Castabus (Kastabos) Antik Kenti / Karia / Muğla – Marmaris

Castabus Antik Kenti, Muğla İli’nin Marmaris İlçesi’nin Hisarönü Köyü’nün güneyinde yer alan, 275 m. yükseklikteki Eren Dağı üzerinde, çam ormanlarının içinde yer alan bir düzlükte kurulmuştur. Buradan Bodrum’a değin, 65 km’lik girintili çıkıntılı koylar görülebileceği gibi, manzarası muhteşemdir. Tamamen doğa harikası içinde yer alan bu kutsal yere Hisarönü ovasından bir saatlik bir tırmanış sonucu ulaşılabilmektedir. Yöre halkı buraya “Pazarlık” ya da “Gavur Pazarı” olarak adlandırdığından daha çok yöresel adıyla bilinir. Castabus Antik Kenti’nin aynı ismi taşıyan Anadolu’da iki antik kent daha vardır. Bunlardan birisi Klikia’da diğeri de Kappadokkia yakınındaki Lykaonia civarındadır. O nedenle Castabus Antik Kenti deyince hangi antik kentten bahsedildiğini ve bu isim benzerliklerinin akıl karışıklığına yol açmamasına dikkat etmek gerekir.

İngiliz kâşif Spratt, 1854 yılında Osmanlı Dönemi’nde Anadolu’ya gelmiş ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde keşifler yaparak İngiltere’nin “kıymet” ifade eden maden yataklarını araştırırken, bu kıymetin içine aynı zamanda tarihi değer taşıyan eserler de giriyordu.[1] Maksadı tamamen İngilizler adına başka topraklarda menfaat sağlamak olan ve kendi adını taşıyan bir geminin amirali de olan Spratt, aslında alenen Anadolu’da yer altı ve üstündeki tüm değerleri yağmalamaya gelen bir ajandı ve fakat bizler bu topraklarda yapılan bu yağmalamaların tespitini yapan kişileri resmi belgelerde “kaşif” olarak belirttiğimizden, işin iç yüzünü bilmeyenler zannediyorlar ki, bu tür insanlar tamamen kendilerini sadece bilime adamış, hümanist bir düşünceyle evrensel bir bilime öncülüğü başlatmış dâhiler..!  O nedenle o dönemlerdeki kâşiflikle günümüz yüzyılında arkeologların bilim adına tarihi eserleri gün yüzüne çıkartıp insanlık tarihine katkı sağlamak ve tüm bunları bulunduğu bölgede korumak, müzeler açmak vb misyonları ile karıştırmamak lazım. 1886’da Spratt’ın ziyaret bölgeye gelip ilk tespit çalışmalarını yaptığında burada bir mabetle karşılaşmış, mabedin Leto’ya ait olduğunu ileri sürmüştür. Spratt’ın notlarından yola çıkarak 1948’de Fraser ve George Bean, 1960’larda da Cook ve Plommer de antik kente gelerek yüzey çalışmaları yapmışlar, Prof. Cook da tıpkı Spratt gibi mabedin Leto’ya ait olduğunu öne sürmüştür. “Castabus” adının Anadolu’nun en eski halklarından olan Luvi’lere ait Luvice kökenli bir isim olduğu düşünülmektedir. “Castabus” isminin Karia dilinde “Tapınak Düzlüğü” anlamına gelmesi, aslında buraya araştırma için gelen kaşif ve arkeologların tahminlerde bulunmasını sağlayacak en önemli ip ucu olmuştur ve buradan yola çıkarak elde edilen verilerin değerlendirmesi de ona göre kolaylık sağlamıştır. İ.Ö. 4. Yüzyıla tarihlenen ve Dor Dönemi’ne ait öğeler taşıyan, peripteros planlı İon tarzındaki bu “Hemetia Tapınağı” Castabus Antik Kenti, Julius Caesar ve Augustus dönemlerinde Sicilya’da yaşamış tarihçi Diadoros’a ait antik kaynaklarda burası “Hemitia Kutsal Alanı” olarak kayıtlara geçmekle birlikte, Apollon tarafından bu bölgeye getirilmiş Molpadia (şarkıcı) adlı kadına Hemithea (yarı tanrıça) adı altında tapıldığını ve onun için bir tapınak yapıldığını, tapınağın ününün uzun süre devam ettiğini anlatmıştır. Castabos kentçiği kente takriben 2 km uzaklıkta olan Baybassos Antik Kenti’ne bağlıydı. Mabed kimine göre Artemis mabedi olarak da anılmıştır. George Bean, Gölenye’de (İçmeler) gördüğü yazılı bir taşta “Castabus” ismini okumuş, Bybassos Antik Kenti’nde de Apollon’a şarkı söyleyen Hemithea’nın ismine rastlayarak mabedin Apollon’a ait olabileceğini öne sürse de, Bybassos, Castabus’a takrideb 2 km uzaklıktadır ve Castabus’da yer alan tapınağın gerçekte kime ait olduğu tartışmalı bir konu olmuştur. Castabus Antik Kenti’nde bulunan tapınaklar nedeniyle, kent büyük bir olasılıkla bu sayede önem kazanmıştır. Tapınağın temeli bir platform üzerinde halen görülebilmekle birlikte, platformu destekleyen göz alışı duvarlar günümüze kadar gelebildiği için kendimizi şanslı hissedebiliriz. Kentin güney alanında yer alan yıkık bir tiyatro, tapınakla birlikte bölgede tanımlanabilecek iki önemli yapı olmakla birlikte, insan o dönemlerdeki inanışla, tiyatroda bunun devamı olarak sahnelenen Molpediaları merak etmeden duramıyor. O molpedialerın kimbilir nasıl melodileri, sözleri vardı ve en önemlisi de neyi nasıl ifade ediyorlardı, insan hafızasını zorlarken dahi hayal dünyası nasıl aciz kalıyor. İon tarzındaki bu Dor dönemi öğeleri taşıyan tapınak, kimbilir daha önce de karşılaştığımız gibi, insanların taptıkları tanrıları zaman içerisinde değiştirmeleri ile kimbilir kaç farklı tanrının adıyla tapınımların gerçekleşmesini sağlayan bir mekân olmuştur? En sonunda da Hemithea, yani yarı tanrıça olarak kabul edilen bir tanrının adıyla tapınımlara ev sahipliği yapmıştır. “Bir yamaca inşa edilen tiyatro, bir su toplama vadisine yerleştirildiğinden sel riski altındadır. Henüz kazısı yapılmamış tiyatronun bazı oturma sıraları yüzeydedir. Tiyatronun ikinci kademesi sel riskine maruz kaldığından yok olmaktan kurtulamamıştır. Denizden 269 m. yükseklikte olan tiyatro batıya bakmaktadır. 3.300 kişilik olduğu tespit edilen tiyatronun yaklaşık olarak toplamda 28 sıralı olması gerekir. Sahne binasının orkestraya açılan kapının kenar taşları toprak üstünde görülebilmekle birlikte, sahne binasıyla ilgili kalıntılar toprak altındadır. “Tiyatronu sahne binasının batısında, yüzeyde gerçek boyutun iki katı olan dev bir mermer heykel başı bulunmuştur. Güneyde, tapınak terasının hemen altında, aynı boyutta bir mermer heykelin omuz kısmını bulunmuştur. Bu parça, aşağıda kabaca işlenmiş bir eklenti yeri göstermektedir. Dolayısıyla, başka bir malzemeden oluşan bir heykel gövdesine ait olmalıdır. Bu iki heykel parçası birleşmemelerine rağmen, aynı heykele de ait olabilirler. Heykel, akrolith tekniğiyle yapılmıştır. Dev formatı nedeniyle Kastabos’un kült heykeli olmalıdır. Tiyatronun orkestrasındaki taşların arasında ayrıca, aynı şekil ve boyutlarda diğer bir mermer heykelin boynu bulunmuştur. Bu parça, diğer baş ve omuz heykel parçalarıyla birleşmemektedir. Dolayısıyla, kutsal alanda iki tane dev akrolith heykel olmalıdır. Bunlardan birisi, tapınağın içindeki Hemithea kült heykeli olmalıdır: Diğerin yeri ve işlevi tam belli değildir. İkinci heykel, tapınak terasının doğusundaki Naiskos’lardan birisinde kullanılmış olmalıdır.”[2]

 

Hemithea / Molpedia Tapınağı

Antik dönemde “Hemithea” ismi yarı tanrıçalara verilen bir isimdi. Hisarönü (Kastabus, Erina, Rina) köyünde günümüzde temel kalıntıları bulunan Castabus Sağlık Merkezi’nin kurulmasında bazı kaynaklarda “Malpedia” olarak geçen, şifası Molpadia’nın etkisi olmuştur. Molpedia, “ilahi melodi” anlamına gelmektedir ve kutsal şarkı, ilahi gibi kavramlar bunların hepsini kapsamaktadır. Bölgede yaratılan bu değerler, milattan önceki dönemlerde başka medeniyetten bir takım grupların buraya gelerek ziyaret etmesini sağlamıştır. Kutsal alanın yarı tanrıça “Hemithea’ya adanması, M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmiştir. Sütun ve saçakları mermerden olan tapınağın tüm duvarlarında da yerel kireçtaşı olan malzeme kullanılmıştır. Ana cephesi doğuya bakan tapınak, aşağıdan yukarıya doğru üç basamaklı krepis; stylobat ve sütun kaideleri üzerine yükselen İon sütunları ile friz[3] ve sima süslemeleri ile bezenmiştir. Kazılar esnasında çatı ile ilgili toplanan parçaların arasında Karya Chersonesspsu’nda ilk kez Karya dilinden bir örnek olarak tek harfli bir graffito taşıyan bir çatı kiremidi bulunmuştur. Mevcut harf Yunan alfabesinde yer almamakla birlikte Euromos, kildara ve Memphis alfabesinde “N” harfidir.[4]

Daha kapsamlı bilgi için (bkz. http://blog.delphinhotel.com/hemithea-molpedia-tapinagi-mugla-hisaronu/

Kendisine adakta bulunulması için Kastabos’ta bir sağlık merkezi ve tapınak kurulur. Hemithea, şifacı olarak öyle çok sevilir ve sayılır ki, onun için yapılan tapınak ve merkez, farklı uygarlıklar tarafından istila edilen Karia bölgesinde zarar verilmeyen, yağmalanmayan tek yer olmuştur. Elbette maalesef ki günümüzde, buradaki kalıntılar hazineciler tarafından talan edilmiştir.”

Tarih hayatımızın her alanında bizleri türlü heyecanlara kapılmamıza neden olan ve hayatımızı renklendirmesine müsaade ettikçe yaratıcılığımızı geliştirirken bizlere maddi manevi değer katan önemli bir bilim dalıdır. O nedenle tarihten uzak kalmadan yaşamayı ve tarihi mutlaka gelecek nesillere aktarmayı bir görev olarak bilerek bu bilinçle ancak medeniyet eşliğinde ilerleyebileceğimizi unutmamalıyız.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* http://www.kulturvarliklari.gov.tr/Eklenti/4650,29arastirma3.pdf?0

* https://ancientturkey.blogspot.com/2019/04/kastabos-antik-kenti-mugla-marmaris.html

* http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/205/1/sedat_akkkurnaz_tez.pdf.pdf

* http://fotopanorama360.com/marmaris-hisaronu/

* http://www.marmaris.bel.tr/icerik/22/26/antik-cag-yerlesimleri.aspx

* https://arkeokur.tumblr.com/post/60258755134/anadolunun-antik-tiyatrolar%C4%B1-10-karia-b%C3%B6lgesi/embed

* basbayraktar.com

* timestopsmugla.com
* tayproject.org

[1] http://www.ereglibulteni.com/haber-detay/1/220/yil-1854%E2%80%A6-ingiliz-gazetesinde-bir-haber:.htm

[2] [Held 2013:272-273].

[3] Frize ait çok az parça günümüze gelebilmiştir. 2007 yılında W. Held ve ekibi tarafından yapılan yüzey araştırmasında önemli buluntulardan biri muhtemelen ante sütunbaşlığı olarak yorumlanması gereken akanthuslu bir taş blok ve üzerinde köşe akroterinin kaidesi bulunan lotus-palmet frizli bir bloktur.

[4] Held et al. 2009:214-215]. 2008 yılında yapılan çalışmalarda tapınağın üst yapısı hakkında fikir veren tüm yüksekliğiyle korunmuş olan üç arşitrav parçası bulunmuştur. Bu arşitravların, iki ayrı bloktan yontulmuş oldukları tespit edilmiştir. Üst fascia, İon kymationu ve astragal bir bloktan, alttaki iki fascia ise diğer bir bloktan çıkarılmıştır [Held et al. 2010:218-219]. 2009 yılında da bu alandaki çalışmalara devam edilmiş, tapınağın kuzey teras duvarının uzunluğu 54.30, batı teras duvarınınki ise 33.25 m olduğu tespit edilmiştir. Duvarda değişik evrelere işaret olan eklenti yerlerinin olmadığı belirlenmiştir. Poligonal teknikte inşa edilen duvar kireçtaşı bloklardan örülmüştür. Köşelerde dikdörtgen taşlar kullanılmıştır.

[5] https://karyayolu.wordpress.com/yerlesimler/efsaneler/hemithea-molpadia/