Lamus Antik Kenti / Klikia Bölgesi / Antalya – Gazipaşa – Adanda

Lamus Antik Kenti Alanya’ya 55 km doğusunda, Gazipaşa’ya ise 15 km uzaklıkta Adanda Köyü’nün 2 km. kadar kuzeyinde yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde iki tepenin üzerine kurulmuştur.

 

 

 

 

 

 

Gallienus

Uzaktan bakıldığında o kadar güzel görkemli bir görünümü vardır ki sanki kartalların yuvası gibi güçlü bir görüntüye sahiptir. Lamus Antik Kenti kent surlarıyla çevrilidir ve kentin giriş kapısının güneyinde büyük bir kule bulunmaktadır. Batıdaki tepenin M.Ö. 3. Yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır. İki tepenin arasındaki düz alanda kentin agorası, doğal kayaya oyulmuş çeşmesi ve iki adet tapınağı vardır. Kent olasılıkla geç Roma döneminde Lamotis olarak adlandırılan bölgenin başkenti durumunda idi. Dağlık Klikya bölgesinin kültürünü ve sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır. Kent en görkemli dönemini Gallianus/Callianus zamanında geçirmiş olmalıdır. Publius Licinius Egnatius Gallienus, Roma İmparatorluğu’nu 253 – 260 yılları arasında babası Valerian ile birlikte ve 260 – 268 yılları arasında tek başına yönetmiştir. Gallianus içinden geçilmekte olan büyük kriz sırasında imparatorluğu ele geçirmişti. Buna rağmen Lamus Antik Kenti’nin onun döneminde en parlak günlerini yaşadığı tahmini hangi bilgiye dayanarak tarihçiler tarafından dile getirildiği konusu da henüz aydınlığa kavuşmamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kentin iki tapınağından biri Roma İmparatorlarından Vespasianus’a diğeri de Titus adına yapılmıştır. Doğudaki tepede ise kayaya oyulmuş odalar ve büyük tip lahitlerden mezar yapıları ile nekrapol alanı vardır. Kentin nekrapolleri de blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler olarak kentin en önemli kalıntıları arasında yer almaktadır.

Helenistik Dönemde Olba Rahip Krallığı

Helenistik Dönemde Dağlık Klikia Bölgesi’nde “Olba Rahip Krallığı” vardı. Bu krallık idari yapısı, mimari dokusu, plastik ve epigrafik buluntularıyla bölgenin genel karakterinden farklı bir görüntü çizmekteydi. Amasyalı Coğrafyacı Strabon, Klikia’yı Dağlık ve Ovalık olmak üzere iki kısma ayırmıştı. Olba Rahip Krallığı’nın ise antik döneme ait iki değişik anlatımı vardı. Bunlardan birincisi aradaki sınırın Lamos nehri, ikincisi ise Soli/Pompeipolis şehri olduğunu ifade etmekteydi.[1] Strabon’a göre; Rahip Krallık Dağlık ve Ovalık Klikia’nın sınırı olarak kabul edilen topraklar üzerinde kurulmuştu. Yanı sıra Olba’nın hemen doğusunda bulunan alanın Klikia’nın hangi bölgesine sahip edilmesi gerektiği ve Olba ile ilişkisi konuları ise hâlâ aydınlığa kavuşmayı bekleyen önemli tarihi konu başlıklarından biriydi. Bu belirsizlik göz önünde tutularak, öncelikle Klikia bölgesindeki sınırlar ve Olba Krallığı’nın sınırları Batı’da Korakesion’dan (Alanya) doğuda İskenderun körfezine kadar uzanan Klikia bölgesi olarak bir fikir birliği oluşturmaktadır. Yani bu durumda şöyle bir gerçek de göz önüne serilmiş oluyor ki, Korakesion tamamen başına buyruk, kendi kurallarını kendi veren, kararlarını kendi alan, oldukça güçlü, zengin ve gözde bir korsanın tapulu antik kentinden başka bir yer değildi. Strabon’a göre korsanların Klikia’yı seçmelerinin en önemli sebeplerinden biri de “dağlardaki kaleleri”dir.[2] Zaten Dağlık Klikia’nın uzun ve sarp kayalıkları boyunca kurulmuş pek çok yerleşme vardır ve Strabon’un bu sözleri buradaki yerleşimlerin, Olba Bölgesi’ndeki kalelerin korsanların Klikia’daki örgütlenmelerinden daha eski olduğunu düşündürmektedir. Bununla birlikte Strabon’un hangi kalenin ne zaman yapıldığının tarihlerini bilmesi de pek mümkün görülmemektedir. M.Ö. 2. yüzyıl sonuna kadar korsanlığın Olba bölgesindeki varlığını tespit etmek için, bu bölgedeki tüm yapılarla ilgili arkeolojik bilginin elimizde olması ve bizleri aydınlatacak verilere ulaşılır olması gerekmektedir. Bu kentlerdeki yazıtların yoğun olarak M.Ö. 2 yüzyıl başlarını gösteriyor olması da savunma sisteminin bu yüzyılın başlarından itibaren başladığını gösteren başka durumdur. Olba Bölgesi, Helenistik dönemde adını duyurmuş, Doğu Dağlık Klikia’da denize dökülen Kalykadnos (bugünkü Göksu Nehri) ise Lamos nehirleri arasında rahip-krallıktı.

Lamus Antik Kenti’nin şu anda sınırları içerisinde bulunan Adanda Köyü’nün adının neden “Adanda” olduğu konusunda da hiçbir bilgiye rastlamadım. Adanda ismi de sizlerin de değerlendirebileceği üzere tıpkı Lamus gibi antik bir isim gibi durmaktadır. Yaşadığımız çevrede aydınlığa kavuşturulması gereken onlarca antik kenti hâlâ ilgi bekliyor. Bunların hepsi birbirinden daha az önemli değil, fakat Lamus Antik Kenti hem bulunduğu coğrafya hem de surlarla çevirili olan o güçlü ve ihtişamlı yapısıyla bu konuda elimizi biraz daha çabuk tutmamız gerektiğini bizlere verdiği görüntüsüyle de yeterince anlatıyor. Bugün sadece doğa gezginlerinin ve ne yazık ki bölgede define avcılığı yapanların ilgisine mazhar olan antik kent, hak ettiği itibara bir an evvel kavuşmak ve bilimsel yayınlarda adının geçeceği günleri bekliyor.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

 

 

 

 

 

 

 

 

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* https://www.youtube.com/watch?v=DOVQQ9YE6cg

* http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/14/716/9079.pdf

[1] Strabon, XIV. V.6 ve XIV. V. 8.

[2] Strabon, XIV. V.6.