniketes bölgeye 26 yıl kadar önemli bir hükümdarlık sürdü. Sahip olduğu kentlerdeki halkın hiçbir tepkisini almadan kendine yarattığı cumhuriyetin lideri olarak yaşamını sürdüren bir isimdi. Romalılar Olympos’u ve diğer Likya kentlerini çapulculuk yağmamış, yakıp yıkmamış, yağmalamamışlar mıydı? Oysa en alasını yapmışlar ve belki de Zeniketes ve onun gibi korsanları aratacak köklü yağmalarını, meşru bir hale getirerek yapmışlardı. Bunun için örnek ise Roma valileri tarafından soyulan Likya kentlerini, özellikle de Aspendos’u, Olympos’u ve nicelerini gösterebiliriz. Puplius Servilius Vatia İsauricus, Olympos’u zapt ettiğinde, kendini kalesinde savunması ve ölmesi, de aslında korsanlık ve çapulcu sıfatlarını havada bırakmaktadır.

Zeniketes korsan olsaydı canını kurtarmayı seçerdi. Ailesini, ganimetlerini alıp oradan kaçardı! Hem zamanın en iyi, en güçlü teknesi madem ki onundu. Tüm ganimetlerini de yanına alarak oradan kaçması onun için zor olur muydu? Ailesiyle daha güvenli bir yere gidip orada mutlu mesut yaşayamaz mıydı? Oysa kendisi onuruyla savaşan bir komutan gibi davranmış, kendisinin ve Olympos halkının savunmasını yapmıştır. Tarih kitaplarında gerçekçi bulmadığım yorumlardan bir tanesi de bunun aksini savunuyor olmasıdır.

Belli ki Zeniketes her istediğini alan ve sahip olan, karşısında hiçbir direnişi istemeyen bir yönetim anlayışına sahip Romalı yöneticilere karşı gelebilecek güçte ve zekâda bir insandı, yoksa onlarla işbirliğine girmesi de muhtemel bir durumdu.

Servilius, Olympos’u ele geçirdikten sonra, ömrünü yağmalamakla geçen nice değerde zenginliklerin adaletsiz sahibi Zeniketes’in tüm yağmaladıklarını yağmalamakla kalmadı Olympos’a ait heykelleri ve nice hazineleri de alıp Roma’ya taşıdı. Olymposlular ve Zenikeres’e destek veren tüm diğer yerleşimler en ağır cezalara maruz kalmış, toprakları ise “ager publicus” ilan edilmiştir. Ager publicus, antik Roma’da esas olarak savaş neticesinde elde edilen devlet arazisine verilen isimdir.

Roma’nın Olympos’a Saldırısı Sadece Korsan Zeniketes’in Değil Olympos Kentinin ve Olymposluların da Sonunu Getirdi

Bundan sonrasında ise Olympos Antik Kenti bir daha asla eski önemine ulaşamadı. Daha önceki yazımda Aspendos Antik Kenti’ni yağmalayan ve bir tane dahi heykel ve zenginlik bırakmayan Roma valilerini yazmıştım, Likya Birliğinin kentleri tarih boyunca hep soyuldu, fakat özellikle bu tarihlerde yapılan bu büyük soygunların, hem o tarihlerde Roma’yı ve belki de oradan da başka Roma kentlerine taşındığını düşünürsek, şimdilerde müzelerde yer alan eserlerin hepsini Yunan ya da Romalıların sadece kendi öz kültürleriymiş gibi göstermekle birlikte, bu bağlamda her bir tarihi figürün de kültürel olarak nereye ve kimlere ait olduğunu bilmeden yapılacak değerlendirmelerin gerçeği yansıtmayacağını kulağınıza bir küpe olarak takmayı da unutmayın.

İngiltere’de Fransa’da Yunanistan’da Almanya’da Hollanda’da Kısacası Tüm Avrupa Kentlerinde Sergilenen Eserlerin Gerçek Sahipleri hangi Coğrafyalar?

İnsan bu tarihi gerçeklerle yüz yüze kalınca, Yunanistan ve Roma’daki tüm müzelerdeki heykel ve zenginliklerin, -özellikle heykellerdeki mermer analizlerinin yapılarak- bu yontuların hangi topraklardan gittiği ortaya çıkartılmalı ve bu eserlere “Roma heykeli, Yunanlılara ait medeniyet” yaftası yapıştırılmadan gerçekler ortaya çıkartılmalıdır; ve sorgulanması gereken en önemli başka bir gerçek de Romalılar Anadolu topraklarını yönetmeye başladıklarında, tüm bu coğrafyayı hangi nüfusunu kullanarak Romalaştırabilecekti? Sanıyorum, antik dönemleri anlamaya çalışırken, en çok sorgulamamız gereken konulardan bir tanesi de budur ve bu noktada yanlı olarak kaleme alınmış tarih kitapları yeniden gözden geçirilmelidir. Zeniketes her bakımda üstünde durulması gereken bir karakterdir. Yaptıklarını tasvip edelim ya da etmeyelim, kanımca sıradan bir adam değil, Anadolu’nun bağrında tarih yazmış, -bugünkü aklımız ölümünü yorumlayamayacak değer yargılarına sahip olsa da- ölümü onurluca ve kahramancadır..! Hayali de olsa masal kitapları, romanı, yazılmalı, sinemalara böyle bir karakter aktarılmada geç kalınmamalıdır.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Fotoğraf & Kaynaklar

http://www.academia.edu/…in_kalesinin_lokalizasyonu
http://www.academia.edu/…i_yayinlari_128_2008_33-44
http://de.wikipedia.org/wiki/zeniketes
http://www.akmedadalya.com/…id=12&articleid=148

* http://www.dergibursa.com.tr/uludagdan-olimposa-selam-olsun/
* https://www.academia.edu/565950/Olympos_ve_Zeniketesin_Kalesinin_Lokalizasyonu

* http://www.altersozluk.com/title/show/zeniketes

* http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/?/=648

* http://en.wikipedia.org/wiki/Publius_Servilius_Vatia_Isauricus_(consul_48_BC)

* Heykel fotoğrafı: https://www.wikiwand.com/en/Croatian_Apoxyomenos


[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Montesquieu: Monresquie’nin babası Jacques de Secondat uzun soyluluk geçmişi olan bir askerdi. Annesi Marie Françoise de Pesnel, La Brède Baronluğu unvanının Secondat ailesine gelmesini sağlayan varisiydi. Montesquieu, Bordeaux’da hukuk okudu ve 1708’de avukat oldu. 1714’de, -yirmi yedi yaşında- Bordeaux parlamentosunda Yargıtay başkanı oldu.

“Bir siyaset sosyolojisi geliştiren Montesquieu, esas ününü toplum, hukuk ve yönetim tarzı konusunda gerçekleştirdiği karşılaştırmalı araştırmadan almıştı. Siyaset ve hukuk konusunda tümevarımsal ve deneysel bir yaklaşımı benimseyen filozof, olguları kaydetmek yerine anlamayı, görüngüleri konu alan karşılaştırmalı bir soruşturmayı, tarihsel gelişmenin ilkelerine ilişkin sistematik bir araştırmanın temeli yapmayı itmişti. Siyaset konusuna, şu halde bir tarih filozofu olarak yaklaşan Montesquieu, farklı politik toplumlardaki farklı pozitif hukuk sistemlerinin çok çeşitli faktörlere, örneğin, halkın karakterine, ekonomik koşullarla iklime, vs., göreli olduğunu söylemişti.

Yasaların Ruhu:

O, işte bütün bu temel koşullara, “yasaların ruhu” adını vermişti. Montesquieu bu bağlamda, üç tür yönetim tarzını birbirinden ayırmış ve bu devletlere uygun düşen yönetici ilke, iklim ve topraktan söz etmişti. Buna göre, despotizm büyük devletlere, sıcak iklimlere uygun düşer ve korkuya dayanır. Britanya örneğinde olduğu gibi, ne soğuk ve ne de sıcak olan bir iklimin hüküm sürdüğü, orta büyüklükteki devletlere uygun düşen yönetim biçimi, monarşidir; söz konusu yönetim biçimi, şan ve şerefe dayanır. Buna karşın, soğuk iklimlere ve küçük devletlere uygun düşen rejim, demokrasidir; demokrasinin yönetici ilkesinin erdem olduğunu öne süren Montesquieu, tüm insanlar için geçerli olan tek bir doğa yasası ve evrensel bir insan doğası olduğunu kabul eden akılcılığa şiddetle karşı çıkmış ve kuvvetler ayrılığı prensibini ortaya atmıştı.”

[2] < “Skylax, seyahatte topladığı bilgileri kılavuz olması amaçlı bir periplus olarak kaleme almıştır. Skylax’ın bu seyahati milattan önce 519 ila 516 yılları arasında yaptığı düşüncesi bilimsel çevrelerde öne çıkmaktadır.[1] Skylax’ın eseri günümüzde kaybolmuş olsa da, tarihçi Hekataios ve Herodot‘un bu eseri kullandığı anlaşılmaktadır.”>, https://tr.wikipedia.org/wiki/Skylax , 17.07.2020, s 13:51

[3] İsauria, Vetus (Afyonkarahisar-Bolvodin İlçesi yakınları), İsaura Nova (Konya dolaylarında bir antik kenttir. Daha sonra buraya kurşun madeni çıkartıldığı için adı Tris-Maden olmuştur. Sonrasında da Leontopolis ismi verilmiştir. Lycaonia ya da Eski Yunanda Iconium (Konya ve Karaman illerinin böyük bölümlerini kapsayan bölge) bir kenti olarak bilinmektedir. İsaura’lı halk enerjik ve yağmacı bir halk olarak bilinir. İsaura’nın Kralı Philiph düşmemek için birçok savunma yapmış olsa da Alexander’in ordusuna karşı koyamamıştır. Isaurian, Küçük Asyaur Isauria bölgesinde soyu tükenmiş bir dildir. Mezar yazıtları dâhil olmak üzere epigrafik kanıtlar MS 5. yüzyıla kadar bulunmuştur. Konuşmacılarının kişisel isimleri Luwi’dir. Luwiler Anadolu’nun yerli halkı olmalarına rağmen Batılı tarihçiler tarafından konuştukları dil bilinçli olarak Hint-Avrupa’dan türemiş olduğu savı öne atılmaktadır. Luwilere barbar diyenler de en az Luwiler kadar barbardırlar.

%d blogcu bunu beğendi: