Sia Antik Kenti

Sia Antik Kenti, Antalya – Dağbeli beldesinin 19. km doğusundaki Karaot Köyü sınırları içindedir. Antalya’nın kuzey dağlık kısmı antik dönemde Pisidia bölgesi olarak bilinmekteydi. Sia Antik Kenti de Pisidia’nın kentlerinden biridir. Antalya’ya da oldukça yakın olan kent, oldukça tahrip olmuş durumdadır. Buna rağmen Pisidia’nın en korunmuş şehirlerinden biri olarak bilinmesi, bu tahribatın boyutlarını anlamamızda bize yardımcı olacaktır sanırım! Kente ulaşmak oldukça zordur. Çünkü bir araçla ulaşımı sağlayabilecek bir yolu yoktur. Ancak yürüyerek gitmeye kalktığınızda ise mutlaka bölgeyi iyi bilen bir rehbere ihtiyacınız vardır. Sia Antik Kenti oldukça yoğun bir taşlık araziye sahip olmasın rağmen geniş oranda bir ormanlık arazinin içinde ağaçlar ve yoğun bir bitki örtüsünün sahip çıktığı bir noktada bizlerden binlerce öncesine dayanan yaşanmışlıklara ait izlere rastlamanın duygusu hüzün, hazin, saygı ve onun yok olup gitmesine izin vermeme hissi içimize tohumlarını atar.

Sia Antik Kenti’nin Artık Gerçek Sahibi Ormandır

Sia Antik Kenti bizlere binlerce öncesinden mesaj yollamış bir yazıyla anlaşılmayı bekliyor.
Sia Antik Kenti bizlere binlerce öncesinden mesaj yollamış bir yazıyla anlaşılmayı bekliyor.

   

Sia Antik Kenti'nde bir kaide. Belli ki üstünde krallarına, şehrin soylusuna ya da onurlandırdıkları bir şahsiyete duydukları minnetin bir nişanı olarak heykelini bunun üstüne asmışlardı.
Sia Antik Kenti’nde bir kaide. Belli ki üstünde krallarına, şehrin soylusuna ya da onurlandırdıkları bir şahsiyete duydukları minnetin bir nişanı olarak heykelini bunun üstüne asmışlardı.

Sia Antik Kenti 1892 Yılında Berrad Tarafından Saptandı Mehmet Özdait 1974’de Burada İncelemelerde Bulunup Çalışmalar Yaptı

“Sia Antik Kenti’ni 1892 yılında Berrard tarafından saptanmıştır. 1957 yılında Anadolu arkeolojisinin tanınmasından büyük emeği geçen filolog ve arkeolog George E. Bean tarafından da ziyaret edilmiştir. Pisidia üzerine araştırmalarıyla tanınan Mehmet Özsait, 1974 yılında burada incelemelerde bulunmuştur. Arkeolog Stephen Mitchell 1995-1996 yılları arasında kentte yüzey araştırmalarında bulunmuştur.”[1] Antik kentte yüzeysel araştırmaların dışında hiçbir ciddi kazı çalışması yapılmamıştır. O nedenle de birçok yapı kalıntısı tanımlanamamıştır.

Sia Antik Kenti’nde 2000’li yıllarda yapılan en kapsamlı araştırma arkeolog Mehmet Kürkçü’nün yaptığı sarnıçlar üzerinedir. Kürkçü’nün kendi ifadesiyle;

“Sia yakınlarında bulunan ve yöre halkı tarafından ‘Çifte Sarnıç’ ya da sadece ‘Çifte’ diye adlandırılan bir su yapısının modern literatüre kazandırılmasıdır.”

Antik dönemlerde su temini su yollarının genellikle kaynaktan anıtsal yapılarla kente getirildiğini biliyoruz. Anadolu’da günümüze kadar su ana kaynağından köprüler, kemerler, kayalara açılmış kanallar ve künk kalıntılarının belirlenmesiyle sınırlı oldukları görülmektedir. Fakat özellikle Akdeniz’de birçok Likya, Pisidia ve Hatta Kilikya bölgelerinde şehirler su kaynaklarına uzak ve yüksek tahkimli yerlere kurulduğu için bu bölgede yer alan pek çok antik kent su ihtiyacını su sarnıçları ile gidermeye çalışmıştır. Örneğin, bugünkü Alanya’da Kale surları sınırları içerisinde antik dönmeden kalma her bir evin kendisine ait olmak üzere 400’e yakın su sarnıcı bulunmuştur.

Mehmet Kürkçü çalışmasında “Bir kentin su sisteminin incelenmesine yönelik çalışmalar yalnızca suyun kente gelişini ve bu amaçla düzenlenmiş su yollarıyla sınırlı kalmamalıdır. Kente sağlanan suyun depolanması, konutlara, işyerlerine, kamu binalarına, endüstriyel ve tarımsal kullanım alanlarına dağıtımının yanı sıra atık sularla birlikte yağmur sularının kentten tahliyesi konularını da araştırmaların içerisinde yer almalıdır.” demektedir.[2] “Bölgede sınırlı su kaynaklarından dolayı antik kentte bulunan su sarnıcı yağmur sularıyla beslenen bir su sarnıcıdır. Sarnıcın yapısı uzun kenarları eğmeçli dörtgen, bir forma sahip olup, ana kayadaki yarığın yontularak genişletilmesi ve daha kısa olan kuzey ve güney uçlarına farklı ölçülerde taşlardan duvarların örülmesiyle inşa edilmiştir.”[3] Kürkçü Sia Antik Kenti’nde tespit ettiği su sarnıçlarının hepsini, kaleme aldığı yazısında tüm özelliğiyle ayrı ayrı anlatmaktadır.

Sia Antik Kenti Toroslar’ın Tepesinde Antik Dönemin Yaşantısı Yanı Sıra Mimari Anlayışı Hakkında da Bizlere Çok Güzel Örnekler Veriyor

“Şehrin agorası yöre halkının ‘taşdandam’ dediği tepede yer almaktadır. Agora çevresinde heykel kaideleri imparatorluk anıtının yanı sıra tapınak kalıntılarının olduğu kalıntılar yer almaktadır. Agoranın kuzeyinde bir su sarnıcı bulunmaktadır. Agoranın arka kısmında 18 basamaklı anıtsal bir merdiven de bulunmaktadır.”[4]

Sia Antik Kenti’nin Etrafı Oldukça Sağlam Surlarla Çevrilidir

Sia Antik Kenti’nin etrafını çevreleyen surların tarihi Helenistik döneme kadar uzanmaktadır. Sur duvarlarının dışında iki katlı kule ve giriş kapısı ayakta kalmayı başarmış kalıntılardandır. Bu kalıntılar, sur duvarlarının hem içerisinde hem de dışarısında ev kalıntıları olarak da görülebilmektedir. Sur duvarları oldukça özenli bir işçiliğe sahiptir. Kentin özel sakinleri şehrin en yüksek kesiminde yaşamış olduğu, tepeyi çeviren doğu, kuzey ve güney kayalıkların üstünde yer alan çok katlı kulelerle güçlendirilmiş kesme taştan yapılmış kalın sur duvarlarına kentin batı tarafında rastlanmıştır.

Sia Antik Kenti’nde Evlerin ortak Özelliği Çatılara Biriken Yağmur Suları ile Beslenen Şişe Biçimli Sarnıçlar ve yapıların Zemin katlarındaki Açık Avlular

Evlerin ortak özellikleri çatılarda biriken yağmur suları ile beslenen şişe biçimli sarnıçlara ve yapıların zemin katlarında bulunan üç veya beş odaya girişi sağlayan açık avlulara sahip olmasıdır. Roma Dönemi öncesine ait tek yapı Bouleuterion’[5] kentin yamacının ortalarında surların içinde yer almaktadır. “Saha mitolojisinde birim egemen olarak açık koyu, gri, bej renkli, çoğunlukla masif, yer yer orta kalın katmanlı kreç taşları ile temsil edilmektedir. Genel olarak sıkı dokulu ve homojen bir yapıya sahip olan kreç taşları bol çatlaklı olup, çatlaklar genellikle ikincil kalsit ile doldurulmuştur.”[6]

Sia Antik Kenti artık ormanların kenti olmuştur.
Sia Antik Kenti artık ormanların kenti olmuştur.
Tipik lahitler ve kesme taşlarla daha geniş oda biçiminde yapılmış değişik lahit örnekleri, nekropol alanında oldukça dikkat çeken eserlerdendir.
Tipik lahitler ve kesme taşlarla daha geniş oda biçiminde yapılmış değişik lahit örnekleri, nekropol alanında oldukça dikkat çeken eserlerdendir.
Sia Antik Kenti'nde bir tarafı oldukça tahrip edilmiş bir lahit. Ebadına bakınca  erken bir ölümün haberini alıyoruz.
Sia Antik Kenti’nde bir tarafı oldukça tahrip edilmiş bir lahit. Ebadına bakınca erken bir ölümün haberini alıyoruz.
Sia Antik Kenti'nde oldukça tahrip edilmiş bir lahit. "Keşke bu kadar kırmasaydınız!"
Sia Antik Kenti’nde oldukça tahrip edilmiş bir lahit. “Keşke bu kadar kırmasaydınız!”
Tarih onun bunun keyfi kederine bırakılacak bir oyuncak değildir. Bilinçli insanların bilgiye sahip olduğunu iddia edenlerin bunu göstermesini istiyoruz.
Tarih onun bunun keyfi kederine bırakılacak bir oyuncak değildir. Bilinçli insanların bilgiye sahip olduğunu iddia edenlerin bunu göstermesini istiyoruz.

Sia Antik Kenti Tiyatrosu

Sia Antik Kenti Tiyatrosu
Sia Antik Kenti Tiyatrosu

“Tiyatronun Helenistik bir öncü yapısı olduğu halen kanıtlanabilmiş değildir. Roma Devri’nde yapı plan açısından Helenistik gelenekte yarım daireden taşan biçimde yapılmış olmasına karşın inşa tekniği açısından Roma mimarisi geleneğinde yapılmıştır. Caveanın (oturma sıraları) diazomaya (basamakların ortasındaki yol) kadar olan kısmı bir yamaca yaslanmış; üst kısım ise tonozlar üzerinde eğimli olarak şekillendirilmiş düzleme oturtulmuştur. Tiyatro bu özelliği ile Anadolu’nun tekil örneklerindendir. Sahne binası üç katlıdır. Süslemelerinde Antoninler Dönemi barok özelliği görülmektedir. Birinci katın podyumunda Dionysos Frizi yer alır. Frizde şarap tanrısı ve tiyatronun hâkimi Dionysos’un hayatı, batıdan doğuya doğru kronolojik olarak anlatılmakta ve doğu uçta Gigantomakhia ile sonuçlanmaktadır. Sahne binasının cephesi, mimari süslemeler ve heykellerle oldukça hareketlendirilmiştir.”(**)

Oturma alanının yedi sırası günümüze sağlam şekilde gelebilmiştir. 20 uzunluğundaki yapının 350 kişilik olduğu tahmin edilmektedir. Kente ait oldukça büyük bir alanı kapsayan nekropol vardır. Lahitlerin büyük bir kısmı tahrip edilmiştir. Ayakta olan birkaç lahit ise tahrip edilenlerin yapıları hakkında fikir vermekle birlikte kentteki yapıların özelliği burasının Pisidia şehri özelliği taşıdığını ortaya koyacak kadar görkemlidir.

Sia Antik Kenti’nde MS 3. Yüzyıla Tarihlenmiş Bir Hamam Vardır

Şehirde M.S. 3. yüzyıla ait olduğu düşünülen hamam yer almaktadır. Agora, stoa, tiyatro, odeion, stadion, tarzında gösteri yapıları nymphaion, anıtsal kapılar, kamu binaları, tapınak ve kilise gibi dini yapılar, nekropol yer almaktadır. Anıt mezarlar oldukça gösterişli olmakla birlikte şehirde iki kilise ve şehrin o terk edilmişliğine başka bir acınası manzara bırakan harabe görüntüsüne eşlik eden çam ağaçları sanki şehri çaresizce kenti insanlardan korumak istermişçesine sahiplenmiştir.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Resim & Fotoğraflar

* https://burdur.ktb.gov.tr/TR-155354/sia-antik-kenti.html

(**)https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/antalya/gezilecekyer/side-antik-tiyatrosu

[1] < http://anadoluatlasi.com/index.php/tr/arkeoloji-haber/antik-kentler/item/34-sia>, 02.01.2020

[2] Mehmet KURKÇU, Güney/Güneybatı Pisidia Sarnıçlarına Bir Örnek: Sia Çifte Sarnıcı An Example of South/South West Pisidian Water Cisterns: The Double Water Cistern of Sia, <https://www.academia.edu/13445775/G%C3%BCney_G%C3%BCneybat%C4%B1_Pisidia_Sarn%C4%B1%C3%A7lar%C4%B1na_Bir_%C3%96rnek_Sia_%C3%87ifte_Sarn%C4%B1c%C4%B1_An_Example_of_South_South_West_Pisidian_Water_Cisterns_The_Double_Water_Cistern_of_Sia>, 01.01.2020

[3] M. KÜRKÇÜ; a.g.b. s.122

[4] Anadolu Atlası, a.g.b.

[5] Bouleuterion: Meclis binası.

[6] Mehmet Sökmen: https://www.youtube.com/watch?v=2esKSMHyJBw

%d blogcu bunu beğendi: