Likya Birliği’nin başkentliği yapma ayrıcalığını elde etmiş Xanthos Antik Kenti’ndeki değerlerimizi gerçekten hiçbir bedel alınmadı mı? Ya da neyin karşılığı olarak İngiltere’ye gitmesine karar verildi? Bu fermanı düzenleyen gerçekten de dönemin padişahı II. Mahmut mu? Oysa ki o tarihleri araştırmaya kalktığımda açık söylemek gerekirse benim kafam oldukça karıştır. Çünkü II. Mahmut’un özellikle de son yıllarına baktığınızda yurt içi ve yurt dışı sorunlarının içinden çıkılacak gibi değil. Daha kötüsü her geçen gün arapsaçına dönen yeni sorunlar, var olanlara eklendikçe işler başka bir içinden çıkılamazın halleriyle dertlenmiş… II. Mahmut’un ağır bir tüberküloza yakalanması ve sağlık sorunları nedeniyle tam da hayatını kaybettiği yılda devlet işlerini yürütemeyecek bir vaziyet içine girmesi, bu konuyu değerlendirmede tarihi belgelere ne kadar muhtaç olduğumuzu gözler önüne seriyor. Sağ duyuyu elden bırakmadan…

İşte bu noktada eminim ki sizler de benim gibi düşüneceksiniz. Padişahın sadaret mührüne tam da böyle bir zamanda sahip olan ve sahip olduğu güçle onun adına diledikleri gibi kararlar alma ayrıcalığına sahip olan Koca Hüsrev Paşa Xanthos Antik Kenti’ndeki eserlerin İngiltere’ye götürülmesi fermanını onaylamış olabilir mi? Sürekli aralarında bir çekişme söz konusu olan ve sadaret mührünü II. Mahmut’un ölümünden sonra sadaret mührünü ele geçiren Koca Mustafa Reşit Paşa peki bu meselede ne kadar sorumlu veya bu meselenin mümessilidir?

II. Mahmut Hasta Yatağında Yatıyorken Böyle Bir Fermanı İmzalamış olabilir mi?

Xhanthos Antik Kenti’ndeki değerli eserlerin İngiltere’ye gitmesi konusundaki fermanın tam olarak içeriğinde ne yazıyor ve bu belgeye bizler ulaşabildik mi? Bu meseleyi çok yönlü ortaya çıkartmazsak, II. Mahmut’un da bu fermanı kesinkes kendisi verdiği konusundaki hükmü de kesinkeslik kazanmaz, bizlerde bir şüphe uyandırmaz mı? Bu konuda yapılacak olan araştırmaların sonucunda elde edeceğimiz bilgiler neticesinde net ve kesin bilgilere sahip olamazsak, işte o zaman tarih bizi affedecek midir? II. Mahmut’un hayatını ve son yıllarını okurken, gelişen olaylar durumlar ve şartları değerlendirmeye kalktığımda kendi içimde pek çok git geller yaşadım, fakat tarih bilimi mutlaka ki kendi duygularımıza göre karar verebileceğimiz bir duygu durumu değil, bir bilimdir. O nedenle elbette deliller olmadıkça aklımız daha da karışacaktır. II. Mahmut’un ölümünden sonra 16 yaşında olan padişah Abdülmecit ve her türlü kararlarına onun onayıyla aldığı Gürcü annesi Bezmialem Valide Sultan’ı da bu konunun mümessilleri arasında görmemiz bu konunun başka bir önemli sorunsallarından biridir.

Tarihimizi öğrenmek ve gelecek nesillere kendimizden hiç bir şey katmadan doğrusuyla aktarmak, hepimizin sorumluluğu altında olduğu gibi, şu saatten sonra bu yazıyı okuyan herkesin de Xanthos Antik Kenti hakkında henüz şu an kafamıza taktığımız soru işaretlerine delilli cevaplar aramak sorumluluğu yüklenmiştir… Bilemiyorum böyle bir girişle bir sorumluluk yükleyebildim mi? Fakat artık şunu çok iyi öğrendim ki, hangi konu olursa olsun o konu karşımızdaki kişiyi dertlendirmedikçe yapılan tüm emekleri de geçiştirmiş oldukça tarih sadece taş yığınlarından ibaret, sanat herkesin yapabildiği gelişi güzel niteliksiz eylemler yumağı, kültür ise kim nereye dönüştürmek isterse oraya kolayca devinip, bir zamanlar ehli ellerde dokunan tezgâhını kaybediyor…

Biyografiler Yazılmalı ki Tarihin Gerçekleri Ortaya Çıksın

Biyografiler üstünden gitmeden bir tarihi anlatmak ve onu belli kalıplar içerisinde kurduğumuz cümlelere teslim etmek aslında arzu ettiğimi derinine inmemizi engelliyor. Oysaki tarihin içinde rol alanların, neyin içinde niçin bulunduklarını, sahip oldukları hayat felsefelerini ve bunun için aldıkları eğitimleriyle harmanladıkları; çabalarını, çalışmalarını ve hedeflerini gözlemleyebildiğimiz ölçüde değerlendirmelerimizin çıkış-varış noktalarını doğru saptamamıza vesile olacaktır. Öyleyse Xhanthos Antik Kenti’nden götürülen nice tarihi eserlerimizin yurt dışına çıkarılmasında rol oynayanların biyografileri ve zamanın yaşananları üzerinden giderek hep birlikte bir sağlama yapalım, ne dersiniz?

Xhanthos Antik Kenti’nde Ne Varsa İngiltere’ye Götüren Sir Charles Fellow’un Elinden Gelse Tüm Anadolu’yu Memleketine Taşıyacaktı!
Sir Charles Fellow

Sir Charles Fellow, (31 Ağustos 1799 – Kasım 1860), Türkiye’de yapmış olduğu sayısız keşif gezisi ile tanınan İngiliz arkeolog ve kâşif olarak geçti tarih kitaplarına. Hing pavement, Nottingham’da zengin, ipek tüccarı ve bankacı olan John Fellow ve eşi Sarah’ın beşinci oğlu olarak dünyaya gelmişti. 14 yaşındayken, İngiltere’de Lord Bayron’un ata evi sayılan Newstead Manastırı harabelerine yapılan bir gezide bu manastırın harabe halindeki eksizlerini çizmiş ve bunlar dikkat çekmişti. 1820’de Londra’ya yerleşti ve burada İngiliz Dernei’nin aktif bir üyesi oldu. 1832’de annesinin ölümünün ardından hayatının büyük bir kısmını İtalya, Yunanistan ve Levant (Anadolu, Orta Asya, Afrika ve tüm Akdeniz kıyılarını içine alan geniş bir coğrafya)[1]’da geçirdi. Bu sırada geçtiği onlarca antik kentte öyle çok eşsiz sayıda eserin eksizlerini yaptı.

Charles Fellow Aslında İyi Bir Tarihi Kentleri Keşfetme Ajanıydı

1838’de Küçük Asya’da Smyrna (İzmir)’i karargâh yaptı. Ege’de ve güneyde yaptığı birbirinden değerli antik kentlere yaptığı keşifler ve buralarla ilgili yaptığı keşiflerdeki çizimler Avrupalılar tarafından kısa zamanda değer görüp bilinmeye başladı. Likya sınırlarına girdiğinde Xanthos’u Patara ağzından yukarıya doğru keşfetti. Kentin güzel tepelerinde bulunan bol miktarda muhteşem kalıntılarla dolu olduğunu keşfetti. Oradan öyle yaklaşık 15 mil ileride Tlos harabelerine rastladı. En ilginç nesnelerin eksizlerini çizip bu eserleri çizimleriyle belgeledikten sonra, Karya ve Lidya üzerinden Symrna’ya döndü. Küçük Asya’da bir gezi sırasında yazılan A. Journal’in 1839’da yayınlaması öyle bir ses getirdi ki, Lord Palmerston, British Müzesi’nin yetkililerinin talebi üzerine Konstantinapolis’teki İngiliz konsolosluğundan bazı Likya eserlerini ihraç etmek için padişahtan bir ferman almasını istedi.

Tlos Antik Kenti
Tlos Antik Kenti (1838) Charles Fellow bu dağa işlenmiş şahesere öyle bir bakıyor ki, elinden gelse, gözünü kırpmadan onu da dağdan söküp İngiltere’ye götürmenin yollarına baş vuracak!
Charles Fellows’un 1838 yılında yaptığı Batı Anadolu gezisinden, “Macry” (Fethiye’nin Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki ismi; zamanla değişen isimlendirmesi ile; Makri – Megri – Meğri) olarak isimlendirdiği bölüme ait çizimlerden bir tanesidir.  Fellows, bugün “Aminthas Mezarı” olarak isimlendirdiğimiz mezarı güzel bir açıyla resmetmiş. Fellows Tlos’tan hareket ettikten 1 gün sonra Fethiye’ye varmış ve 22-23 Nisan 1838 tarihlerinde Telmessos’da çeşitli araştırmalar yapmıştır. Aminthas mezarındaki sol sütunun 1838’de de kırık ve hasarlı olduğunu görüyoruz. Fellows, Aminthas mezarında oluşmuş bir çok hasarın da, aşağıya doğru akan dağ sularının kayaları zayıflatıp, eritmesinden kaynaklandığını belirtmiş.

Fakat bu tarihleri incelediğimizde ve Osmanlı’nın o zamanki koşullarını masaya yatırdığımızda, yaptığı reformlarla Osmanlı’nın çehresini değiştirerek modernleşmesinin temellerini atmış, ölümünden dört ay sonra ilan edilen Tazminat Fermanı’na giden yolun hazırlayıcısı olmuş ve 1 Temmuz 1939 yılında henüz 59 yaşındayken hayata gözlerini yuman II Mahmut’un mu yoksa onun yerine geçen oğlu Padişah Abdülmecit’in mi böyle bir fermanı verdiği, Sir Charles Fellow’un, bu iki padişahtan hangisi olursa olsun, bu fermanı nasıl bir kargaşanın içindeyken nasıl ve ne şekilde aldığı konusu üstünde durulması gereken bir konudur.

II. Mahmut Gibi Yenilikçi Bir Padişah Tarihin Değerini Bilirdi!

Kanımca II. Mahmut gibi bir padişahın yenilikçi bir padişah olması ve padişahlığı süresinde böylesi büyük değerde sahip antik kentteki bir değil, iki değil, üç değil… bir çok eseri gözünü kırpmadan bir fermanla İngiliz bir kaşife hiçbir bedel almadan teslim edip ferman düzenleyebileceğinin iç yüzünü ya da padişahı böyle bir fermanı çıkartmasına vesile olacak/ikna edecek geçerli başka nedenleri araştırdığımızda karşımıza 16 Ağustos 1938’de çıkan “Baltalimanı Ticaret Anlaşması[2] da mercek altına almamız gereken başka bir neden olarak çıkmaktadır….

Anlaşmanın sonuçları Osmanlı için oldukça ağırdı. “Baltalimanı ticaret anlaşması ile İngiltere’ye çok daha önce verilmiş olan bazı imtiyazlar yeniden onaylanıp önemli ölçüde genişletilmiştir. İngiliz tüccarlar, iç ticarette en imtiyazlı yerli tüccardan daha fazla vergi ödemeyecekti. İngiliz gemileriyle gelen İngiliz malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. İngiliz ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecek, Osmanlı limanlarında bir gemiden diğerine aktarma yapabilecek ve transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırılacaktı. Örneğin Selanik’ten İstanbul’a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde İngiliz tüccar bu vergiden muaf olmuştur. İngiliz tüccarlar sadece İngiliz mallarını değil, dış ülkelerden gelmiş her türlü malı ülkenin her yerinde serbestçe alıp satabileceklerdi.

İngilizler Yeni Pazarlar Kurmak İçin Ortadoğu ve Uzakdoğudalar

Anlaşma 8 Ekim 1838’de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı. 1830’larda Avrupa’da gümrük duvarlarının yükselip birtakım mallara yasaklamalar getirilmesi sonucu İngilizler yeni pazarlar bulmak üzere Ortadoğu ve Uzakdoğu’ya yönelmişlerdi. İngilizler, Mısır’ın kalkınmasını sağlayan ticaretine darbe vurmak üzere hem de Osmanlı İmparatorluğu’nda İngilizlerin serbest ticaret yapabilmeleri için yed-i vahid usulünün kaldırılmasında ısrar etmişlerdi. İngilizlerin Ortadoğu ticaretine ilgilerinin artması Sultan Mahmud’un İngiltere politikasına olan güvensizliğini de ortadan kaldırıyordu.”[3]

II. Mahmut’un padişahlığındaki en büyük acı verici olaylardan bir diğeri de Nizip Savaşı’dır. “İngiltere ile yapılan Baltalimanı Ticaret Anlaşması ile İngiltere’nin siyasi desteği sağlanmıştı. Zaten Osmanlı ordusundaki reform çalışmaları ciddi anlamda devam etmekte ve yeniden düzenleme sağlanmaktaydı. Mehmet Ali etrafında örülmekte olan çemberden kurtulmak ümidi ile elinde bulunan yerlerin babadan oğula geçmek üzere kalıtsal valiliğini istedi. Bunun dışında İstanbul’a göndermek zorunda olduğu vergiyi göndermemekle birlikte bağımsızlığını ilan etti. Sultan Mahmut, Mehmet Ali Paşa’ya karşı savaşa girişilmesi için 21 Nisan 1839’da emir verdi. İki ordu Fırat nehrinin ötesinde Nizip’te karşılaştı.

Savaşı Bize Kaybettiren Zihniyet ve II. Mahmut’un Üzüntüsü

Osmanlı ordusunun başında orduyu modernleştirme çabaları içerisinde Avrupa’dan getirtilen Prusyalı 3 subay bulunuyordu. Bir Cuma günü Prusyalı subaylar, Osmanlı ordusu Mısır ordusunu yenecek bir durumdayken hemen muharebeye girilmesi için başkomutan Hafız Paşa’ya tavsiyede bulundular. Fakat orada bulunan ulema, Cuma günü harp yapılmasının şer’an caiz olmadığını ileri sürdüler. Ertesi gün Prusyalı subaylar bir gece baskını yapılmasını tavsiye ettiler. Ulema bu seferde ansızın gece haydut gibi baskın yapılmasının padişahın askerlerinin şanına yakışmayacağını ileri sürdüler. Bu esnada İbrahim Paşa ordusu Osmanlı ordusunu kuşatacak bir konum kazandı. 29 Haziran’da başlayan Mısır ordusu saldırısı sonucu Osmanlı ordusu 4 saat içinde perişan oldu. Harp meydanında binlerce ölü on binlerce esir ve 160 parça top bırakıldı. Bir defa daha İbrahim Paşa kuvvetlerine Anadolu ve İstanbul kapıları açılmıştı. Sultan Mahmut 1 Temmuz 1839’da mağlubiyet haberi İstanbul’a aldıktan sonra hayatını kaybetmişti.”[4]

II. Mahmut Şartlar Nedeniyle mi Xanthos Eserlerini İngilizlere Vermeyi Kabul Etti?

Her ne kadar İngilizlerle olan münasebetler ve Osmanlının İngilizlerle olan sıcak ve olumlu münasebeti söz konusu olsa da Xhanthos Antik Kenti’yle ilgili fermanın imzalandığı yıl II. Mahmut’un hayatını kaybetmişti. Kendisinin verem hastalığına yakalanması ve yazın bu hastalığının iyice ağırlaşması nedeniyle sıcak yaz günlerinde Çamlıca havasının kendisine iyi geleceğini ümit ederek bunaltıcı bir yaz gününde Beşiktaş Sarayı’ndan birkaç yakının eşliğinde Çamlıca’ya geçti. Bezmialem Sultan ve oğlu Abdülmecit ile kardeşi Esma Sultan’ın buradaki köşküne yerleşti. Aslında tüm bunlar bizlere gösteriyor ki, sağlığı oldukça bozuk olan sultan bu dönemde sağlığı nedeniyle devlet işleriyle çok da ilgilenecek durumda değildi.

II. Mahmut Hasta Yatağındayken Xanthos Antik Kenti’nden Gideceklerden Haberi Var mıydı? Ya da Muhteviyatından?

II. Mahmut hasta yatağında oldukça ağır bir hastalık geçirirken olsa olsa kendisine Mısır meselesiyle ilgili bilgiler verilmekteydi! Dolayısıyla canıyla cebelleşen padişaha bu dönmede görev alan paşaların Xhanthos Antik Kenti’ndeki eserlerin British Müzesi’ne gönderilmesi konusunda bir bilginin verilmediğini, ya da boyutunun bu kadar büyük olduğunun anlatılmadığını düşünüyorum. Hatta belki de Sör Charles Fellow kendisine verilen fermanda yazılı olan cümleleri kendine göre yorumlamış, yekli alanını kafasına göre düzenlemiş de olabilir. Osmanlı bu vaziyetteyken, bu durumdan faydalanmaları ise onlar için oldukça akıllıca bir iş olmuş!

Bu durumda padişahın yerine vekâlet eden güvendiği sadrazamlar devlet işlerini yürüttüklerine göre Xhanthos Antik Kenti’ndeki eserlerin İngiltere’ye gönderilmesinde onları da suçlamak gerekmez mi? Tabii ki bu yazdıklarım tamamen bir gerçeği doğrusuyla ortaya çıkartmak ve en azından o fermana ulaşıp yayınlanmasını sağlamak içidir. Yoksa kendi sağlının peşine düşmüş, yaşamla ölüm arasında oldukça ağır şartlarda canıyla cebelleşen bir insanın o vaziyetteyken devlet işleriyle -her konuyu- ilgilenmesi mümkün olmadığı gibi, bilakis bu işlerden kaçmak ve sağlığına kavuşmak için saraydan çok uzaklara, Çamlıca’daki köşküne çekilmesi de bu savımı oldukça doğruluyor sanırım. Tabii ki akla başka alternatifler de gelmiyor değil.

İngiliz Konsolosluğu’nun Anadolu’daki Faaliyetleri

Mutlaka ki İngiliz konsolosluğu bu durumu fırsat bilmiş, o dönemin Osmanlı yöneticileriyle, sözü en çok geçenleriyle, kendilerine en sempatik hisler duyanlarla ve bir dediklerini iki etmeyenlerle sıkı bir işbirliği içine girmiş olmalı ki, böyle bir durumda pazarlık söz konusu dahi mümkün değildir. Çünkü ağın başında, kimsenin haberinin dahi olmadığı, ayrıca, kendi kültürlerine ait dahi görmedikleri bu eserleri İngilizlerle oldukça sıcak dostluk içindeyken onlardan gelen talep üzerine vermemeleri veya vermemek için direnç göstermelerinin de bir anlamı olamaz. Bu durumda; Padişah II. Mahmut’un son derece sağlık durumunun kritik olduğu, zaman zaman komaya girdiği bir zamanda Xanthos Antik Kenti’nin İngilizlere hiçbir karşılık ve maddi-manevi menfaat gözetmeksizin verilmesinde kendisiyle bir bağlantısı ya da sorumluluğu olabileceğini -nedense- düşünemiyorum.

Bu şartları düşündüğünüzde siz de II. Mahmut’un böyle bir fermanı yayımlayabileceğine aklınız ermiyor değil mi? “Sanırım bu durumda araştırılması gereken ve bir dedektif gibi üstünde durmamız gerekenler Osmanlı arşivleri ve devlet adına padişah yerine vekâlet eden sadrazamların bu süreçte görev aldıkları tarihlere göre hangisi olduğu üzerine yoğunlaşmak, bizleri gerçek bir sonuca ulaştıracaktır.” diye demeye kalmamıştı ki çok önemli bir bilgiye ulaştım.

Fermana Padişah Adına Mührü Basan Koca Hüsrev Memed Paşa ya da Koca Mustafa Reşit Paşa Olabilir mi?

II. Mahmut’un sağlığı oldukça kötü bir durumdayken Mehmet Emin Rauf Paşa “30 Mart 1838’de sadrazamlık başvekilliğe dönüştürülünce ilk başvekili olur ve ayrıca dahiliye nazırlığını da üstlenir. Yani ne demektir bu? II. Mahmut’un sadaret mührü elindedir ve bu dönemde yapılan tüm anlaşmalar kendisinin sorumluluğu altındadır. 1 Temmuz 1839’da II. Mahmud’un cenaze töreninde Koca Hüsrev Paşa sadrazama yeni padişahın kendini azlettiğini bildirip mühür-ü hümayunun yeni sadrazam olarak kendisine teslimini ister. Böylece 2 Temmuz 1839’da Koca Hüsrev Mehmed Paşa sadrazam olur ve 2 Temmuz 1839 – 8 Haziran 1840 tarihleri arasında ön bir ay yedi gün sadrazamlık yapar.

II. Mahmut’un Gürcü Asıllı İkinci Eşi ve onun yerine gelecek olan Abdülmecit’in Annesi Beşmialem Valide Sultan
II. Mahmut’un Hayal Kırıklıkları!

I. Mahmut’un ikinci ve Gürcü eşi “Dünya Meclisi” anlamına gelen Bezmiâlem valide Sultan’dan olma oğlu Abdülmecit tahta çıktığında 16, annesi ise 32 yaşındaydı. Abdülmecit padişah olduğunda hükümetteki nazırları annesine danıştığı tarihçilerin dile getirdiği konular arasındadır. Tanzimat Fermanı’nı ilan etmesiyle de tanınan padişahtır. O da babası gibi tüberküloz yakalanmış ve henüz 38 yaşındayken hayatını kaybetmiştir.

Koca Hüsrev Paşa’nın sadrazamlığı zamanında Osmanlı devletinin durumu daha da kötüleşmeye başladı. Tam da böylesi bir zamanda, “Avrupalı Büyük Güç (Devlet-i Muazzama) devletleri; yani İngiltere, Avusturya ve Prusya Osmanlı tarafından ve Fransa Mısır tarafından diplomatik toplantıların yaptılar. Bu toplantının sonucunda 27 Temmuz 1839’da Osmanlı Devleti’ne bir ortak nota vererek “Mısır Sorunu”nu kendilerine danışmadan çözümlenmeye çalışılmamasını istediler. 3 Kasım 1839 yılında Koca Mustafa Reşit Paşa, Gülhane Parkı’nda Tazminat Fermanı’nı okumuş ve yeni reform paketini açıklamıştı. Böylece Tazminat Fermanı başladı, fakat bu uygulamalar aleyhinde olan Koca Hüsrev Paşa 11 ay 7 gün süren sadrazamlıktan sonra 8 Haziran 1840’ta azledildi ve yerine üçüncü kez Mehmet Emin Rauf Paşa sadrazam olur.

Koca Hüsrev Paşa sadrazamlıktan ayrıldıktan sonra Emirgan’da olan yalısında mecburi olarak ikamete mecbur edilir. Hakkında çeşitli konularda, genellikle rüşvet almak yüzünden, davalar açılır. Bu davalarda bu çeşitli konularda suçlu bulunur. Ceza kararları bundan sonra devlet işlerinin kendine verilmemesi; vezirlik rütbesinin geri alınması ve iki yıl süre ile Tekirdağ’da iç sürgüne gönderilir.

II. Mahmut Sir Charles Fellow’a Fermanı Nasıl Verdi?

İşte tüm bunlar olurken British Müzesi’nin himayesinde 1839 yılında yola çıkan Sir Charles Fellow, hangi ara ve tam olarak kimden Xanthos Antik Kenti’ndeki tüm değerlerimizi İngiltere’ye götürmek için fermanı nasıl, hangi yollarla elde etmişti? C. Fellow, Likya’ya doğru yola çıkarken işinin çok olduğunu bildiğinden, Ressam George Scharf’ı da bu gezinin eksizlerini çizmesi için yanında götürmüştü? Sir Charles Fellow, Likya’ya yaptığı bu ikinci gezisinde on üç antik kentin keşfini yaptı.

1841 yılında Likya’ya ikinci ve bir üçüncü seyahati gerçekleştirdi. Küçük Asya’daki diğer Likya şehrinin arkeolojik kazılarını yönetti. Bugün British Müzesinin salonlarında görülebilecek en görkemli eserleri dilediği gibi ve gönlünce götürdü. Bunların arasında türbe anlayışında yapılmış Harpy Anıtı ve Nereidler Anıtı’nın rölyefleri ile birlikte dönemin tarihini en iyi yansıtan eserlerdendi. 1841’de 2. Yaptığı gezi sırasında Likya kentlerine yaptığı tüm bu araştırmalarında gezi sırasında tuttuğu notlar ve bulgularını bir dergide topladı.

Charles Fellow Anadolu’dan Götürdüğü Xhanthos ve Niceleri Sayesinde Yaptığı Hizmetler Nedeniyle Şövalye Unvanına Sahip Oldu

Üç yıl sonra Likya kentlerinden götürdükleriyle British Müzesi’nde meydana getirdiği o muhteşem portföyünü tarihi örnekleriyle ortaya koyduğunda, o dönemlerde İngiliz halkında ve ileri gelenleri üstünde oldukça büyük bir heyecan yarattı. Keyiflerini dört köşe eden bu atılımlara bir de İskeçe antikaları eklenince Charles Fellow yaptıkları hizmetlerinden dolayı İngiltere devleti tarafından şövalye ilan edildi.

Xanthos Antik Kenti’nde henüz elimizde olan, iki mezar odalı ve ahşap mimari öykünmeli, bezeli olan Payava lahdi ise 1884 yılında Britich Müzesi’ne götürüldü. İşte insan buna daha çok isyan ediyor değil mi? Demek ki lahdi bir türlü götürmemişler! Belki de o dönemin şartlarında Payava lahdini götürebilecek gemilerine güvenmediler. Nereidler Anıtını dahi iki hatta üç turda anca götürmüş olmaları  gerekiyordu; ya da bir kaç gemiyle… Çünkü tonlarca ağırlıktaki o yapıyı götürmek o kadar da kolay değildi. Demek ki ikinci turlarında yanına ancak Harpy Anıtı’nı yerleştirebilmişler, ağırlığın çok olması dolayısı ile Payava Anıtını da götürmeyi göze alamamışlardı. Fakat bu demek değildi ki, İngilizler bir şeyi istesin de alamasın!

Tüm bunlara ek olarak, dünya ve ilişkileri, savaşları, çekişmeleri, bir taraftan da sağlık sorunlarını ve ülkeler arası ilişkileri hesaba katacak olursak Payava lahdini götürmek hayatını 1850 yılında kaybeden Charles Fellow’a kısmet olmamıştı, fakat bazı ülkeler için kişilerin değil, ülke menfaatlerine görevlerin yerine getirilmesi önemliyken, bunun ne önemi vardı ki?..

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak ve Fotoğraflar

* https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mahmud

* https://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClmecid

* https://tr.wikipedia.org/wiki/Bezmi%C3%A2lem_Valide_Sultan

* Necdet Sakaoğlu, Bu Mülkün Kadın Sultanları, 4. baskı, sayfa: 383


[1] Levant (/ ləˈvænt /), Batı Asya’nın Doğu Akdeniz bölgesinde geniş bir alana atıfta bulunan yaklaşık bir tarihsel coğrafi terimdir. En dar anlamıyla, bugünkü Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin ve Orta Fırat’ın güneydoğusundaki Türkiye’nin çoğunu içeren tarihi Suriye bölgesine eşdeğerdir. Levant, en geniş tarihsel anlamıyla tüm Doğu Akdeniz’i adalarıyla, yani Yunanistan’dan doğu Libya’da Sirenayka’ya kadar uzanan Doğu Akdeniz kıyılarındaki tüm ülkeleri kapsıyordu.

[2] Kütahya barışı ne Sultan Mahmut’u ne de Mehmet Ali Paşayı memnun etmişti. Sultan Mahmut çok şey kaybettiğini Mehmet Ali Paşa ise az kazandığını düşünüyordu. Sultan Mahmut için Mehmet Ali Paşa, vücudu er geç ortadan kaldırılması gereken bir asi idi. Bu yoldaki düşüncesi o kadar genişti ki bir gün İstanbul’un mukadderi ile kendisini ilgilendirmek isteyenlere “İmparatorluğun ve İstanbul’un ne önemi var Mehmet Alinin başını getirecek olana İmparatorluğu da İstanbul’u da bağışlamaya hazırım” demesi meşhurdur.

İlk anlaşmazlık Mısır’ın İstanbul’a göndereceği para yüzünden çıktı. Mehmet Ali 32 bin kese altın göndermek isteyince Sultan Mahmut vilayetlere göre bu paranın yetersiz olduğunu ileri sürdü fakat fazlasını elde edemedi. İbrahim Paşa, halifeliği İstanbul’dan Kahireye çekmeyi düşünüyordu. Çünkü kutsal şehirler Mekke ve Medine, Kavalalıların elindeydi. Mısır, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldığı vakit padişah kendini hutbede Hadim-ül Harameyn (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı) olarak gösteremeyecekti. Kaldı ki Osmanlıların halifelik iddiası Mısır’ı ele geçirmelerinden sonra güçlenerek artmıştı.

İşte bu ortamda hem İngilizlerin yardımını sağlamak hem de Mehmet Ali’ye bir darbe vurmak üzere 16 Ağustos 1838’de İngilizler ile bir ticaret anlaşması imzalandı. Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa’nın Boğaziçi’ndeki Baltalimanı’nda bulunan konağında paşa ile İngiliz elçisi Ponsonby arasında imzalanan anlaşmaya göre Osmanlı İmparatorluğu, kendi ihtiyaç duyduğu yerli ham maddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) usulü kaldırılıyordu. < https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mahmud>, 26.12.2020 

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mahmud

[4] A.g.b.

%d blogcu bunu beğendi: