Ahmet Gündoğdu Anlatıyor

Ankara Otelcilik Lisesi’nden mezun olduktan sonra bazı otellerde çalışmıştım. 1986 yılında Alanya Botanik Otel’de resepsiyonda çalışmak üzere işe başladığımda 26 yaşındaydım. Alanya’da birtakım yeni oteller yapılmaya başlanmıştı ama Okurcalar’da bizden başka kimse yoktu. Alanya, Manavgat ve Okurcalar’dan insanlar iş bulmak için geliyor, iş başvuru formunu dolduranlar, iyi bir haber alabilmek için umutla bekliyorlardı. Çünkü Botanik Otel’de çalışmak, herkes için bir ideal olmuştu. Rüstem Bey, kimsenin beklemesini istemez, yapılan başvuruya anında cevap verirdi. İşe alınan personel, ilk önce Berat Bey’in onayından geçerdi.

 

 

 

Berat Cömertoğlu gelen misafirlerimize Türk gelenek, örf adetini o kadar güzel anlatırdı ki, Botanik otelde misafirlerimize gösterdiğimiz ilgi turistlerin ülkemize defalarca gelmesini ve Türk sevgi ve dostluğunu da perçinliyordu.
Botanik Otel Personeli

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Personeli baştan aşağı süzen Berat Bey, çalışmanın öneminden, disiplinden, hatta kendi hayatındaki kesitlerden bahsetmeden işbaşı yaptırmazdı. Otelde tüm personelin birbiriyle ahenk içinde çalışmasını sağlayacak ortamı hazırlamak, gerekli denetimleri yapmak, Berat Bey’in işiydi. Her çalışanı izler, kimin ne kadar çalıştığını bilirdi. Bir personele görev vermişse, mutlaka o işin yapılıp yapılmadığını kontrol ederdi. Eğer yapılmamışsa, görev verdiği kişiyi çağırır, o iş bitene kadar başında beklerdi. Her şeyi ince eleyip sık dokuyan bir mizacı vardı. Kimsede kolay kolay bulunmayacak düzeyde inanılmaz bir iş takibi prensibi olduğunu anlayan personel, aynı zamanda işini iyi yaptığı takdirde ödüllendirileceğini de bilirdi. Çünkü Berat Bey, iyi yapılan işi mutlaka takdir eden, eşine az rastlanır bir yöneticiydi. Personel şunu çok iyi öğrenmişti; patron, başında olmasa dahi, attığı her adımdan fazlasıyla haberdardı. İşini layıkıyla yapsın ya da yapmasın, ödülünü de cezasını da ona göre alacaktı…

                       Botanik Otel 1980’li Yıllar
               Botanik Otel 1990’lı Yıllar

 

 

 

 

 

 

 

 

Kendisiyle bir sürü anılarımız var ama onlardan hiç unutamadığım bir tanesini anlatmak isterim. Berat Bey bir gün, tatil için Manyas dolaylarına gitmiş ve orada gördüğü, “Tokat tavuğu” diye bilinen, Almanların, “boncuk tavuğu” anlamına gelen “perner huner” dedikleri tavuklardan getirmiş, bu tavuklar için bahçeye bir kümes yaptırmıştı. Hindi büyüklüğündeki bu tavuklar, uçtuklarında üç yüz metre kadar havalanabiliyorlardı. Genellikle koyu griye çalan tüylerinin üstünde beyaz benekleri, baş kısımlarında beyaz ya da mavi renkli çakalları vardı. Berat Bey, sabah kahvaltısından sonra tavukları kontrol eder, onların bakımıyla ilgilenen personeli; tavukları ne zaman salıp, ne zaman kümese koyacakları konusunda tembihlerdi. Bir gün bahçeye bir sansar dadandı. Kümese girmeyi başarınca kimini boğmuş. Kurtulanlar kaçmayı başarmış. Durumu öğrenince Berat Bey’e söyledik. Berat Bey hemen harekete geçti. O zamanlar Mercedes bir arabası vardı. Ona bindiğimiz gibi Toroslar’ın yolunu tuttuk. Okurcalar’dan Toroslar’a doğru, doğa harikası “Alara Çayı” geçmekteydi. Tavukların bu güzergâhı takip edeceğini düşündüğümüzden, dere boyunca buraları tetkik ediyorduk. Tavuklara rastlayamayınca Berat Bey’in canı sıkıldı. Derken bir köye vardık. Yolda rastladığımız iki kişiye, kaybettiğimiz tavukları tarif ettik. Bu vatandaşlar, bir Mercedes’e bir de bizim yüzümüze şaşkın şaşkın bakmaya başladılar. Biz onların yüzlerindeki o garip ifadeden bir şey anlamamıştık. Sonra içlerinden biri, “Ya kardeşim, kamera şakası mı yapıyorsunuz, yoksa bizimle dalga mı geçiyorsunuz?” dedi. Böyle bir cevap alınca bu sefer biz de şaşırmıştık. Berat Bey, “Yok, estağfurullah, neden dalga geçelim… Biz tavuklarımızı kaybettik.” deyince, bu vatandaşın, “Mercedes’le tavuk mu arıyorsunuz?” demesi üzerine, durumun neden garip değerlendirildiğini kavrayabilmiştik.

    Hayriye Cömertoğlu, Rüstem Cömertoğlu,                          Berat Cömertoğlu

Her sezon, turizme kapılarımızı açtığımız ilk on beş günden sonra -şartlar ne olursa olsun- otelimizde 400-450 tane “stain gast“ dediğimiz daimi misafirlerimiz olurdu. Bu misafirlerimiz, kamp turizmi yaptığımız yıllardan bu yana sürekli bizi tercih eden müşterilerimizdi. Onlar, Botanik Otel’in, kamp hayatından bugünkü otel yaşantısına kadar geçirdiği tüm evreleri bildikleri gibi, Cömertoğlu ailesini ve ailedeki fertlerin her birinin ne işle uğraştığını da bilirlerdi. Her geçen gün pekişen arkadaşlıklar zamanla yerini güçlü dostluklara bırakmıştı. Çünkü bu insanların; kamp ateşinin etrafında yapılan sohbetlerden; ihtiyaçlarını karşılamak için elektrik, su, bir ağaç gölgesi, ulaşım, iletişime kadar pek çok alanda anıları vardı.

 

Botanik Otel, her yıl bizi tercih eden misafirleriyle, birbirinden güzel anı biriktiriyordu. Hizmet verdiğimiz sektörde insan iletişimi en üst seviyedeydi. İş alanında yarattığımız hizmet anlayışımızın gücü; tatilini periyodik olarak sadece bizim otelimizde yapmak üzere Türkiye’ye gelen önemli bir turist kafilesi yaratmıştı. Onların reklamları sayesinde adımızı duyup gelen yeni tatilcilerle, sayımız her geçen yıl katlanarak artmıştı. Başka otel müşterileri de merak edip, otelimizi görmeye gelirler, sadece bu keyifli ve huzur dolu ortamı görmeleri dahi bizim müşterimiz olmak istemelerine yeterdi.

Turizmde hizmet verenler; gözlem yeteneği gelişmiş, bireyi çok kolay test edip değerlendirebilme kapasitesine sahip olmalıdırlar. Bizler, otelin kapısından içeri adımını yeni atmış bir müşteriyle ilk karşılaştığımız andan itibaren işimizi öyle güzel yaparız ki samimiyetimizin, mimiklerine yansıyan şaşkınlığı, daha sonra memnuniyet ve huzuru tanımlayan bir ifadeye büründüğünde, ödülümüzü alırız. Tatilleri boyunca onlara yaşattığımız ve hissettirdiğimiz duyguların değeri paha biçilmez olduğundan, müşterilerimizin bizi tercih etmelerinin tesadüf olması mümkün değildir.

Müşterilerimiz ağırlıklı olarak Alman, Avusturyalı ve Hollandalılardan oluşuyordu. Bunların içinde en soğuk ve zor müşteri Almanlardı. Belki de Almanya’da fazla yabancı milletten insan yaşıyor olmasından olacak, bu soğuk mizaçlı insanları güldürmek, memnun etmek o kadar kolay değildi. Bizim gibi misafirperverlik nedir bilmezlerdi. Selamlaşma kültürleri olmadığı gibi, birbirine sarılıp öpüşmezlerdi de.

Biz zamanla milletlerin yapılarını tanıdıkça, kime nasıl davranacağımızı, neden hoşlanıp hoşlanmadıklarını, zevk alanlarını, kısacası her şeylerini çok iyi öğrendik. Botanik Otel’e adımını atan her müşterimizle ilk samimi diyaloğu resepsiyon başlatırdı. Ardından bellboya, kat hizmetlilerine, garsona, aşçıya varana kadar, herkes müşteriyi olağanüstü güler bir yüzle karşılardı. Tokalaşmak, öpüşmek, kucaklaşmak, bizim her turiste gösterdiğimiz davranış olduğundan, belki de hayatında selam vermemiş bir insanı, neye uğradığını şaşırtmak bizim işimizdi. İlk başlarda bu kadar yakın ve sıcak ilişkiyi yadırgayan misafirlerimiz, daha sonra otelin her köşesinde gerek personelin, gerekse oteldeki müşterilerin sürekli neşeli, güler yüzlü, esprili hâllerine tanık olunca, hâliyle bu ortama uyum sağlamak için çaba sarf etmeye başlarlardı. Kısa zamanda Botanik Otel’in ortamına alışınca bu sefer onlar selamlaşmaya, öpüşmeye, sarılmaya, hatta espri yapmaya başladıklarında, biz ödülümüzü alırdık…”

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı:
Güneş, Silvan, Her Hayat Bir Mirastır – Berat Cömertoğlu s. 202, 203, 223, 224