Yeni bir yıla girerken sizlerle içimizi acıtan bir antik kentin daha hüzün veren hikayesini paylaşmak istiyorum. Bugün benim gibi tarihe meraklı, pek çok kişinin de burada yazılanları okuyunca aynı duygulara kapılacağını ve geleceğe ait tüm verileri bugünün aklıyla(!) kendi ellerimizle yok ettiğimizi biliyorum. Kadim Anadolu’nun birbirinden değerli ve seçkin nice değerlerini saymakla bitmez…

Antik dönemlerden bu güne gelebilenlerin sayısı da azımsanacak gibi değildir. Fakat pek çoğunun adının dahi bilinmiyor olması, tarihin sayfalarını daha da karanlık kılmaktadır. Günümüzde gün geçtikçe artan tahripler ise tarihe ışık tutacak olan bu birbirinden değerli kentlerin izlerinin yok olmasına neden olmaktadır. Toplumun bu konuda bilinçlenmesi ise en temel temennimizdir.

Nephelis Antik Kenti Alanya’nın Değerlendiremediği Şansı

Nephelis Antik Kenti, Alanya’nın 55 km. doğusunda, Gazipaşa, Mersin karayolunun 1.5 km’sinde güneye sapan 5 km’lik yolla sağlanmaktadır. Muz köyü sınırları içinde denize doğru uzanan yüksek bir tepenin üzerinde yer alan antik kent tepenin en yüksek noktasındadır. Kentin en büyük şanssızlığı, tıpkı Akdeniz kıyılarında ve Anadolu’nun nice yerlerinde olduğu gibi pek çok antik kentin henüz yerlerinin dahi literatüre girmemiş olması ve bölgede kent hakkında yeterli bir bilginin yapılmamış olmasıdır. O nedenle kent hakkında burada yazacağım bilgiler, antik kentler hakkında üç aşağı beş yukarı yorum yapabilecek kadar bilgisi olan kimselerin internette kent hakkında verdikleri, bilime dayanmayan cümlelerden ibarettir.

Roma dönemine tarihlendirilen antik kentte Orta Çağ’dan kalma akropol ve kale surları bulunmaktadır. Kentteki tapınak alınlık seviyesine kadar korunmuş olarak günümüze kadar gelmiştir. Kentte bir de odeon bulunmaktadır. Odeon antik Yunan döneminde konserler verilen, şiirler okunan, oyunlar oynanan genellikle dikdörtgen biçiminde üzeri kapalı yapılardır. Kentte su sistemi, kireç taşı ocağı ve nekropol alanı ile tipik bir dağlık Kilikya kenti özelliğini taşımaktadır.

Antik Kentlerde Kireç Taşı Ocakları

Antik kentte kireç taşı ocağının olması, burada kireç taşından yapılan heykellerin de yapılabileceği, ya da o dönemlerde Anadolu’nun pek çok yerinde tanrılara ya da soylu kişilerin adına yapılan anıtlarda kullanılmak üzere heykel yontan ve mesleği bu olan kişilere eserlerini ortaya koyması için gerekli olan kireç taşının buradan götürüldüğü akla gelebilir. Nitekim, özellikle Antalya ve bölgesinde Likya ve Kilikya kentlerinin bir çoğunda kireç taşından yapılmıştır, fakat burada sizlerin yine çok üzüleceği bir bilgiyi daha paylaşmak isterim ki, günümüzde bu bölgede kireç taşı ocaklarına sahip olan bazı işletme sahiplerinin, buldukları pek çok heykeli kirece çevirmek için ocağın içine tıp eriyip gitmelerine sebep olmalarıdır. Bu heykellerin eriyip giderken yok oluşlarını da izlerken, yüzlerindeki ifadenin kireç eriyene kadar uzun süre erimediğini ve o kireç havuzunda her birinin sanki kendilerine gülüyor gibi baktıklarını söylemeleri olmuştur.  

Nephelis Antik Kenti’nden Geriye Kalanlar

Sosyal medyada kent hakkında yazılmış bir yazıda kentin üç bölümden oluştuğunu ve bunların da; 1) Ala Kilise olarak bilinen düzlük alan yapısı, 2) akropal ve yamaçlar, 3) Kuzey kısmı olarak belirtilmektedir. Birinci bölgedeki yapıların dikdörtgen ve çok planlı mekanların olduğunu; ikinci bölümdeki bölümdeki akrapol kuzeyindeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer aldığını öğreniyoruz. Sur duvarlarının kısmen sağlam olduğu ve tapınak niteliğindeki yapının da burada yer aldığını yine bu metinden verilen bilgilerden öğreniyoruz.

Antik kente ait buraya yazabileceğim bütün bilgiler bu kadar. Kente ait bir fotoğrafın dahi olmaması da artık definecilerin talanından yorulmuş, yazgıları kaybolmak olan nice tarihi kentlerden biri olan Nephelis Antik Kenti’nin zaten isminin dahi varlık gösteremediği, bu yüzyılın insanından, varın bakacakları bir fotoğrafı dahi olmasın! Çünkü gerçek manada tarihe sahip çıkmayan bir anlayış, zihniyet ve kültürün içindeyiz.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

%d blogcu bunu beğendi: