Nereidler Anıtı’nın Frizleri / Likya Birliği

Nereidler (Erbinna) Anıtı’nın gerçeklerini okumaya hazır mısınız?… Öyleyse başlayalım; Likya Uygarlığı, dünya tarihine damgasını vurmuş Mısır, Hitit, Sümer Uygarlığını kadar konuşulması gereken bir medeniyettir. Fakat adı sanı dahi çoğu tarih kitaplarında geçmemektedir. İki yılı aşkın bir süredir Delphin Hotel Grup olarak Antalya Bölgesi’nin bu tarihi mirasını sizlere tanıtmaya çalışıyoruz. Çünkü yaşadığımız bölge Likya Uygarlığı üzerinde. Likya Kentlerini ise ya üstünde henüz yaşadığımızdan biliyoruz ya da hiç rastlamadık, adlarını dahi duymamışız.

Paylaştığımız yazıların okunması, alıntı yaptığımız kaynakların incelenmesi, daha derin bilgilere sahip olmanızla birlikte, tarih biliminin gelişmesi bakımından önemli bir sonuçtur. İnsanlığın bu süreçteki kilometre taşlarında rol aldığı ve imzasını attığı her bir durağın değeri yücedir. Bilmemiz gereken daha nice değerlere sahip çıkmak bakımından üstünde düşünülmelidir.

Nereidler Efsanesi’nin En Yoğun hayat Bulduğu Şehir Xanthos Antik Kenti’dir.

Xanthos Antik Kenti / Likya Birliği” ile ilgili yazımda Xhantos Antik Kenti’nin daha eski adının Arnna Antik Kenti olduğunu yazmıştım. Kentin “Arnna” ismi Likyacadır ve Likyalılar bu kenti ilk kurduklarında ona “Arnna” demişlerdir. Xhanthos Antik Kenti’nin hemen kıyısından geçen “Sirbis Irmağı” günümüzde Eşen ırmağı olarak haritalarda yer almaktadır. Döneme ait haritalarda “Xhantos Irmağı” olarak da gösterilmektedir. Bir Anadolu Kenti olan Arnna Antik Kenti’nin tüm bilinmeyenlerini bilmek ve gelecek nesillere doğru aktarmak gerekir.

“Nereidler Anıtı’nın Gerçek Adı “Xanthos Hükümdarı Erbinna’nın Anıt Mezarı”dır!

MÖ 400 yılında Xanthos’un Likyalı hükümdarı Erbinna’nın anısına dikilen bu anıtın adı Xhantoslu Hükümdar Erbinna Anıtı‘dır. Evrensel müzecilik, yüzyılımızda değişik bir algıyla ve politikayla müzeciliği başlayan ülkeler tarafından biçimlenmiştir. Müzeler haliyle efsanelerin cazibesinden faydalanmaktadırlar. Çünkü bu kulağa oldukça hoş geliyor! Kulağa hoş gelen şeyler merak uyandırıyor. Cazibeyi fazlasıyla artıran bu hikayeler müzelere müşteri çekme konusunda muazzam bir reklâm unsuru… Hal böyle olunca müzelerin tarihi mi yoksa parayı mı daha çok sevdikleri tartışılır bir hale geliyor. Elbette ki gerçekleri herkes biliyor ve özellikle Avrupa’da 19. yüzyılda sayıları gittikçe artan müzeler tamamen kazançlarına dönük hizmetlerini kimseden esirgememektedirler. Burada çoklu bir menfaat vardır ve bir müzeden ne kadar çok söz edilip cazibesi artarsa müzeye ve ülkeye o kadar döviz kazanmaktadır.

Nereidler Büyük Kazanç Kapısı Tarihle Uğraşmak Kârlı Bir İş

Tarihi böylesine pazarlayan ülkelerin aslında amaçlarının tarihe sahip mi çıkmak yoksa onun üstünden ticaret mi yapmak amaçları olduğu bu noktada bizleri tartışma götürmez gerçeklerle yüzleştirir. Kâr elde etmek amaçlarının da gözetilerek tarihin ticari bir meta haline getirildiği bu anlayışın artık yabancısı olmadığımızdan, anıtın gerçek sahibinin yerine onu koruması için anıtın etrafına çevreleyen 12 heykelden, sadece ayaklarının altında deniz hayvanları bulunan ve rüzgârdan uçuşan elbiseleriyle su perisi mitolojisinin merak uyandıran hikayesi ile nereid tanrıçalarının adını almasına da elbette buradaki tahminimizin başka bir delilidir.

Nereidler Erbinna Anıt Mezarının En Özel Parçaları…

Bu oldukça yüksek, 4×6 sütunlu İon mimarisi düzeninde tapınak planlı yapının üstünde bulunan friz ya da kabartmalarının her biri hükümdarın hayatı boyunca tüm yaşamı o kadar güzel işlemiştir ki, burada hayatın belli kesitlerinin yer aldı hikâyelerin resmine baktığınızda her birinizin hükümdarın yaşantısı hakkında fikir sahibi olmamanız imkânsızdır. Bu resimli anlatımlar insanı hakikaten aklını başından alacak güzellikte ve çılgınlıkta özenle yapılmıştır. Öyle ki yüz ifadeleri inanılmaz muhteşem ve gerek gibidir. Bazılarının yüzündeki hüznü, üzüntüyü ve acıyı okudukça, duygularımızın ne kadar da aynı, hiç değişmeden günümüze kadar ulaştığını hayretler içerisinde bir kitap okurmuşçasına gözlerinizle hikâyeleri tararsınız.  

Nereidler (Erbinna) Anıt Mezarın Üstündeki Kabartmalar Neyi Anlatmaktadır?

Xsantos Antik Kenti’nde Likyalı hükümdar Erbinna adına yapılarak British Museum’a götürülen anıttın üstünde yer alan ve daha önce hiç dile getirilmeyen, bana göre ise en çok üstünde durmamız gereken olan bazı kabartmalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlar, nekropollere yapılan insan başlı, kanatlı yaratıklardır. Bu yaratıkların ölülerin ruhlarını gökyüzüne taşıdıklarına inanılırdı. Bu tür değişik yaratıklar konusunda tarihten örnek vermek gerekirse; özellikle Mısır’da sfenks olarak adlandırılan, kafası koç, kuş veya insan gövdesi ise gövdesi aslan şeklinde olan hatta bu gövdelerin kuşkanatlarıyla da betimlenerek uçabilen bir forma da giren bu tip kabartmalar ya da heykeller sadece Mısır kültüründe yer almamış, aynı zamanda Hititler, Sümerler ve pek çok Anadolu uygarlıklarında da yerini bulmuştur. Hatta öyle ki Selçuklular döneminde de bu tür betimlemelere gerek kabartma ve heykel olarak gerekse çinilerin üstünde resmedilerek görebilmek mümkündür…

Nereidler (Erbinna) Anıtı’nın Frizleri Mısır Antik Dünyası’nın Frizlerinden Aşağı Değil

Mezopotamya efsanelerinde insan başlı, boğa vücutlu, kartal kanatlı “lamassu” denilen bir yaratık vardır. Avrupa, Mısır ve Fars mitolojisinde kartal kanatlı, kartal başlı, aslan vücutlu “Griffin” adında bir yaratığın efsanesi vardır. Çin kültüründe bugün dahi evlerde bulunan aslan başlı, ejderha vücutlu “Pixi” adını verdikleri bir yaratık vardır.

Orta Çağ Avrupası’nda Fransa’ya musallat olduğu söylenen daha sonra Hristiyan bir azize tarafından etkisiz hale getirilip halk tarafından taşlanarak öldürüldüğüne inanılan aslan başlı, kaplumbağa vücutlu “tarasque” dedikleri bir yaratık vardır ki ben bunun tarihi itibariyle de aslında hiç yazmaya dahi gerek görmüyorum. Çünkü hem Orta Çağ gibi oldukça zihinsel olarak aklını toplayamamış bir Avrupa zihniyetinde din adamlarının işlerini yürütmek için halkın inançlarını sömürmek amacıyla ortaya atıldığını düşünüyorum.

Nereidler Anıtının Firizleri İnsanın Hayal Dünyasını Geliştiriyor.
Harpy Anıtı’nın Frizlerinde bir avcı karala tuttuğu kuşu getirmiş, kral ise onu ödüllendiriyor.
Nereidler (Erbinna) Antı’nda Kanatlı Kadın Figürleri

Erbinna Anıtı’nın üstünde de aslan gövdeli kadın başlı ve kanatlı yüzleri birbirine dönük iki friz bulunmakta, bu iki yetişkin aslanın hemen üstünde ise kendilerinden daha küçük aslan yavruları bulunmaktadır, fakat bunların baş kısımları zarar gördüğünden bunun bir kıs çocuğu mu yoksa bütün olarak bir aslanın mı olduğu anlamak biraz zor. Sanki iki kapının kenarında duran ve bir perspektifle birbirinin içine geçmiş, zaman tünelini andıran bu betimlemeden benim anladığım, burada bir devamlılığı ve sürekliliği anlatmaktadır…

Yine başka bir frizde ise -anıt mezar Erbinna’ya ait olduğuna göre-, Kral Erbinna tahtında oturmakta, bir avcı avladığı kuşu krala hediye etmek için getirmiş, karşılığında ise kralın iki elinde eşit oranda tuttuğu nar büyüklüğünde bir –değerli olduğunu düşündüğüm- bir hediyeler ile mükâfatlandırıldığının betimlendiği bir levha ve bu sahnenin hemen iki yanında birbirlerine sırt sırta dönmüş bir şekilde betimlenmiş; kadın başlı, kuş gövdeli, kucaklarında bebek olan ve her iki kadının da açık olan göğüslerinden çocuklarını emzirmek üzere olduğunu anladığımız iki enteresan friz yer almaktadır.

Resim
Xhanthos Antik Kenti Kybernis ya da Harpy Anıtı’ndaki frizlerden bir kesit.
Nerediler (Erbinna) Anıtı’nın Yanında Kybernis (Harpy) Anıtı ve Pavaya Lahti de İngiltere’nin Olmuştur!

Aynı betimlemeler küçük bir farklı bu sefer yine Xanthos Antik Kenti’nden götürülen ve bir başka eser olan Kybernis ya da Harpy Anıtı olarak bilinen anıtın etrafında yer almaktadır. Buradaki fark ise Erbenna Anıtı’nda kralın sandalyesi sol taraftayken bunda sağ tarafta yapılmış, Erbena Anıtı’nda kral avcıdan kendisi için avlanmış bir kuşu hediye alırken bunda da bir askere kralın savaşmak için verdiği hoplit savaş başlığına benzer, fakat yüzü korunaklı bir miğfer vermektedir.

Benim sivri sakallı bu kralın hediyesinden anladığım, artık iyi bir savaş adamı olmuş ve askerliğini kralın bir asker başlığı vererek taçlandırdığı bir sahneye benziyor bu kabartmalar. Peki her iki tarafında yer alan, ayakları görülmeyen, fakat gövdeleri de insan vücutlu olan bu kanatlı, çocuk emziren kadınlar da emdirdikleri çocuklarla acaba ülkelerinin devamlılığını sağlayacak askerlerin daima yeni doğacak olan çocuklarla devam edileceğini, nesillerinin tükenmeyeceğini ve onları emzirerek kutsayan bu iki melek görünümlü kadının koruyucu kolları arasında korunduklarını mı ifade etmektedir?…

Nereidler’e Baktıkça Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı Anıyorum!

Bunları yazarken aklıma toprağı bol olsun Cevat Şakir Kabaağaçlı geldi. Eserlerinin birinde, “mitoloji değil mi bu uydur gitsin” yazmıştı. Gerçekten de bu böyle değil mi? Şimdiye kadar yabancı kaynaklarda kaleme alınmış pek çok yazıda, belgeden yerine kendi anladıkları ve yorumları vardı. Kitaplaştırdıkları tarihin sayfalarını böyle böyle çoğaltmışlardı. Haliyle ben de bu kabartmalara ne kadar çok bakarsam o kadar çok anlatabilirim. Mesela kadınların saçlarından hiç bahsetmedim.

Sizlerin de dikkatini çekti mi bilmiyorum, fakat Erbinna Anıtı’nda sağ taraftaki kadının saçları iki örgülüyken, sol taraftaki kadınınkinde taç var. Kybernis ya da Garpy Anıt Mezarında ise sağ taraftaki kadın hem taç takmış hem de saçlarını arkada topuz yapmıştır. Sol taraftaki ise sanki takkeye benzeyen ve tepesinde ipi olan bir miğfer başlık takmıştır. Kıvırcık saçları ise bu görüntüye hoş bir dalgalanma ile hareket kazandırmıştır.

(Nereid kupaları) Sizce de tarihe bir de böyle bakmak, her an elimizin altında bir yerlerinde kullandığımız eşyalarla hatırlamak, hayallerimizi süsleyip güçlendirmek ve hayata biraz renk katmak gerekmez mi? Nereidler Anıtı’nın Frizleri’nden çok seçenekli eşyalar üretilebilinir.
Müzecilik Tarihi Korumak İçin Midir Yoksa Ticari Bir Faaliyet mi?

Gerek müzecilikte olsun, gerekse elimizdeki değerleri hem ülke tarihi hem de ticari hem de ekonomik olarak gereği gibi kullanmıyor, tarihten çok yönlü faydalanmıyoruz. Bu konusunda oldukça geriyiz çünkü duyarsızız, çünkü değer yargılarımız hiç de değeri artıracak konular üzerinde yoğunlaşmamış. Farkındalık sorunumuz ise bu konuda sınıfta kalmış durumda, belki de önce onun üstüne eğilmemiz gerekecek, ne dersiniz?

İngiltere kendine göre iyi bir iş yapmış! Tonlarca ağırlıkta kaç tane eseri alıp ülkesine götürüp kendine heyecanla kurduğu müzelerde sergilemek ne demek? Hem de 1840 yılından! O tarihlere bakarsanız tüm dünya devletleri birbirine savaş açıp ganimet toplamak için adeta kurnazlıklar peşinde! Ne yazık ki bu kurnazlıklara maruz kalanlar maddi-manevi zararda, ya da hayatıyla ödediği bedelin bugün izleri dahi kalmamış!

İngilizler Günlerini Hiç de Boş Geçirmemiş…

Demek ki milletin kapısına dayanan savaşlar veya bunun mümessili de olabilen İngilizler hiç de günlerini boş geçirmemiş. Ayrıca sadece eserleri götürmek, müzelerinde teşhir ederken ticaret yapmayı unutmayan İngilizler, bu eserlerin fotoğraflarından da kendilerine oldukça kazançlı kapılar açmışlar. Bu eserlerin fotoğraflarından neler yapmamışlar ki; kupalar, çantalar, tişörtler say say bitmez. Objelerden giyim eşyalarına, hediyelik eşya pazarlarını da geliştirmişler. Sanırım bizlerin de kendilerine bu çok yönlü kazanç kapısı yaratabilen İngilizlerin fikirlerine ihtiyacımız var! Bu konuda ise şu anda elimizde olanları değerlendirmeye kalkalım desek zaten biz istemesek de yarattığımız iş bizim hayallerimizi geçer! Meraklı girişimcilerin aklında bulunmasını dilerim.

Charles Freeman’a Kulak Verelim!

Sözlerimi Charles Freeman’ın “Mısır, Yunan ve Roma adlı kitabından bir paragrafla son vermek istiyorum. “(Ksenophanes örneği üzerinde konuşacak olursak); Tanrılar insan aklının yapısıysa eğer, bu çıkarım iyilik ve adalet gibi diğer kavramları savunabilmenin de kestirme yoludur. O zaman temel sorun, tanrıların, adaletin ve iyiliğin ne olduğu hakkında herhangi bir uzlaşmaya varılıp varılmayacağı gibi boyutuna yükseltilir. Bu geç beşinci ve erken 4. yüzyıllarda Sokrates ve Platon’un ele alacakları merkezi sorunu oluşturacaktır.

İlk filozofların bu başarıları bir bağlam içinde değerlendirmek gerekir. İnsan toplumunun asıl öğesi olan ve her kültürde rastlanan ussal düşünceyi onlar icat etmediler. Afrikalı felsefecisi K. Wiredu’nun Philosophiy and an African Culture (Felsefe ve Bir Afrika Kültürü) adlı yapıtında veciz biçimde ifade ettiği gibi… ‘Hiçbir toplum gündelik etkinliklerinin büyük bölümü kanıtlardan elde edilmiş inançlara dayanmaksızın, zamanın herhangi bir döneminde ayakta kalamazdı.

Toplumun, tohumun ve iklimin akla dayalı bilgisinden yoksun olarak çiftçilik yapamazsınız; hiçbir toplum talepleri ve iddiaları nesnel bir inceleme metoduyla değerlendirme yeteneği olmaksızın, insan ilişkilerinde askeri uyumu sağlamayı başaramaz. Öyleyse gerçek şu ki; ne akla dayalı bilgi modern ‘Batı’nın koruması altındadır, ne de boş inanç Afrika’ya özgüdür.’”[1]

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı


Alıntı & Kaynak &Fotoğraf

[1] Charkes Freman, Mısır Yunan ve Roma, Antik Akdeniz uygarlıkları. Dost Kitapevi Yayınları, ISBN 978-975-298-078-5/ Türkçesi: Suat Kemal Angı, Temmuz 2013, Ankara, s 173.