Hemithea / Molpedia Tapınağı / Muğla – Hisarönü

Bir önceki yazımda Muğla’nın Hisarönü Köyü’nün güneyinde yer alan ve 275 m. yükseklikte kurulmuş olan Castabus Antik Kenti’ni anlatmıştım. (bkz. http://blog.delphinhotel.com/castabus-kastabos-antik-kenti-karia-mugla-marmaris/ Bu yazımda da bu antik kentte yer alan Hemithea / Molpedia Tapınağı’nı anlatacağım. Çünkü tarihi kentlerin kurulması, sosyal yaşam, iletişim, kültür vb. kısacası aklınıza gelebilecek her şeyi inanç sistemi belirlemiş, şekillendirmiş ve yol vermiş. O nedenle geçmiş dönemlerin insanlarını anlamak ve insanlık tarihinin gerçek izlerini takip ederek, bugünkü düşünce sistemini nasıl oluşturduğumuzu anlayabilmek için onu oluşturan zemine yani köklere mutlaka inmek gerekiyor.

İngiliz Amiral Thmas Abel Brimage Spratt
Charles Felow’un Tlos Antik Kenti’nden bir çizimi.

İngiliz Amiral Thomas Abel Brimage Spratt, aynı zamanda hidrolog (su bilim uzmanı) ve jeolog (yer bilim uzmanı)’dır. Tabii ki İngilizlerin bir savaş gemisinde Amiral olana Spratt’ın su bilimi ve yer bilimi hakkında bilgi sahibi olması, kendisinin bu rütbelere gelmesi bakımından tesadüf değildir. Trafalgar Deniz Savaşı kahramanı[1] olarak da anılan Spratt Anadolu’nun yeraltı ve yer üstü her türlü zenginliklerini keşfetmek için Osmanlı topraklarına gelmiş ve 1839-1961 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahı olan Abdülmecit’in izniyle Anadolu’nun her yerini karış karış dolaşarak keşfe çıkmıştır. İlk gelişi 1838’e rastlayan Spratt, Anadolu’ya gelirken yanında da Arkeolog Sör Charles Fellow’u da almış, Likya’nın görkemli mermer anıtlarını söküp Londra’ya taşıyarak, ülkelerine görkemli müzeler kurulmasına vesile olmuştur. Ya da bunu şöyle de okuyabiliriz, Charles Fellows’un Batı Anadolu gezisi sırasında bulduğu ve Likya Uygarlığına ait Xanthos (Arnna) antik şehrinde toprak altından çıkarılan görkemli tarihî abideleri İngiltere’ye götürmek için Amiral Spratt ile ortak hareket etmiş ve gemiyi Patara açıklarına demirlemiştir. Fellows’un ikinci ve son gezisi sonrasında yani 1842’de toprak altından çıkarılan yüzlerce eser, Türk köylüleri ve İngiliz denizciler tarafından inşaa edilen yaklaşık 90 büyük tahta sandığa yüklenecektir. Sandıklar daha sonra öküzler ve bölgede yaşayan Türk köylüleri tarafından gemiye taşınacak ve gemi İngiltere’ye doğru hareket edecektir. Demek ki bu gezilere izin veren padişah 1808-1839 yılları arasında padişahlık yapan II. Mahmut’dan başkası değildir.

Haliyle Akdeniz Bölesinde Likya Uygarlığına ait belki de binlerce tarihi eser Ksandos açıklarına demir atan “Baecon” isimli İngiliz deniz savaş gemisiyle Akdeniz bölgesini adeta yağmalamışlardır. Gemiye onca ağırlıktaki yükleri taşımak için de Türk köylülerini kullanan Spratt ve Fellow, kendileri ve ülkeleri adına oldukça faydalı bir iş yapmakla kalmamış, bir de üstüne Arkeolog Sör Charles Fellow ile birlikte 1847 yılında çıkardıkları “Travels in Lycia” (Likya’da Seyahatler) adlı kitap basarak kendini tarihe “kâşif” olarak anılacak bir mertebeye taşımayı ihmal etmemiştir. iki ülkenin de kurdukları diplomatik ilişkiler nedeniyle Spratt’ın her gelişince topraklarımızdan fazlasıyla karlı döndüğü kesin olmakla birlikte, Amiral yani bir savaş adamı olan Sprat’ın 1854 yılının Mart ayında İngiliz donanmasının kömür ihtiyacını karşılamak amacıyla Ereğli ve Zonguldak bölgesinde jeolojik araştırmalar yapmak üzere geliştir. Ancak, antik kaynakları incelerken bir takım bilim adamları sıfatıyla arkeoloji alanında yazı yazan kimselerin ya da gerçekten bu alanda eğitim almış ve uzmanları oldukları alanda yazı yazanların, Spratt’ı anlatırken kendisini sadece “kâşif” olarak tanıtmaları ve “kâşif” deyince, kendini bilime adamış, toplumun yararına çalışan, menfaat gözetmeyen ve mevzu insanlık tarihiyse aynı zamanda etik değerleri de göz önünde bulunduran bir kimseden bahsediliyor zanneder! 1847 yılında Ksantos kazıları sırasında ekipte yer alan ve Ksantos olmak üzere pek çok tarihi mekanların resimlerini çizen İngiliz ressam George Scharf ise, az da olsa ülkemizden götürülen eserlerin neler olabileceği ya da antik kentlerin durumunun nasıl olduğu konusunda bizlere çizimleriyle fikir verecektir.

George Scharf’ın 1847’de Ksanthos (xhantos) çizimleri ve Likyalı Yörkler.

İngilizlerin başarılı bir komutan olması nedeniyle Amiral olarak övündükleri bir askerin topraklarımızda bir takım keşifler yapması ve o tarihleri de içine alarak insanlık tarihi için son derece önemli olan eski insanların kurmuş oldukları şehirlerin ilk belirlemesinin yapılması ve bu kentler hakkında ilk gözlemlerin kaleme alınması elbette hepimiz için çok değerlidir; ve fakat tüm bunlar yapılırken ve karış karış antik kentler tespit edilip birinden bir diğerine büyük heyecanlarla, hatta Türk köylüsünün de desteğiyle ve de zaten aynı tarihi kentlerin içinde yaşadıkları için, yerlerini bildikleri antik kentleri göstererek bu insanlara yardımcı olmaları, aslında bir taraftan sevinirken, diğer taraftan kaybettiklerimize üzülmemize vesile olmaktadır.

Kayıtlara göre Spratt’ın Anadolu’ya ilk geldiği tarih 1847 olarak bilinirken, 1886 yılında da yine aynı Amiral’in Muğla’nın Hisarönü Köyü yakınlarında yer alan Castabus (Kastabos) Antik Kenti’nde yer alan Hemithea / Molpedia Tapınağı’nı keşfetmesi, anlaşılacağı üzere 1861-1876 yılları arasında padişahlık yapan Osmanlı padişahı Abdülaziz’e rastlar. Padişah Abdülmecit’ten sonra, padişah Abdülaziz’le de temasları son derece güçlü olan Amral Spratt 1888 yılında öldüğüne göre, 30 Mayıs 1876 – 31 Ağustos 1876 tarihleri arasında 4 aylık padişahlık yapan V. Murad ile 1876-1909 yılları arasında padişahlık yapan II. Abdülhamid zamanında da II. Mahmut’tan beri beş padişahı gördüğü ve hepsiyle de ülkesinin menfaatleri adına işini yürüttüğü muhtemeldir.

 

 

 

 

 

 

 

1886’da Hemithea / Molpedia Tapınağı’na gelen Amiral Spratt’dan ziyade kendisiyle birlikte keşif çalışmalarına katılan Arkeolog Sör Charles Fellow’un  ilk tespit çalışmalarına göre burada bir mabet vardır. Ve bu mabet Leto’ya aittir. Yine burada belirtmek isterim ki bu saptamaları ancak bir arkeolog yapabilir ve fakat 1847 yılında Amiral Spratt’ın arkeolog Fellow ile birlikte çıkardıkları “Travels in Lycia” (Likya’da Seyahatler) adlı eser nedeniyle Fellow’a ait saptamalar Spratt’a ait olarak literatüre geçmiştir.1948 yılında yılında bölgeye gelen arkeolog Fraser ve George Bean’da tıpkı Fellow gibi bu tapınağın Leto’ya ait olduğunu söylemişlerdir.

“Castabus” adının Anadolu’nun en eski halklarından olan Luvi’lere ait Luvice kökenli bir isim olduğu düşünülmekle birlikte, “Castabus” ismi Karia dilinde “Tapınak Düzlüğü” anlamına gelmektedir. Zaten buradan yola çıkarak Castabus (Kastabos) Antik Kenti’nin dönemin en önemli ibadet merkezlerinden biri olabileceği savı böyle ortaya atılmıştır. Mabet İ.Ö. 4. Yüzyıla tarihlenmektedir. Dor Dönemine ait öğeler taşıyan mabet İon tarzındadır. Roma İmparatoru Julius Caesar ve Augustus dönemlerinde Sicilya’da yaşamış tarihçi Diadoros’a ait antik kaynaklarında mabetten söz etmiştir. Tarihçi mabedi “Hemitia Kutsal Alanı” olarak kayıtlara geçmiş, Apollon tarafından bu bölgeye getirilmiş Molpadia (şarkıcı) adlı kadına Hemithea (yarı tanrıça) adı altında tapıldığını ve onun için bir tapınak yapıldığını, tapınağın ününün uzun süre devam ettiğini anlatmıştır. O nedenle Mabet kimine göre Artemis mabedi olarak da anılmıştır. George Bean, Gölenye’de (İçmeler) gördüğü yazılı bir taşta “Castabus” ismini okumuş, Bybassos Antik Kenti’nde de Apollon’a şarkı söyleyen Hemithea’nın ismine rastlayarak mabedin Apollon’a ait olabileceğini öne sürse de, Bybassos, Castabus’a takriben 2 km uzaklıktadır. O nedenle Castabus’da yer alan tapınağın gerçekte kime ait olduğu halen tartışmalı bir konudur.

Antik dönemde “Hemithea” ismi yarı tanrıçalara verilen bir isimdir. Hisarönü (Kastabus, Erina, Rina) köyünde günümüzde temel kalıntıları bulunan Castabus Sağlık Merkezi’nin kurulmasında bazı kaynaklarda “Malpedia” olarak geçen, şifası Molpadia’nın etkisi olmuştur. Molpedia, “ilahi melodi” anlamına gelmektedir ve kutsal şarkı, ilahi gibi kavramlar bunların hepsini kapsamaktadır. Castabus Antik Kenti’nin güney alanında yer alan ve bu gün oldukça yıkık hatta kalıntılarına rastlayacağımız tiyatroda, bu inancın devamı olarak sahnelenen molpediaları insan merak etmekten başka bir şey yapamıyor. O molpediaların nasıl melodileri, sözleri vardı bilemesek de varlıklarından haberdar olmak dahi bugünkü akılımızı anlamak için daha çok zorlamamız gerektiğini bizlere anlatmaktan başka bir şey yapamıyor. Kutsal alanın yarı tanrıça “Hemithea’ya adanması, M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmiştir. Belli ki o tarihlerde başka medeniyetten bir takım gruplar buraya gelerek ziyaret etmesini sağlamıştır.[2]  “Tiyatronu sahne binasının batısında, yüzeyde gerçek boyutun iki katı olan dev bir mermer heykel başı bulunmuştur ve kimbilir bu bölgede ilk keşiflerini yapan İngiliz Amiral Spratt ve Arkeolog Sör Charles Fellow, bu mabetten ülkelerine neler götürmüşlerdir? Ne yazık ki bunları hiçbir zaman bilemeyeceğimiz gibi, götürülenlerin neler olduğunu da bilemediğimiz için, bugün pek çok kıyı kentlerimizde ve iç kesimlerde yer alan Antik Kentlerimizle ilgili bizlere kaynak teşkil edecek olan veriler yağmalandığından, daha çok gerçeğe dayanamayan tahminler yapmaktan ileri gidemiyoruz. Oysa bu tarihi kentlerdeki tüm taşlar yerli yerinde olmalı, yağmalanmamalı ve tarih ortaya tüm çıplaklığıyla çıkartılmalıydı. Oysa bu kaç kişinin umurunda? İşte bu noktada “bili adamı kimdir, kâşif kimdir” gibi kavramların aynı zamanda etik değerlerle de örtüşebilen insanların hak edebilecekleri unvanlar olduğunu gelecek nesillere doğru anlatabilmeliyiz.

Knidos Aslanı: Royal Engineer’in (Kraliyet Mühendisleri) maddi desteğiyle, Vice –Consul Sir Charles Thomas Newton, British Museum adına 1858-59 yıllarında Knidos’ta ilk kapsamlı ve planlı kazıları gerçekleştirdi.

Bir İngiliz aristokratı olan Sir Charles Fellows tarafından 1838 yılında keşfedilen Knidos Aslanı, Fellows tuttuğu notlarında, “Ksanthos’da büyük miktarda kıymetli kabartmalar bulduğunu” heyecanla anlatır ve ünlü “Elgin (Psrthenon) Mermerleri’yle rahatlıkla kıyaslanacak değerleri nedeniyle British Museum’a taşınmaları gerektiği” belirtilir. Bu eserlerin British Museum’a götürülmesi için gereken Osmanlı fermanını da alır ve Knidos Aslanı: Royal Engineer’in (Kraliyet Mühendisleri) maddi desteğiyle, Vice –Consul Sir Charles Thomas Newton, British Museum adına 1858-59 yıllarında Knidos’ta ilk kapsamlı ve planlı kazıları gerçekleştilmesinin sonucunda İngiltere’ye götürülen eserler arasına kaydını düşer.

 

 

 

Sonuç olarak, Türkiye’den götürülen tarihi eserlerin ne başlangıcı ne de sonu olacaktı tüm bu yağmalar, çok sonralar topraklarımıza Almanlar, Fransızlar, Avusturyalılar ve daha niceleri de gelecek, ülkemizdeki değerlerin pek çoğunu hiçbir zorluk çekmeden, büyük bir rahatlıkla ülkelerine götüreceklerdi.

Molpedia Tapınağı ile İlgili Efsane

Prof. Cook 1959 – 1960 yıllarında burada Molpedia Tapınağı’nda kazı çalışmaları yapmış ve burada Helenistik devre ait taş kabartma ve ev kalıntıları, aslan başı, yıpranmış bir heykel gövdesi ile toprak kandil bulmuştur. Bir takım heykel parçaları da bulunmuştur ve fakat ne yazık ki bunların hepsini bir araya getirebilmek mümkün olmamıştır. Omuzları kırılmış, mermerden yapılmış, normalden büyük bir kadın heykeli karmakarışık taşlar arasından bulunan bulunmuştur. Her yeri gelişigüzel kazılmış ve talan değilmiş yerlerde birçok heykel ayağının bulunmuştur.  Tapınağın düzlükte olması ve sur kalıntılarının da mevcut olması burasının aynı zamanda korunaklı bir yer olduğunu da bizlere göstermektedir. Sağlık merkezi olarak tanınan Castabus uygarlığında İÖ 2. Yüzyıla kadar düzenlenen şenlikler ve festivaller, Romalılar devrinde bırakılmış ve Kastabos Bybassos´a (Orhaniye kentine) bağlanmıştır.

“Mite göre, Molpadia, Rhoio ve Parthenos, Naxos Adası’nın prensesleridir. Söylenceye göre asıl babaları Apollon’dur; ancak mitlerin geneli Staphylos ismindeki üvey baba etrafında şekillenmiştir. Staphylos, kızı Rhoio’nun, Tanrı Apollon ile birlikte olduğunu öğrenince, kızını bir sandığa kilitleyerek okyanusa atar. Sandık Delos Adası kayalarına çarpıp parçalandığında ise Rhoio, babası Apollon olan bir erkek çocuk Anios’u dünyaya getirir ve ölür.

Bazı kaynaklara göre, üvey babalarının vahşetine şahit olan Molpadia ve Parthenos, korktukları için kendileri okyanusa atlayarak kaçarlar. Bazı kaynaklar da Molpadia ve Parthenos’un üvey babalarına sinirlenerek, babalarının çok değerli şaraplarını yere saçarlar. Babaları sabah uyandığında şaraplarının döküldüğünü görüp iki kızını da okyanusa atar. Okyanusta boğulmak üzereyken, iki kız kardeş, Tanrı Apollon tarafından Rhoio’ya duyduğu derin aşk nedeniyle kurtarılır. Molpadia, Kastabos isimli Karia kentine yarı tanrıça yetenekleri ile gönderilirken, diğer kız kardeş Parthenos, Bybassos´a (Orhaniye) gönderilir. Molpadia’nın insanların rüyalarına girerek, hastalıklarını tedavi ettiği, çocuksuz kadınları iyileştirdiği ve şifacı olduğu için Hemithea, yarı tanrıça olarak adlandırılır ve Kastabos halkı tarafından sayılır.

Kendisine adakta bulunulması için Kastabos’ta bir sağlık merkezi ve tapınak kurulur. Hemithea, şifacı olarak öyle çok sevilir ve sayılır ki, onun için yapılan tapınak ve merkez, farklı uygarlıklar tarafından istila edilen Karia bölgesinde zarar verilmeyen, yağmalanmayan tek yer olmuştur. Elbette maalesef ki günümüzde, buradaki kalıntılar hazineciler tarafından talan edilmiştir.”[3]

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* https://dergipark.org.tr/download/article-file/357346

[1] http://www.gazeteregli.com/eregli-haber/gazete-eregli/?id=4274&resimID=2188

[2] Held et al. 2009:214-215]. 2008 yılında yapılan çalışmalarda tapınağın üst yapısı hakkında fikir vermiştir.

[3] https://karyayolu.wordpress.com/yerlesimler/efsaneler/hemithea-molpadia/

* https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly9kZS53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVGhvbWFzX0FiZWxfQnJpbWFnZV9TcHJhdHQ