Pydania/Kydnaia Antik Kenti / Bel Köyü – Gavurağılı – Ge Köyü / Likya Yolu

Antalya bölgesi, anlata anlata bitiremeyeceğimiz bir tarih, doğa ve kültür hazinesidir. Bu sayfalarda yazmaya 20 Haziran 2017’de başlamışım ve o zamandan beri her hafta sizlere Akdeniz Bölgesi’ndeki Likya, Pisidia, Pamfilya ve Klikya, bölgeleri içinde yer alan kentleri tanıtmaya çalışıyorum. Burada öyle zengin bir tarih var ki, bu kelime dahi bu envanteri anlatmaya yetmiyor. Fakat ne yazık ki bir o kadar da korumasız, kimsesiz, sahipsiz… Bu sitede sadece tanıtım yapmıyor, bir şekilde buralara dikkat çekip, gerekli ilginin de yaratılmasını çok istiyoruz. Bu topraklardaki tarih bizim tarihimiz, insanlık tarihi… Ona sahip çıkmalı, yaşatmalı, anlamaya çalışmalı ve gelecek nesillere doğru aktarmalıyız. Bu hepimizin en büyük görevidir.

Pydania Kalesi, her ne kadar Muğla’nın Fethiye ilçesi sınırları içerisinde olsa da, Patara kumsalının batı ucunda yere alan bir Likya kentidir.  Kentin kale surları, Likya’nın tipik lahitleri ve bir takım kalıntılar günümüze kadar gelebilse de geriye kalanlar üstünde dahi şimdiye kadar bir çalışma yapılmamıştır. Likya Yolu’nun turizm alanında doğa, spor ve tarih üçgeni içinde büyük bir hizmet verse de buraları ancak bazı küçük gurupların yürüyüş yolunun üstünde yer aldığından dolayı bilinmekte, -kısıtlı da olsa- macera severlerin çekmiş olduğu fotoğraflarla tarih içinde yerini ancak bu kadar veriyle alabilmektedir. O nedenle Pydaria ya da Kydnaia Antik Kenti ile ilgili elimizde ne yazık ki görüntülerden başka arkeolojik ve tarihi bir bilgi yoktur. İnsan yazarken dahi canı o kadar sıkılıyor ki Pydania Antik Kenti’nin haritada belirlenmiş bir yeri olmadığı gibi, Bel Köyü, Gavurağılı ya da Ge Köyleri hakkında da haritada işaretlenmiş bir yer yoktur. Haliyle bunlar turizm alanında ürettiğimiz hizmetlerin niteliğini, boyutlarını, anlayışımızdaki işleyişi ve kendimizdeki yönetişim anlayışını da ortaya koyar niteliktedir.

İnternette bir başka kaynakta ise Pydnai Antik Kenti’nin Fethiye yakınlarında, Karadere Köyü’nün 3 kilometre güneyinde bulunduğu yazmaktadır. Demek ki Bu kentin hemen çevresinde birkaç tane köy yerleşkesi vardır ve Pydnai Antik Kenti’ de buraya giden ziyaretçiler, kente hangi güzergah üzerinden ulaştılarsa, yolu kendilerine göre tarif etmektedirler.

Pydania Antik Kenti surlarla çevrilmiş ve içinde de kendi adını taşıyan bir kalesi vardır. Küçük bir tepede yer alan bu antik kent, kuşbakışı manzarasıyla gidenleri adeta büyülemektedir. Gördüğüm fotoğrafların her biri de gerçekten size adeta davetiye çıkarmakta ve o tarihi güzellikleri tüm duyularınızla hissetme ihtiyacı doğurmaktadır. Pydnia Kalesi muntazaman kesme taşlardan yapılmıştır. Kaleyi çeviren surlar, zaman içinde depremlerle yıkılmış olsa da asıl yıkım ne yazık ki yakın çevredeki köy sakinlerinin bu sur duvarlarındaki taşları kendi evlerinin ya da ağıllarının yağımızda kullanıldığı için yıkılmıştır. Ülkede eğitimin şart olduğunu her kesimden duyuyoruz, fakat köylülerimizi tarihe sahip çıkma konusunda ne kadar bilinçlendirebildik? Bu önemli konuları dile getirmedikçe ya da bir yere dikkat çekmedikçe ne yazık ki her şey sözde kalıyor. Yorumlardan anladığıma göre yine bu çevre yerleşim yerleri ve güzergâh oldukça bakımsız olmasıyla birlikte, tarlaların bakımsızlığı da gezi seyahatlerinin notları arasında yer alması ya da tarihi eserlerin üstüne bir takım yazıların yazılarak tahrip edilmesi tasvip etmediğimiz davranış ve eğitimsizliğin kanıtlarıdır.

Kendi insanımızın elleriyle tahribata uğramış olan bu antik kentimizde Likyalılara ait bir takım lahitler vardır ve bunların hepsi tahrip olmuştur. Hayatını yitirmiş bir insanın mezarının korunması ve ölene saygı gösterilmesi bizim en büyük geleneklerimiz arasındadır. Fakat böyle bir gelenek sadece kendi yakınlarımıza ve yüzyılımıza gösterebileceğimiz bir insanlık değildir; herkesin na’şına göstermemiz gereken bir saygıyı esirgemek insanlık ayıbıdır. Bu değerleri çocuklarımıza nasıl aktaracağımız konusunda ise; onları başkalarının mezarlarına yaptığımız saygısızlığın, yağmanın içinde yaşatarak veremeyeceğimizi bilmemiz gerekir. Dünyanın en güzel doğal kumsallarından biri olan Patara Plajı’nın batısında kalan Pydania Antik Kent’ni eğer yolunuz oralara düşerse mutlaka gitmenizi, bol bol fotoğraf çekip en azından fotoğrafla da olsa gördüklerinizi belgelemenizi isterim. Ayrıca Özlem Çayı’nın denize döküldüğü yerin batısında yer alan Pydnai Antik Kenti’nde kentte bir tane kilise ve sarnıçların olduğu da maceraperestlerin tespitleri arasındadır. Umarım ileriki günlerde arkeolojik kazılarıyla eşsiz eserlerin ortaya çıkarılmış, restore edilerek ayağa kaldırılmış hatta köyde bir de müzenin olduğu ve köylülerin de hem müzeciliği öğrenip hem de burnunun dibindeki tarihe sahip çıkarak bundan maddi ve manevi olarak da kendisine değer kattığı güzel haberlerle yine sizlerle birlikte olmak dileğiyle…

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

  • https://likyayolu.ktb.gov.tr/TR-236210/pafta-4-belcegiz-gavuragili-karadere.html
  • https://www.instagram.com/explore/tags/gek%C3%B6y%C3%BC/
  • http://huseyinsari.net.tr/likya.pdf
  • https://yoldaolmak.com/likya-yolunda-gormeniz-gereken-antik-kentler.html