Sultan Alaaddin Keykubat 1221 Tarihinde “Alanya” Adını Verdiği Kalonoros’dan Sonra “Alara Kalesi’ni de Fethetti (5. Bölüm)

Sultan Alaaddin Keykubat 1221 yılında Kalonoros’u almak için önce Kalonoros gibi küçük bir kaleyi yöneten komutan Krl Vart’la 17 günlük bir kuşatmanın arkasından kızıyla evlenmeyi ve kaleyi kendisine teslim etmesini teklif etti. Bu teklif Kalonoros’un komutanı Krl Vart o kadar çok hoşuna gitti ki mutluluktan elindeki külahı havaya attı ve kızını Sultan Alaaddin’in kutlu haremine ve uğurlu ailesinin fertleri arasına gönderdi. Sultan Alaaddin Keykubat’da bunun karşılığında hem hayatını bağışladı hem de kendisinin rahat bir yaşam sürmesi için Konya’nın Akşehir’in emir menşuru’nu ile her biri bir şehir gelirine sahip olan tanınmış birkaç köyün mülkiyetini verdiğini belirten bir yazı gönderdi. Kyr Vart ilta ve temlik menşurunu inceleyip izdivaç işinin tamamlandığını duyunca o gece sevinçten yerinde duramayacak bir mutluluk içinde Kalonoros’u Aladdin Keykubat’a teslim edilmesi için Konya, Akşehir’e doğru yola çıktı. Alaaddin Keykubat ise küçük kaleyi ele geçirdikten sonra onun hemen büyük bir imar işine girişti. İlk yapılan imar çalışmalarının içinde kendine yaptırdığı bir saray ve ele geçirdiğinden daha büyük bir alanı kapsayan sur duvarlarıydı…[1]

Bu konuyla ilgili ayrıntıları ve daha öncesini okumak istiyorsanız, Sultan Alaaddin’in Kalonoros’u fethiyle ilgili hazırlıklarını ve izdivaçla sonuçlanan fethi sağlayan nedenleri ayrıntısıyla öğrenmiş olacaksınız. Yazımızın bundan sonraki kısmı, Alaaddin’in Keykubat’ın Alanya-Antalya yolu üzerinde bulunan Okurcalar’a sınırları içerisinde Alara Köyü yakınlarında yer alan Alara Kalesi’nin fethini anlatmaktadır. Şimdi yazımıza Sultan Alaaddin’in fethini anlatan, bundan 800 yıl önce kaleme alınmış kitaptan yaptığım alıntıyla baş başa bırakıyorum.

“Cihan padişahı Alaiye kalesinin yapımından kurtulduktan sonra cihangir rikabını Antalya tarafına çevirdi. Yolda gözü, bir vadide granit bir taşın üzerinde kurulmuş gök gibi sağlamlaştırılmış, zamanın gözünün hayran kaldığı, hemen yanında ihtişamı Nil Nehrine benzeyen, suya masmavi olan bir nehrin aktığı, göğe yakınlığından dolayı zirvesinde nöbet tutan bir nöbetçinin boyunu eğmek zorunda kaldığı, sarplıkta Kaf dağının yanında zerreden daha küçük göründüğü Alara kalesine düştü.

Oranın yöneticisi, dünyanın lezzetinden el etek çekmiş, inziva yolunu seçmiş, atlas kumaş yerine çul giyinmiş olan Kyr Vart’ın kardeşi idi ve Zuhal yıldızı gibi o kalenin eyvan’ına yerleşmişti.

Sultan, devlet emirlerinden bir emirin, muzaffer askerlerinden bir birlik ile Alara kalesine gitmesine ve oranın yöneticisine “Cesareti ve iyiliğiyle tanınmış olan kardeşin Kakonoros kalesini bize karşı koruyamadı. Şiir:

“Cihan fatihlerinin karanlık gecede rüyalarında dahi göremediği böyle bir yeri,

Ben yıldızlara ışık veren Tanrı’nın yardımı ve parlak kılıcımla bir gündüz vakti aldım.”

Senin zamanında yıpranmış ve aşınmış olan bu kalenin düşmesi daha kolaydır. Sen akıllı ve günlerin iyisini, kötüsünü görmüş ve bu dünyanın nimetlerinden el etek çekmiş birisin. Selamet yolunu seçmek senin için daha kolay olur. Eğer kardeşinin yolundan gidip kaleyi kullarımıza teslim edersen, sınırsız cömertliğimize mazhar olur, isek ve arzularına kavuşursun. Eğer bizim hükümlerimizin ve isteklerimizin hilafına dayanırsan, o muhalefet dikenini kendi aptallık ve cehalet gözünde bulursun” şeklindeki haberin yanında konuya uygun düşen bu şiirin de ona duyurulmasını buyurdu. Şiir:

“Kelleni yere vermemen için fermanımızdaki sözlere uy.”

Sultan’ın bu fermanını iletip gizli sırrı açıkladıkları zaman onun heybetinden ve şevketinden korkan kale yöneticisinin dünyayı gören gözleri karardı. Büyük bir korku ve dehşet içinde sıkıntıya düştü. semavî bir rastlantı ve Rabbabi bir takdirle kulunç illetine yakaladı. O şaşkınlık ve korku içinde ömrünü ve canını canları Yaradan’a teslim etti. O durumu gören ve korkuya kapılan oranın ileri gelenleri, oradan ayrılıp kendi rızalarıyla veya korkunun etkisiyle kaleyi Sultan’ın elçilerine teslim ettiler. Sultan’ın sancağını oraya çekerek padişaha edilen duaları ve diyarın sâkinlerinin kulağına ulaştırdılar.

Böylece o kale de güzel bir tesadüf eseri kılıç kullanılmadan tek bir söz üzerine ülkenin diğer beldelerinin arasına katıldı ve saltanat divanının ceridelerine (cerayid-i divan-ı saltanat)[2] kaydedildi. Şiir:

 

 

 

 

 

 

“Tanrı’nın yardımcı olduğu şah, tahtını ve tacını yükseltir.

Su, onun istediği yönde akar ve her isteği yerine getirilir.

Bezm-i am) düzenledi. Sıradan ve seçkin kişiler, büyükleri, küçükleri oraya çağırdı. Savaş rüzgarını başından uzaklaştırıp rebab ve çeng’in sesini dinleyerek şarap içti.

Antalya’ya varınca emirlerin seçkinlerine şahane hil’atler ve hediyeler dağıttıktan sonra onlara kışlıklarına ve yurtlarına dönme izni verdi. Kendisi de yakın adamlarıyla (havas-ı mukarreb) orada kışladı. Şiir:

“Ondan sonra savaşta muzaffer olan cihan fatihi, her gün yeni bir eğlence meclisi (bezm) düzenledi.

Şehinşaha bazen savaş düşüncesine dalmak, bazen bir nay ile çeng’in sesinidinlemek kaldı.

Felek Sultan’ın yâri oldu. O, sahilde ve diğer yerlerde bahar kokusu aldı.

Hava misk saçarken zemin yeşiller giyindi. Bülbülün sesinden dünya coşmaya başladı.

Sebzenin dudağı bunaltan süt içti. Yaşlılar şahın bahtı gibi gençleştiler.

Kumruların sesi rebabınkine karıştı, gönüllere gençlik sevinci geldi.

Saba rüzgârı şimşir ağacının saçını taradı, yaseminin ağzı Hoten miskiyle doldu.

Aklı mest oldu, herkes şarap yudumlarken nergisinin gözü şarapla doldu.

Kış mevsiminde sahil sanki sarhoş oldu, her yerde bahar gibi eğlence meclisi düzenlendi.

Çeng, bülbüllerle birlikte ötmeye başladı, sert yiğitler kükreyerek savaşa girdi.

Bulutun yağmasından, güneşin parlamasından gönüllere huzur veren bahar yüzünü açtı.

Şahın yüzü güneş gibi parlamaya, avcı ise cömertlikle yağmur bulutuna döndü.

Savaştan muzaffer çıkmış olan şah, bu şekilde kadehlere ve ceng arasında bir ay geçirdi.

O arada bezen neşe içinde ava gitti havayı keklikten boşalttı.

Durup dinlenmeden ormanlardaki aslanlarda taşta renk bırakmadı.”

Bununla beraber günlerinin çoğunu yapılacak işleri düşünerek geçirdi. Vuruşma ve çarpışma yeteneğini, şarap kadehi yudumlamaya; mızrak ve kılıç sallamayı, rebab’ın sesini dinlemeye; harp ve darp sırasında ad kazanmayı, ceng’in ve barbut’un sesine üstün tutmaya, iş yapmayı kalbe rahatlık veren şaraba tercih etmeye başladı ve şöyle dedi: “Her ne kadar kalbe rahatlık veren şaraptan kaçmak mümkün olmazsa da, şiir:

“Fakat eğlence meclisi yeri (bezmgâh), şarap ve kadeh için değil, insan için dinlenme yeridir.

Lezzetli şarap, düşmanı avlayan cihan padişahının elinde parlayınca.

Onun avcu açılır ve emniyette keyif olan parlak yanağı erguvan rengine döner.

O ziynet ve süsten bütün kulları o anda yeni bir cana kavuşur.

Şair sözünü aya çıkarırken ordunun canına binlerce can katılır.”

Sultan, bu şekilde Antalya’da üzüntülerini atıp birçok bilgiler ve tecrübeler kazandıktan sonra amacına ulaşmış olarak oradan kalkıp taht yerine doğru hareket etti. O arada o fethi kutlamak için her taraftan elçiler, çok miktarda peşkeşle, sınırsız hizmetlerle yönlerini Hüsrev huylu şahın dergâhını çevirdiler. Şiir:

“Nihayet bu müjde basit bir müjde değildi.

Böylesine dünyanın kulağı çok az işitti.

Cihan padişahı tarafından gerçekleştirilmiş olan o fetihten sonra onun hükmü kader gibi etkili oldu.

Onun etkisiyle karadan göğe bir gürültü patırtı yükseldi ki sanki deniz coşmaya başladı.”[3]

Bu metinden de anlaşılacağı üzere Alara kalesinin komutanı, Kry Vart’ın kardeşi, Alaaddin Keykubat’ın kaleyi almak içine kendisine yolladığı notta, karşı koyarsa bunun bedelini canıyla ödeyeceğini duyunca önce hastalandı ve ardından da korkudan hayatını kaybetti. Kalede yaşayan diğer ileri gelenleri de mecburen kaleyi terk etmek zorunda kaldılar ve kaleyi Sultan’ın askerlerine teslim ettiler. Böylece Alara kalesi ve tüm o civarlarında yer alan beldeleri de böylece topraklara katılmış oldu. Alara Kalesi Okurcalar’da Delphin Botanik Otel’e çok yakındır ve özellikle buraya tatile gelen turistler için oldukça önemli bir uğrak yeridir. Alara kalesinin hemen yanında denildiği gibi Nil nehri gibi bir nehir akar. Alaaddin Keykubat Alanya’daki imar hareketlerine hızla devam ederken buraları da unutmamış, Alara Kalesi’ne büyük bir han yaptırmıştır ki, bu sayede ipek yolunun ağları daha da güneyse iç kesimlere kadar inebilmiştir. Alaaddin Keykubat’ın han yaptırdığı bir diğer yer de bugün Konaklı beldesinde karayolu üzerinde yer alan Şarapsa Han’dır. Yeri geldikçe hem bölgemizdeki Selçuklu eserlerini hem de fetih etmeyi iyi bildiği kadar cenh, mey, rebap çaldırara eğlence aleminde de oldukça keyifli bir insan olan Alaaddin keykubat’ın her kutlamayı yaptığı şarap gecelerinin yanı sıra av keyfini ve bunun için yaptırdığı av köşklerinden de bahsedeceğim.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

[1] İbn Bibi- El-Evâmirü’l-Alâiyye fi’l-umûri’l-Alâiyye, Selçukname II, Tercüme: Mürsel Öztürk. s.272, 273,

[2] Ceride: nüfus ve ruzname kayıtları demektir. Bu tabir Osmanlılarda son devirlere kadar kullanılmıştır.

[3] A.g.e.