Antalya Anadolu’nun En Eski Yerleşim Yeri / Türkiye

Gerçekten de sizlere konumuz olan Likya Uygarlığı hakkında eşsiz bir envanteri hizmetine sunduk, sunmaya da devam ediyoruz. Likya Birliği’nin sahip olduğu coğrafya Antalya Bölgesi olmak üzere biraz Muğla, biraz da Burdur İl sınırları içinde kalmaktadır. Dolayısıyla bu eşsiz uygarlığı ve sahip olduğu kültürü, medeniyeti, sanatı, kazanımları elimizden geldiğinde sizlere tanıtmaya çalışıyorum. Belli mi olur belki de ileride bu yazı dizilerini bir kitap haline getirir, farklı dillerde yayımlanmasını sağlayarak insanlık tarihinin her bakımdan ürünlerini değerini daha geniş kitlelere anlatma fırsatı buluruz…

Antalya sadece antik kentleriyle değil, aynı zamanda eşsiz kalitede otelleriyle sunduğu turizm alanında da dünyanın bir numaralı tatil beldesidir. Hangi il ve ilçeye giderseniz gidin, mutlaka konaklamaktan mutluluk duyacağınız bir tesise ve yine mutlaka binlerce yıllık bir tarihin izlerini taşıyan yapılara rastlarsınız. Antalya’da tatil yapmanın ayrıcalıklı olduğunu, bu topraklara gelip tatil yapmadan bilemezsiniz…

Antalya mükemmel altyapısı ile Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bugün Türkiye’nin en kalabalık ve en modern beşinci ili olduğu Antalya tarihi, doğa ve turizm cennetidir. Kentin tarihi ilk başta Anadolu’daki topraklarında görüldüğü çağlardan başlamakla birlikte, yörede şimdiye kadar 100’ün üstünde kent kalıntısı ortaya çıkartılmıştır. Bu kalıntılarda ilkçağ boyunca yörede kurulan Hitit, Lidya, Pers, İyonya, Makedonya ve Roma uygarlıklarını da aydınlatmaktadır. Antalya Arkeoloji Müzesi ise Türkiye’de en zengin eserlerin sergilendiği, yolunuz düşerse mutlaka ziyaret etmeniz önemli bir tarihi merkezdir.

Başta Alanya, Side, Perge, Demre olmak üzere ortaya çıkarılan kentler, hemen her dönemde Anadolu’nun başlıca ticareti kentleri olmuşlardır. Myra, Patara, Olympos gibi antik kentler ise deniz ticaretinin yapıldığı önemli antik kentlerdendir. Bunlar kimi zaman korsanların eline geçmiş, kimi zaman din merkezli olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Mersinden Antalya’ya Antalya’dan Türkiye’nin tüm ege kıyıları boyunca birbirleriyle yarışırcasına birbirinden değerli antik kentlerin elde olan tarihi yazmak dahi ciltlere sığmayacak kadar büyük bir tarihi gözler önüne sermektedir. Bölgede zaman zaman yaşanan istilalar ve doğal afetlerle yıkılmış, boşalmış, sonra yeniden parlamış yerleşim yerlerinin izini sürmek mümkündür. Antik kentlerdeki tanrılara ve soylulara adanan heykellerin bir çoğu ise Romalıların bu eserleri Yunan anakarasına götürmesiyle oldukça büyük bir tarihi eser göçünün temelleri yüzyıllarca yıl öncesine kadar tarihlenmektedir. Likya Uygarlığının bugünkü il sınırları ile Pamfilya’yı [1] tümüyle Kilikya [2], Lidya, Psidya’nın da bazı bölümünde kapsamaktadır.

Antalya’yı Κral I. Attalos ile Kraliçe Apollonis’in oğlu, II. Eumenes’in kardeşi, Bergama Kralı II. Attololar (MÖ 160- MÖ 138) kurmuştur. Antalya adının “Attaleia” dan geldiği kabul edilen Antalya’nın bilinen tarihi, İÖ 262-133 yıllarında Batı Anadolu’daki en büyük merkezi güçlerden biri olan Bergama Krallığı döneminde başlar. Bergama Krallığından II. Attalos (İÖ 159-138), ülkesinin doğuya doğru genişlemek amacıyla düzenlediği saldırılarda Pamfilya kıyılarının doğal limanı Antalya’yı üs olarak kullanır ve burayı yeniden onartır. Kente onun adıyla bağlantılı olarak “Atteleia” adı verilir. Atteleia!nın günümüz yüzyılında adına yapılmış heykeli Antalya’da sergilenmektedir.

Kentin söylenceye dayanan bir başka kuruluş öyküsü de şöyledir. Yeni bir şehir kurmak için yer arayan II. Attalos, adamlarına “yeryüzündeki cenneti bulgularını” buyurur. Onlar da uzun aramalardan sonra bugünkü Antalya’nın bulunduğu yerin “yeryüzündeki cennet” olabileceğine karar verirler. Bu nedenle, II. Attalos kenti buraya kurmuş, adını da “Attaleia” koymuştur.

Kimi kayıtlara göre kentin kurucusu Mopsos’tur. İÖ V-lll. yy sikkelerinde “Aspendos” adına rastlanmaktadır. Bu adı Tukudides ile Ksebofones da doğrulamaktadır. Bazıları sıkkelerde “Estvedijys” adı görülmektedir. Aynı sikkeler kentin kurucusu olarak yine Mopsos’u göstermektedir. Mophos, Kilikya (Çukurova) krallarının (Asistawandaslar) atasıdır. Asistawandaslar’ın yazıtlarında ataları Mopsos’un, Klikya’daki birçok kentin kurucusu olduğu belirtilmektedir.

Strabon ile Pomgonius Mela, kentin Argoslular’ca kurulduğunu yazarlar. Bu durumda Akalar’dan sonra kenti Dorlar’ın da koloni durumuna getirdiği anlaşılmaktadır.

Perge’deki yuvarlak kuleli kent kapısı ardındaki avluda yapılan kazıda İS ll. yy başlarını gösteren yazıtlar bulunmuştur. Perge’nin altı kurucusu olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar; Mopsos, Kalkhasd, Makhaon, Leontheus, Roksos ve Labos’tur. Tabii ki burada sadece Perge için verdiğimiz örnekten yola çıkarak, diğer antik kentlerde de koruyucu olduklarına inandıkları ve adlarına yapılan birçok tapınağa rastlamak mümkündür. Likya uygarlığının akılda kalan en önemli özelliğinden biri de Likyalılara ait anıt mezarlar ve lahitlerdir. Bölgede o kadar çok lahit vardır ki bunları saymaya kalksanız dahi binlerin üstüne çıkacağı kesindir.

Luwiler Likyalıların ta Kendisidir

Likyalılar eski Anadolu hakları olan Luwilerdir ve Luwilerin de Hititlerle akrabalık bağlantısı vardır. Arkeologlar bu konuda saptamalarını günümüzde halen yapılan kazı çalışmalarıyla çıkmasıyla aydınlanmakta ve binlerce yıl öncesine dayalı tarihin gizli kalmış pek çok değeri bugünle geçmiş arasında önemli bir bağ kurmaktadır.

Romalıların Anadolu topraklarına sahip olup sınırlarını geliştirdikçe yerli hakların bunu kolay kolay içine sindiremediğini, kimi yerde toplu intiharlar geriye bir kişiyi dahi bırakmadıklarına şahit olmanın yanı sıra, şehirlerini yönetmek amacıyla atanan Roma valileri ve soylu bir kaç ailenin şehirlerine yerleşmesiyle uzun bir süre bunlarla ortak bir bağ kurmadıklarını, hatta mezarlarını dahi aynı bölgeye yapmadıklarını, bu nedenle her antik kentte iki tane mezarlıklar olduğunu görüyoruz.

Likyalılar Mezarlarıyla Yaşarlar

Likyalılar kendi mezarlarıyla birlikte yaşarken, şehri yönetmek için gelen ve sonradan yerleşenler ise ölen yakınlarını şehir dışına gömmeyi tercih etmişlerdir. İnançlarına olduğu kadar kültür ve sanata önem verildiği görülen kentlerde tiyatro salonları, tapınaklar, hamam, kütüphane, meclis binası, agorasında çeşit çeşit alışveriş dükkanları, kendi sikkelerini bastıkları darphane gibi birçok yaşamsal, sosyal ve kültürel yapıları görmek mümkündür. Bu konudaki kentlerin birbiriyle yarışı ise tartışılmazdır.

Kent, daha sonra Attalia, Adalya gibi adlar aldı. Bir Roma İmparatorluğu haritasında kentin adı “Atalia” olarak geçmektedir. Daha yeni kaynaklarda bu ad Adalia, Sadalia, Adalya biçimlerinde görülmektedir.

Antalya bugün, 2019 yılı sonu itibarıyla  2.511.700 nüfusa ve 20.177 km² yüzölçümüne sahip, Türkiye toprakları içinde, dünyanın en gözde turizm cenneti şehirlerinden biridir. 19 İlçesi bulunan -Antalya İli coğrafi konumunun da etkisiyle tarihler boyunca çok önemli olaylara tanıklık etmiştir. İnsanlık tarihinin gelişiminde önemli bir geçiş yeri olmasının yanı sıra, dünya turizminin yarattığı tatil anlayışı içinde yer alan güneşin, denizin ve kumun  aranan en üstün özelliğini de barındıran bir bölge olması, Antalya’yı dünyanın gözbebeği, turizmin ise cenneti yapmıştır. Antalya’da bulunan “Antalya Havalimanı” Akdeniz kıyısındaki başlıca turizm ve tatil merkezlerine tüm dünyadan ulaşımı sağlayarak, insanları dünyanın cennetine kavuşturmaktadır.

Silvan GÜNEŞ

Biyografi Yazarı

Sözlük & Alıntı:

[1] Pamfilya: Pamfilya Bölgesi, kuzeyde Toros dağları ile batıda Rodos arasında karşılıklı rastlayan kısım, bu çok ırklı kavmin yaşadığı yere göre bilinir. Eski Yunanca’da pamfilya (παμφυλία) çok yolu gelen “pan” ile soya, ırk, cins anlamı taşıyan “phyle” ile bölgeye uygun düşen bir sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur. MÖ 484-425 yılları arasında yaşayan ve tarihin babası olarak bilinen Heredot’un, “Heredot Tarihi” adlı eserinde Pamphylia’lıların Troia Savaşından sonra Ege kıyılarında ayrılan karışık bir gurubun buraya yerleştiğinden bahseder.

[2] Kilikya: Tarihte Pamfilya ve Klikya’da yer alan Alanya’nın pek çok medeniyetin izlerini halen taşımaktadır. Adana’nın tarihteki adı Kilikya’dır. Latince “Clicia”, Yunanca “Kilikia” diye tarihe geçen Kilikyalıların kök itibarı ile Fenikeli oldukları söylenir. Zaten Heredot da Kilikya adının Fenike Kralı Agenor’un oğlu Cilix (Kilik) ‘den geldiğini söylemektedir. Coğrafik konumu nedeniyle bölgelere göre dağlık Kilikya ve düzlük Kilikya olmak üzere adlandırılan bu antik Roma eyaleti sınırları, Alanya’dan Anamur Körfezine kadar uzanmaktadır.