Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Aramızdan Ayrılışının 80. Yılında Saygıyla Anıyoruz

Mustafa Kemal Atatürk, birkaç kelimeyle asla ifade edemeyeceğimiz, aklı, bilgisi, insanlığı ve üstün vasıflarıyla dünyaya örnek bir liderdi. Hayatı boyunca hep hedefleri olan, çalışan, karşısına dikilen düşmanla savaşan, iyi bir komutandı. Fakat buna rağmen asla savaştan yana olmayan ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözleriyle tüm dünyada barışın inşasının yanı sıra, fikirlerini benimseyen devletlerin yönetim anlayışlarında bir ekol yaratarak, üstün vasıflarıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğunun bir ferdi olarak, sıradan, hatta o günkü şartlara göre fakir bir ailenin çocuğuydu. Hayatı boyunca hiç yalan söylemeyen, etrafını çok iyi gözlemleyen, bilgiyi öğrenme ve onu kullanma konusunda inanılmaz yetenekli ve olayları doğru değerlendirmenin yanında, ileriyi görüp, ona göre hedefler koyabilme noktasında bir dâhiydi. Ve tüm bu üstün vasıflarıyla dünyanın dikkatini üstüne çekmeyi başarabildi.

Mustafa Kemal Atatürk’ü başarılı kılan onun akılcı ve bilime, yeniliklere açık bir insan olmasıydı. Asla hayalperest bir insan olmamakla birlikte, aşırı hayalciliğin insanı getirebileceği durumların çok iyi farkındaydı. 57 yıllık hayatı boyunca, isyanlar, ayaklanmalar ve savaşlarla 13 önemli olayın içinden başarıyla çıkmıştır. Bunlardan;

31 Mart Vakası (13 Nisan 1909): II. Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’da, askeri bir yapı ile başlayıp, dini bir boyut kazanarak yönetime karşı büyüyen ve on üç gün süren çok büyük çapta bir ayaklanmayı, Mustafa Kemal ve Orgeneral İzzettin Çalışlar, isyan eden askerlere karşı savaşarak başarıya ulaşmışlardır. Mustafa Kemal’in oluşturduğu “Hareket Ordusu”nun başarısı, büyük bir faciayı sonlandırmıştır.

Arnavutluk İsyanı (15 Ocak 1911): Harbiye Nazırı Mahmut Şevket komutasında, isyanı durdurmak için görevlendirilen kuvvet içerisinde Mustafa Kemal Atatürk de bizzat bulunmuştur. Mahmut Şevket ve Atatürk’ün de dâhil olduğu ordu isyanı bir ay içerisinde bastırmıştır.

Trablusgarp Savaşı (29 Eylül 1911): 1911-1921 Türk-İtalyan Savaşı olarak da geçen savaş Osmanlı İmparatorluğu ile İtalya arasında geçmiştir. Bu savaş genel olarak Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale boğazı ve Kızıldeniz üzerinde gerçekleşmiştir. Birinci Balkan Savaşı’nın da aynı zamanda başlaması üzerine sahip olduğu askeri gücü birçok savaş arasında paylaştırması sonucu başarısızlığa uğrayan Osmanlı, İtalya’ya karşı yenilmiş olsa da Mustafa Kemal’in Tarblusgarp’taki askeri kabiliyeti asla yadsınamaz. İtalyanlar, Osmanlı Afrika’sını ele geçirmek üzere 1911 tarihinde ansızın Trablus’a asker çıkardığında orada az bir kuvvetimiz vardı. Donanmamız zayıf olduğu için denizden, Mısır İngiliz işgali altında olduğu için de karadan asker yollayamazdık.

Mustafa Kemal, Mısır yoluyla Trablus’a geçti. Binbaşı rütbesiyle emrine aldığı kuvvetlerle ilk defa Tobruk’a taarruz etti. Burada İtalyanları durdurttu, sonra da Derne Komutanlığını üstüne aldı. Bu komutanlıkta Mustafa Kemal’in askerlik sanat değeri, oraya gitmiş olanların dikkatini çekti. Temkinli ve hesaplıydı. Duruma göre ne yapmak doğruysa, o her türlü gösterişçiliği feda ederdi. Fakat bölgede sadece Mustafa Kemal’in tek başına az bir kuvvetle mücadelesi yeterli olmamakla birlikte, İmparatorluğu yönetenlerin stratejileri, her türlü meydanda verilen zaferin şeklini de değiştirebilirdi. 8 Ekim tarihinde başlayan Balkan Savaşları nedeni ile İtalya ile anlaşmaya razı olan Osmanlı savaştan çekildi. Savaş sonucu İtalya’nın şartları kabul edildi ve 15 Ekim 1912’de İsviçre’nin Ouchy (Uşi) kentinde antlaşma imzalandı.

İkinci Balkan Savaşı (1912- 1913): İkinci Balkan Savaşı, Balkan Devletleri’nin kazandıkları toprakları kendi aralarında paylaşamamaları sonucu çıkmıştı.  Balkan Savaşları sırasında dört ülkeye karşı birden savaşan Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları’nı kaybetmesi sonrasında Londra Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti Balkan ve Trakya topraklarını kaybetmişti.  Bu sırada Trablusgarp’ta ordu komutasında görev yapan Mustafa Kemal Atatürk ise bu savaşın sona ermesi ile İstanbul’a döndü ve İkinci Balkan Savaşı’nın patlak vermesi ile Gelibolu’da yeniden görevlendirildi.

İkinci Balkan Savaşı sırasında Trakya’da gösterdiği başarısından dolayı Mustafa Kemal Atatürk Sofya ateşeliğine atandı. Osmanlı Devleti’nin Birinci Balkan Savaşı ile Gelibolu ve Trakya’da kaybettiği toprakların bir kısmını İkinci Balkan Savaşı ile geri kazanmasında Mustafa Kemal’in askeri başarısı etkili olmuştur.

Çanakkale Savaşı (18 Mart 1915): Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Devleti’nin savaştığı en güçlü cephelerden bir tanesi Çanakkale Cephesi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı cephelerinden birisi olan Çanakkale Cephesi’nde Rusya’ya yardım etmek isteyen İngiltere ve Fransa ile savaşıldı. Fransa ve İngiltere’nin Rusya’ya yardım etmek istemesinin altında yatan neden ise Rusya’nın zayıflayan ekonomisini güçlendirerek Rusya’nın Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmasını sağlayabilmekti. Bu amaçlar ile Fransa ve İngiltere Çanakkale Cephesi’ne bir saldırı düzenlediler. İlk olarak deniz savaşları ile başlayan Çanakkale Savaşı  İngiliz ve Fransızların Çanakkale Boğazı’ndan geçiş sırasında ağır kayıplar vermesi ile ilerledi. Denizde ağır kayıplar veren bu devletler, Gelibolu’ya asker çıkararak Osmanlı Devleti’ne karadan saldırmayı planlamışlarsa da Gelibolu’da Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasındaki Türk ordusu, bu saldırıyı yine denizde olduğu gibi başarılı bir şekilde önlemeyi başardı. Gelibolu Yarımadası’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün düşman askerlerine karşı gösterdiği başarısı, onun albaylık rütbesine yükselmesini sağladı. Bu savaşlar sırasında yaklaşık olarak 253.000 subay, er ve erbaş şehit oldu. Düşman orduları Fransız ve İtalyanlar ise yine aynı şekilde Türkler kadar çok kayıplar verdi. 20 Aralık 1915 tarihinde Anafartalar ve Arıburnu’ndan kesin olarak çekilerek topraklarımızı terk ettiler. Mustafa Kemal’in “ Geldikleri gibi giderler.” Dediği gibi “Geldikleri gibi gittiler”.

Doğu (Kafkas) Cephesi (1916-1917): Mustafa Kemal Atatürk 11 Mart 1916 tarihinde Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır, Muş ve Bitlis cephesinde Ruslara ve Ruslar ile birleşen Ermenilere karşı savaşmıştı. 8 Ağustos 1916 tarihinde Bitlis’te ve 14 Mayıs 1917 tarihinde Muş cephesinde düşmana karşı zafer elde edildi. Cephede gösterilen başarı sonrası Rus birlikleri geri çekildiler. Böylece bu bölgeler düşman işgalinden kurtuldu. 1 Nisan 1916 tarihinde Mustafa Kemal’e Doğu (Kafkas) Cephesi olarak da bilinen Diyarbakır, Muş ve Bitlis cephelerinde göstermiş olduğu üstün başarıdan dolayı Tuğgenerallık Rütbesi verildi.

Suriye-Filistin Cephesi (1917-1918): 1914 senesinde Süveyş Kanalı’na tamamen sahip olan İngilizler 1917 senesinde de Gazze’ye saldırdılar. Burada geçen savaşlar Birinci ve İkinci Gazze Savaşları olarak geçmektedir. Türklerin göstermiş olduğu başarısı sonrası İngilizler Gazze’de bir yenilgiye uğradılar. Yenilgi sonrası takviye güçleri ile askeri gücünü kuvvetlendiren İngilizler, Filistin Cephesi’ne yoğun baskılar yaptı. Bu süre içerisinde 7. Ordu Komutanlığı’na atanmış olan Mustafa Kemal, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine bu görevinden istifa et. 24 Ekim 1917 tarihinde İngilizler 138.000 asker ile taarruza geçip Birusseba-Gazze savaşını kazandılar. 1918 senesinde Mustafa Kemal Atatürk istifa ettiği 7. Ordu Komutanlığı’na yeniden dönerek İngilizlere karşı orduyu komuta etti. Asker sayısını 460.000’e çıkaran İngilizler ise Filistin’i ele geçirmeyi başardı.

Bu cephede Mustafa Kemal Atatürk, hem İngilizlere hem de Arap silahlı çetelerine karşı savaşmıştı. Sonunda İngilizleri durdurmayı başardı ve 31 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi sonrası Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atandı.

Kurtuluş Savaşı (1919 – 1923): Türk ordusunun büyük bir azimle savaştığı bir cephe olan Kurtuluş Savaşı Cephesi, 31 Mart 1921 senesine kadar sürdü. Çok kanlı geçen bu savaşta Mustafa Kemal, savaş sonrası ‘milletin makus talihini yenen bir savaş olmuştur’ şeklinde bir ifade ile bu savaşın önemini anlatmıştır.

Sakarya Savaşı (20 Ekim 1921): Mustafa Kemal, Yunanlara karşı savaşılan bu cepheye 18 Temmuz 1921 tarihinde bizzat gelerek gözlemledi. Ordunun yeniden güçlendirilebilmesi için Sakarya’ya kadar çekilmesini söyleyerek Yunan ordularına karşı bir şans elde etti. Bu cephede savaşırken Başkomutan unvanı alan Mustafa Kemal, 12 Ağustos 1921 günü bu unvanı ile ordunun başına geçti. Bu öyle bir muharebeydi ki, kelimelerle anlatmak yetmez. Sonuç olarak Mustafa Kemal’in üstün komutanlık dehasıyla son bulan savaşta Yunan Ordusunu önüne katıp İzmir’e kadar askerleriyle kovalayan Mustafa Kemal, düşmanı denize döktü. Ardından ise kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Türk halkını yeniden ayağa kaldırmak için başka bir inanılmaz savaş başlattı. İşte o savaş aklın, bilimin, eğitimin, üretimin, insanca yaşamanın, seçme ve seçilmenin, demokrasinin, insan haklarının savaşıydı. Dünyanın şapka çıkarttığı ve dünya devletlerinin gıptayla izlediği O üstün vasıflı insan, bizlere miras olarak bıraktığı bu topraklardan bedenen çıkıp giderken, bizlere bu tarihi savaşlar sonrasında anlamamız gereken çok önemli bir ders, sahip çıkmamız gereken bir vatan ve öngörü ve sözleriyle geleceği anlamamız için büyük bir miras bıraktı.

Mustafa Kemal Atatürk diyor ki; “ Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa kemal, onu “ben” kelimesi ile ifade edemem; o ben değil bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepimizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”.

Sonuç olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak, anlama eksikliği olmayan hiç kimse için zor değildir. Onun bugüne kadar bizler için ne yaptıklarını okuyarak anlamak mümkün olduğu gibi, o tarihe kadar mazlum ülkelerin emperyalist güçlere karşı vermeyi akıllarından dahi geçiremedikleri karşı mücadelenin fitilini yakması bakımından da Mustafa Kemal Atatürk, tüm mazlum ülkelerin idolü olmuş, O’nu örnek alarak kendilerini yüzyıllardır sömüren devletlere karşı gelme düşüncesinin fitilini ateşlemiştir. Dünyanın saygı duyduğu bu Yüce Türk’ün dünyanın her köşesinde heykeli dikilmiş ve aynı zamanda hakkında en çok kitap yazılan önderi olmuştur. Yani fikirleriyle “Bir Türk dünyaya bedeldir!” sözlerinin geçtiği her yerde, adını birinci sıraya yazdırıp, “Asrın lideri” unvanı ile anılması boşuna değildir.

Kurduğu cumhuriyet ve cumhuriyet değerleriyle özgür düşünce ve demokrasinin temellerini atan, akıl ve bilimin rehberliğinde onlarca ayaklanma ve savaşlarla yıpranmış bir ülkeyi ayağa kaldırıp yeniden inşa eden Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bedenen aramızda olmasa da fikrileri ile her zaman kalbimizde yaşayacaktır. Aramızdan ayrılışının 80. yıl dönümünde Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, özlem, minnet ve hürmetle anıyorum.

Silvan GÜNEŞ

Biyografi Yazarı