Anadolu ve Aslan

Aslan, yapı itibariyle güçlü, çevik, mücadele etmesi zor, hayvanlar âlemi içinde diğer hayvanlar tarafından kolay kolay alt edilemeyen ve pek çoğunun –insan dahil- aslanın avı içinde yer alan hayvanlar olması nedeniyle de tarihler boyunca her coğrafyada bir anlamda canlıların korkulu rüyası haline de gelmiştir.  İnsanoğlunun uzun yıllar avcı olarak yaşam sürdüğü ve kendisinin de varlık olarak tamamen doğanın bir parçası olarak bu düzenin içinde yer zamanlarda, yaban hayatla olan mücadelesi çok çetin olmuştur. Antik çağlardan beri pek çok medeniyette “güç” anlamına gelen aslan, insanoğlunun yaşam alanının her yerinde mutlaka resmedilmiş, yontulmuş, türlü eşya, araç gereç ve pek çok kullanım alanlarında özen ve itinayla yerini almıştır. Bunları sayacak olursak; antik kentlerin “zafer takı” denilen giriş kapılarının hemen sağında ve solunda aslan heykelleri ya da bu yazıların üstünde, alınlarına yapılan aslan figürleri; krallıkların sembolü, özellikle hükümdarların kullandıkları eşyalar, savaş aletleri, evlerinin alınlarına ya da türlü yerlerine yapılan aslan yontuları, kabartmaları ya da kapı tokmakları; masa, sehpe vb ev eşyaları, heykelleri, heykelcikleri; aslanların keçi, domuz, boğa, ejderha vb. hayvanları, hatta insanları dahi konu alan aslana av olmuş görüntüleri; kadın ve erkeklerin takısı olarak yüzük, kolye, bilezik vb örnekler: antik kentlere ait sikkelerde yer alan aslan kabartmaları, hükümdarların saraylarını, öldükten sonra da lahitlerinin üstünde gücü, korku salan heybetini göstermek amacıyla yapılan aslan figürlerini sayabilir ve bu konuda daha nice örnekler verebiliriz.

Aslan Anadolu’da İlk Defa Şanlı Urfa’da Göbekli Tepe’de Görüldü

Arkeolojik verilere göre Neolitik dönemle birlikte görülmeye başlayan aslan MÖ 8. bine tarihlenen Şanlıurfa’nın kuzey doğusundaki Göbekli Tepe’de taş üzerinde kabartma olarak –belki de kutsal alandaki koruyucu olarak- karşımıza çıkmaktadır.[1] Mezopotamya, Mısır, Anadolu ve kuzey Suriye, aslanla ilgili daha sonraki örneklere verebileceğimiz tarih sıralamasını içerir. Mezopotamya, MÖ 2. binin başlarındanitibaren Hitit Sanatının şekillenmesinde etkilidir. Hitit ve Asur eserlerinin Geç Hitit Sanatının oluşumunda etkili olduğu ve bunun da Yunan Sanatına yansıdığı pek çok tarihçiler tarafından dile getirilmiştir. MÖ 8. yüzyılda başlayan kolonizasyon hareketleri ve ticari ilişkiler sonunda İonia ve Yunanistan’a geçen aslanlar bundan sonra Roma dönemi sonuna kadar çeşitli alanlarda kullanılmıştır.[2]

Tarihte ilk aslan kabartması en eski olarak Şanlıurfa'nın Göbeklitepe'deki mabette tarihlendi.
Tarihte ilk aslan kabartması en eski olarak Şanlıurfa’nın Göbeklitepe’deki mabette tarihlendi.
En çarpıcı ve en canlı aslan avı sahneleri Geç Asur Kralı Asurbanipal'in Ninive'deki sarayından betimlenmiş enfes bir betimlemedir. (MÖ 668-627)
En çarpıcı ve en canlı aslan avı sahneleri Geç Asur Kralı Asurbanipal’in Ninive’deki sarayından betimlenmiş enfes bir betimlemedir. (MÖ 668-627)
Muhtemelen hükümdarların saraylarında kullandıkları sehpanın bir ayağı. (yer: Side Müzesi, fotoğraf: Silvan Güneş)
Muhtemelen hükümdarların saraylarında kullandıkları sehpanın bir ayağı. (yer: Side Müzesi, fotoğraf: Silvan Güneş)
Side aslanı, (Side Müzesi bahçesinde Nice heykelinin yanında sergilenmektedir.)
Side aslanı, (Side Müzesi bahçesinde Nice heykelinin yanında sergilenmektedir. Belki de müzenin kapalı kısmında sergilense bu kadar yıpranmayacaktı.)
Side Antik Kenti'nin hamamlarındaki kurna başları aslanlıydı.
Side Antik Kenti’nin hamamlarındaki kurna başları aslanlıydı.
Side Müzesi'nde sergilenen aslan başlı lahit başlığı.
Side Müzesi’nde sergilenen aslan başlı lahit başlığı.

Mısır Kabartmalarında ve Arkaik Dönem Yunan Dünyasında Aslan Koruyucu Mezar Bekçici Olarak Kullanılmıştır

MÖ 4. bindeki Mısır kabartmalarında aslanların kralların temsilcileri ve tapınaklarda koruyucu güç haline geldiği, MÖ 2. binde şehir kapılarına yerleştirildiği görülmektedir. Arkaik dönem Yunan dünyasında da aslan koruyucu mezar bekçisidir. MÖ 7. yüzyılda başlayan bu yapılanma Roma dönemi sonuna kadar devam etmiştir. Arkaik ve Klasik dönem mezar anıtlarında oturan ve yatan aslan heykellerine yer verilirken, Helenistik dönemde genelde yürür vaziyetteki aslanlar ön plana çıkmıştır.[3]

MÖ 6. yüzyıldan itibaren aslanlar mimari yapıların vazgeçilmez unsuru olan çörtenlerde[4] kullanılmıştır. Helenistik dönemde ortaya çıkan ve Roma döneminde de sevilerek uygulanan masa ayakları aslanların bir diğer kullanım alanına işaret etmektedir.[5]

Anadolu’dan İngiltere’ye Kaçırılan Knidos Aslanı & Xhanthos Aslanları & Bodrum’un Halikarnassos Aslanı British Müzesi’nin En Gözde Eserlerindendir

Ülkemizden İngiltere'ye kaçırılan Knidos aslanı, şimdi British Müzesi'nin giriş kapısını süslüyor.
Ülkemizden İngiltere’ye kaçırılan Knidos aslanı, şimdi British Müzesi’nin giriş kapısını süslüyor.
Xanthos Antik Kenti Nereidler Aslanı İngiltere de British Müzesi'nin önemli eserleri arasında yer almaktadır. Eser Likya Uygarlığına aittir / Antalya - Türkiye)
Xanthos Antik Kenti Nereidler Aslanı İngiltere de British Müzesi’nin önemli eserleri arasında yer almaktadır. Eser Likya Uygarlığına aittir / Antalya – Türkiye)
Xhanthos aslanı.
Xanthos aslanı.
Halikarnas Mozolesi'ne ait bir aslan heykeli. MÖ 350. British Müzesi'nin önemli eserlerindendir.
Halikarnas Mozolesi’ne ait bir aslan heykeli. MÖ 350. British Müzesi’nin önemli eserlerindendir.
Halikarnas Mozolesi'ne ait bir aslan heykeli. MÖ 350. British Müzesi'nin önemli eserlerindendir.
Halikarnas Mozolesi’ne ait bir aslan heykeli. MÖ 350. British Müzesi’nin önemli eserlerindendir.
Bukoleon Sarayi Arslanlari (Catladikapi, Istanbul), Istanbul Arkeoloji Müzeleri
Bukoleon Sarayi Arslanlari (Catladikapi, Istanbul), Istanbul Arkeoloji Müzeleri

Anadolu’nun Neresine Giderseniz Gidin Mutlaka Aslanla İlgili Bir Figür, Simge, Eyşa, Yapı’ya Rastlarsınız. Aslan Bu Toprakların En Önemli Güç Gösterme Unsurlarından Biri Olmuştur

Asur, Baybylon Krallıklarının simgesinin aslan olması, Pers Krallığının şehir armasının aslan olması, Arkaik dönemde Lidyalıların Miletos’daki Tanrı Apollon’un kutsal hayvanı aslan olması nedeniyle sikkelerin üstünde uzun yıllar aslan kullanılması, MÖ 530 yıllarında Karia’nın önemli şehirlerinden Knidos’da sikkelerin üstünde aslanın bulunması, Likya’nın pek çok antik kentinde aslanın her türlü yapı ve eşyalarda kullanılıyor olması, Anadolu dışında Sicilya’daki Leontinoi, Rhegion ve Kuzey Afrika’daki Kyrene kentlerinin sikkelerinde de yine aslanın yer alması gibi daha pek çok örneklerle aslanın önemini gözler önemine serebiliriz.  MÖ 1. yüzyıl ortasından Pompei yakınındaki Boscoreal’de bir evin duvar resminde kapı üzerinde ağzında halka tutan aslan başlı kapı tokmağının bulunması, hem kapı tokmaklarının kullanım tarihi açısından hem de gerek İtalya gerekse Yunanistan anakarası yaşam alanı olmayan aslanın, kara ve deniz ticaretinin gelişmesiyle birlikte farklı coğrafyalarda da kendi gücünü ve varlığının bilinciyle kabulünü göstermesi bakımından önemli bir örnektir.[6] Fakat hiçbir tek örnek, Hititlilerde kralları betimleyen aslan gövdeli insan başlı örneklerin ve Anadolu topraklarında aslan figürünün ve algısının önüne geçemez.

Sinoplu VI. Mithridatis belki de Anadolu'nun en görkemli komutanlarından biriydi.
Sinoplu VI. Mithridatis (MÖ 135-MS 63) belki de Anadolu’nun en görkemli komutanlarından biriydi, fakat günümüz tarihçileri onu Romalı komutanlar kadar yazmıyor! Mitridates aslan figürünü ilk kullanan komutanlarındandı. Belli ki Romalı İmparatorlara bu konuda ilham kaynağı olan da kendisiydi. Anadolu’nun kalanı da çok ünlü olduğuan göre acaba bu post bir kaplan postu da olabilir mi? Çünkü bu figürleri yorumlayanların hepsi tasvir edilen hayvanı aslan olduğunu söyledikleri için postun aslan olduğu düşünülse de, bu post bana göre kaplan postuna benzemektedir ya da Anadolu parsı olduğu muhtemeldir. 
Roma İmparatoru Hadrianus (MS 76-138) Kıyafetlerinde aslanı kullanma tarihleri ne zamana rastlamaktadır. Hadrianus, gerçekten aslan başlı sandaletleri gitmiş midir, yoksa bu heykelini yapan sanatçının işi midir?
Roma İmparatoru Hadrianus (MS 76-138) Kıyafetlerinde aslanı kullanma tarihleri ne zamana rastlamaktadır. Hadrianus, gerçekten aslan başlı sandaletleri gitmiş midir, yoksa bu heykelini yapan sanatçının işi midir?
“Podalia Definesi” içerisinde yer alan gümüş sikkelerden biri. 1957 Podalia hazinesinin bir parçası olarak keşfedilmiş. Yaşayan bir adamı tasvir eden en eski sikkelerden birinin son derece iyi kanıtlanmış bir örneği olarak tarihi de önemli ölçüde aydınlatıyor. MÖ 380-360 dolaylarında basılan bu sikke hanedan Mihridat’ya ait. Sikkenin ön yüzünde vahşi, kükreyen bir aslan var. Arka yüzünde ise Likya Hükümdarı Mihtidat. Bu sikke Mihridat’a ait yaygın olarak bilinen ilk canlı portrelerinden biri. Bu sikkeler Anadolu Pers kontrolündeki hanedanlar altındayken Klasik Dönem’in sonlarında Likya sikkelerinde ortaya çıktı. Mithradat’nın yaşamı hakkında çok az şey bilinmesine rağmen, bu mükemmel madeni parası sayesinde, en iyi Klasik tarzda tasvir edilen, dikkat çekici derecede net bir adam imajına tarih sahip oldu.. Mildenberg, Mithradat’ın portresinin hükümdarlığı boyunca yaşlandığını bile gösterdi, şu anda kabul ettiğimiz bir kavram, ancak o zamanlar tamamen emsalsizdi. Ayrıca bu sikke, madeni paranın tarihini gerçek bulduğu noktaya kadar izleyen süreçte, son derece nadir bir kökene sahip büyüleyici bir türün oldukça çekici bir örneği. Çapı: 24.05 mm. Ağırlık: 9,90 g.
“Podalia Definesi” içerisinde yer alan gümüş sikkelerden biri. 1957 Podalia hazinesinin bir parçası olarak keşfedilmiş. Yaşayan bir adamı tasvir eden en eski sikkelerden birinin son derece iyi kanıtlanmış bir örneği olarak tarihi de önemli ölçüde aydınlatıyor. MÖ 380-360 dolaylarında basılan bu sikke hanedan Mihridat’ya ait. Sikkenin ön yüzünde vahşi, kükreyen bir aslan var. Arka yüzünde ise Likya Hükümdarı Mihtidat. Bu sikke Mihridat’a ait yaygın olarak bilinen ilk canlı portrelerinden biri. Bu sikkeler Anadolu Pers kontrolündeki hanedanlar altındayken Klasik Dönem’in sonlarında Likya sikkelerinde ortaya çıktı. Mithradat’nın yaşamı hakkında çok az şey bilinmesine rağmen, bu mükemmel madeni parası sayesinde, en iyi Klasik tarzda tasvir edilen, dikkat çekici derecede net bir adam imajına tarih sahip oldu.. Mildenberg, Mithradat’ın portresinin hükümdarlığı boyunca yaşlandığını bile gösterdi, şu anda kabul ettiğimiz bir kavram, ancak o zamanlar tamamen emsalsizdi. Ayrıca bu sikke, madeni paranın tarihini gerçek bulduğu noktaya kadar izleyen süreçte, son derece nadir bir kökene sahip büyüleyici bir türün oldukça çekici bir örneği. Çapı: 24.05 mm. Ağırlık: 9,90 g.
Herakleia Pontika Sikkesi MÖ 415-394 yılına tarihlenmiş en eski sikkelerden biridir.
Herakleia Pontika Sikkesi MÖ 415-394 yılına tarihlenmiş en eski sikkelerden biridir. Bu postta aslan yeleleri görüldüğüne göre, postun aslana ait olduğunu söyleyebiliriz.
Heraklea-Pontika-sikkesi-MÖ-415-394
Milas’a 39 km uzaklıkta olan Heraklea Pontika Antik Kenti’ne ait sikke-(MÖ-415-394). Bu postu incelediğimizde postun aslandan çok bir kaplana ya da Anadolu parsına ait olduğunu söyleyebiliriz. Bu sikke bizlere geçirilmiş en eski post giymiş bir komutan, kral postuna ait sikke olduğunu bizlere göstermektedir.
Herakleia Pontika antik paraları bizlere göstermektedir ki, ilk çıkan Lidya Paraları ise Milas yakınlarında yer alan bu antik kentin araları haliyle birbirine benzerlik göstermektedir.
Herakleia Pontika antik paraları bizlere göstermektedir ki, ilk çıkan Lidya Paraları ise Milas yakınlarında yer alan bu antik kentin araları haliyle birbirine benzerlik göstermektedir.
Tarihte ilk basılan paraların üstünde aslan başı resmedilmiştir. İlk elektron paraların Likyalılar ve İyonlar olduğu söylenmektedir.
Tarihte ilk basılan paraların üstünde aslan başı resmedilmiştir. Tarihte parayı ilk icat edenlerin Lidya ve İyonyalılar olduğu söylenmektedir.
İlk paranın Lidya Kralı Alyattes tarafından (MÖ 619-560) basıldığı bilinmektedir.
İlk paranın Lidya Kralı Alyattis tarafından (MÖ 619-560) basıldığı bilinmektedir. Zenginliğiyle bilinen oğlu Kroisos (MÖ 560-546) tarihlerinde tahta geçmiş ve Lidya´yı gücünün zirvesine taşımıştır. Kral Krezüs zamanında Lidya, ticaret ve altın madenciliği ile çok zenginleşmiştir. İslam kaynaklarında “Kârun” olarak bilinmektedir.
Adıyaman'ın Kahta İlçesi'nde bulunan Kommagene Krallığı Dönemine ait olduğu belirlenen 2000 yıllık bu aslanın üstündeki yıldızlar yan yana getirildiğinde, Kral I. Antiochos'un tahta çıktığı yıl ortaya çıkıyormuş. Dolayısıyla bir horoskop ve yıldız haritası olan bu aslan  UNESCO tarafından "Dünya Kültür Mirası" listesine alınmış. Aşırı yağışlardan dolayı oldukça hasar gören bu eser, yeterince hasar gördükten sonra Nemrud Dağından alınıp Kahraman Maraş Müzesi'ne nakledilmiş.
Adıyaman’ın Kahta İlçesi’nde bulunan Kommagene Krallığı Dönemine ait olduğu belirlenen 2000 yıllık bu aslanın üstündeki yıldızlar yan yana getirildiğinde, Kral I. Antiochos’un tahta çıktığı yıl ortaya çıkıyormuş. Dolayısıyla bir horoskop ve yıldız haritası olan bu aslan  UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine alınmış. Aşırı yağışlardan dolayı oldukça hasar gören bu eser, yeterince hasar gördükten sonra Nemrud Dağından alınıp Kahraman Maraş Müzesi’ne nakledilmiş.
Aslanın horoskop yıldız haritası olması, Anadolu medeniyetleri üstündeki aslanın güç ve kişilere verilen nişan bakımından da değerini ortaya koyuyor.
Aslanın horoskop yıldız haritası olması, Anadolu medeniyetleri üstündeki aslanın güç ve kişilere verilen nişan bakımından da değerini ortaya koyuyor.
Mars, Merkür ve Jüpiter, üç gezegenin aslan üstündeki keşfi.
Mars, Merkür ve Jüpiter, üç gezegenin aslan üstündeki keşfi.
2000 yıllık horoskop yıldız haritası olan bu eserin son hali.
2000 yıllık horoskop yıldız haritası olan bu eserin son hali.

Sanırım yukarıda aslan hakkında vermiş olduğum konular sizleri yeterince anlatmıştır, fakat benim sizlerle paylaşmak istediklerim asıl bu bilgilerden sonra başlıyor. Aslanın antik dönemlerden bu güne insanlar üstündeki etkisinin özellikle tanrı ve tanrıçaların, kralların, soyluların, yöneticilerin ayaklarına giydikleri küçük aslan yavrusunun başının yer aldığı ve geri kalanının da hayvanın gövde derisinden yapıldığı deri sandaletlerdir. Uzun zamandır bu konuda yazmak, sizlerin bu konuya dikkatini çekmek ve tahminlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Her bakımdan güçlü olan aslanın bugünün anlayışı içinde hayvanların en güçlüsü olduğu inancımız elbette ki geçmişten gelmektedir. Çünkü bizler aslanlarla yaşamadık, onların güçlerini olsa olsa TV kanallarında belgesellerden, okuduğumuz kitaplardan, aslanla ilgili bizlere anlatılan hikâyelerden öğrendik. Yaşadığımız modern dünyanın içinde önemli bir yer tutan hayvanat bahçelerini ziyaret etme gibi bir durum yaşamışsak, ancak bu hayvanları gidip görebildik. Bazen bunların çok ötesine geçmiş, çevremizde ya da bir haber kanalında tanık olduğumuz bir takım insanların sayısı çok az da olsa vahşi hayvanları evlerine küçük yaşta alıp onları evcilleştirmeye çalışan ve birlikte yaşayan insanların haberlerini okuduk. O nedenle günümüz modern insanının hayatı boyunca aslanla ilgili her türlü verilerden kaynaklı, doğal olarak aslanın gücünü bir kabul ediş söz konusudur. Tarihi kitapları okuduğumda en çok dikkatimi çeken konulardan bir tanesi de, doğayla iç içe yaşayan insanların dönemlerinde avcı olmak, kendini her türlü tehlikelerden korumak için ihtiyaçtan doğan barınma ve korunma kültürü, insanı hem insanlarla hem de vahşi hayvanlara yem olmamak için geliştirdikleri tecrübelerin birbirlerine aktarımıyla ivme kazanarak yol almış. Hal böyle olunca, bahsettiğimiz yüzyıllarda ava çıkmak ve özellikle de aslan gibi bir hayvanı avlamak çok önemli olduğu gibi, bu avı gerçekleştiren kişilere de toplum içinde korkusuzluğu, gözü pekliği, çevikliği, güçlülüğü ile itibar kazandırma özelliğini göz ardı edemeyiz. Tanrı Apollon’un kutsal hayvanının aslan olması ise işin şeklini iyice geliştirip, aslanın bir şekilde her yerde kullanılmasının değer olarak nelere karşılık geldiğini bizlere anlatmaktadır.

Aslanın Romalı İmparatorlar Komutanlar ve Tanrı-Tanrıça Gibi Unsurlar Tarafından Kullanılma Geleneğini İlk Kim Başlattı ve Sinoplu Mithridatis’in Bunda Rolü Nedir? 

Segalassos Antik Kenti'nde bulunan Herakles'in ayaklarındaki çizmelerde de aslan yavrusu başı vardı.
Segalassos Antik Kenti’nde bulunan Hadrian heykelinin ayaklarındaki çizmelerde de aslan yavrusu başı vardı.

Aslanın antik yüzyılda hemen hemen neredeyse tüm Roma kentlerinin kurucuları, tanrı ve bazı tanrıçaların çarıklarının ön baş kısmında yer alması, kanımda dönemin en önemli ve övünülecek kısmıydı. Kanımca ava çıkıp bu hayvanları avlayan ve onların derisiyle kendilerine çarık yaparken toplumun içinde de bu hayvanlardan yapılmış çarıklarıyla dolaşabilenler, mutlaka ki savaşçı, güçlü, avcı, korkusuz hatta düşmanın gözüne dağ veren bir kimliğe de sahip oluyor, kendilerini bu şekilde ifade ediyorlardı. Özellikle Asya, Afrika coğrafyasında yaşayan toplumlarla ilgili tarih kitaplarda okumuşsunuzdur, bir insanın doğar doğmaz kendisine bir isim verilmediğini ve ancak insanların kendilerini anılacak bir başarıları olduğu vakit, artık onu anacak bir isme sahip olduklarını. Çok eski bir toplum olan Kızılderililerde de bu böyledir, Mısır’da da Mezopotanya’da da…

İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Artemis Heykelinin ayağında da aslan başlı deri çarıktan var.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Artemis Heykelinin ayağında da aslan başlı deri çarıktan var.
Alanya Müzesi'ndeki Herakles heykelinde, Herakles, tüm betimlemelerde olduğu gibi, avladığı aslanın postuyla resmedilir ve avlanan aslanın başı posttan asla koparılmaz.
Alanya Müzesi’ndeki Herakles heykelinde, Herakles, tüm betimlemelerde olduğu gibi, avladığı aslanın postuyla resmedilir ve avlanan aslanın başı posttan asla koparılmaz.
Nemea aslanın postunu giyen Herakles heykeli. Roma dönemine ait bu eser Metropoliten Müzesi'nde sergilenmektedir.
Nemea aslanın postunu giyen Herakles (Herkül) heykeli. Roma dönemine ait bu eser Metropoliten Müzesi’nde sergilenmektedir.

Günümüz modern dünyasında çocuklara doğar doğmaz bir isim verildiği için bugünün aklıyla dünü anlamaya çalışmak çok zor, fakat şöyle bir gerçek var ki, insanlar önce isimlerini yaptıkları dikkat çekecek bir kahramanlıkla kazanıyor, sonra da eğer kendisi gibi kahraman bir ebeveyni varsa, adına onun adı eklenerek anılıyor. Hal böyle olunca, antik dönemlerde bir hayvanı avlamak, bu havada, karada, denizde olabilir, insanlar için büyük bir itibar ve onur; yanı sıra çok tanrılı dinlere inanan bu insanların tapınaklara kendi elleriyle yerleştirdikleri tanrı ve tanrıçaları için avlayıp getirdikleri hayvanları sunması, sadece o tanrılar için sunulan sıradan bir adak olarak algılanmamalı, avlanılan hayvanın mahiyetine göre o kişiye verilen onur, nam, nişanı da buna eklediğinizde, bu durumun yaşamın içinde kişinin kahramanlaşmasına, değer görmesine, dikkat çekmesine de neden olan önemli nişanlardır. Roma Dönemi’nde Anadolu’da yönetimi ele geçiren Romalıların ise Anadolu Medeniyetleri içinde aslanı öğrenmesi ve onunla ilgili anlayışı sahiplenmesi zor olmamış, özellikle roma komutan, tanrı ve tanrıçaların heykellerinde aslan figürünü mutlaka kullanmışlardır.

2007 yılında Sagalassos'ta bulunan Hadrian heykelinin sandallı ayağının alt kısmı Burdur Müzesi. (Lower part of a leg and foot with sandal of the over life-size statue of Hadrian found at Sagalassos in 2007, Burdur Museum)
2007 yılında Sagalassos’ta bulunan Hadrian heykelinin sandallı ayağının alt kısmı Burdur Müzesi. (Lower part of a leg and foot with sandal of the over life-size statue of Hadrian found at Sagalassos in 2007, Burdur Museum)
(Lower part of a leg and foot with sandal of the over life-size statue of Hadrian found at Sagalassos in 2007, Burdur Museum)
Hadrian'ın ayakları (Sagalassos Antik Kenti: Burdur Müzesi)
Hadrian’ın ayakları (Sagalassos Antik Kenti: Burdur Müzesi) Ayağa giyilen bu bot tarzındaki açık yazlık sandaleti incelediğimizde ayağın iki yanından sarken pençeleri çok net görebiliyoruz. Demek ki post, hayvanın tüm yırtıcı unsurları ayakta gösterilerek yapılmış. Haliyle burada en yırtıcı hayvandan olarak kabul edilen aslan yavrusundan yapılan ayakkabı, liderlerin her bir uzuvlarının da bir silah kadar güçlü olduğu imajı verilmiş. Haliyle o dönemlerde bu tür sandaletleri sıradan bir insanın giymesi mümkn olmadığı gibi, yanı sıra yöneticilere ve savaşçı komutanların gücüne ve yenilmezliklerine de bir atıfta bulunulmak istenmiştir.

Aslanın en görkemli kullanıldığı en önemli örneklerden bir tanesi de Anadolulu VI. Mitridattır. Mitridat, büyük ihtimalle avladığı aslanın kafasından başına bir şapka yaptırmış, kendisini ise bu şekilde heykeli yapılmış ya da yaptırmıştır. Gerçekten de Romalılarla Anadolu’da büyük savaşlara giren Mitridat’ın (MÖ 120-63) başına geçirdiği bu aslan şapkasıyla verdiği pozu onun düşmanına karşı korkusuzluğunu, yenilmezliğini, mutlak bir başarıyı sadece kendinde gördüğünü, cesaret ve cesurluğunu gözler önüne sermektedir. Mitridates aynı şeyi Likya’da sahip olduğu kentlerin sikkeleri üstünde de göstermiş, bu sikkelerin bir yüzüne kendi resminin kabartması yapılmışken, diğer kısmında da aslan kabartması yer almıştır. Antalya’nın bugünkü Elmalı İlçesi sınırları içerisinde yer alan Podalia Antik Kenti’ni ve daha nicelerini bu sikkelere örnek verebiliriz. Mitridatis’in düşmanı karşısında her bakımdan gücünü göstermek için seçtiği bu unsurlar, ona misilleme olsun diye kendisiyle eşit olduklarını göstermeye çalışan Romalıların da bu yüzyıldan sonra ağırlıklı olarak aslanı kullanmalarına neden olabileceği gibi, hatta aslan yavrularının başlarından oluşan çarıkları ayaklarına giyerek ezeli düşmanları Mitridatis’e bir mesaj vermek istemiş olabilirler… Anadolu topraklarını ele geçiren Romalıların Anadolu’nun her bir köşesinde rastladıkları aslan figüründen etkilendikleri ve sonrasında da onların da aslanı öncelikle kullandıkları eşyaya kadar kendilerini bir güç timsali olarak göstermeye çalışmaları bu tarihlerden sonra olabilir. Anadolu topraklarını ele geçirdikten sonra özellikle Likya Kentlerinde Aspendos gibi, Olympos gibi antik kentlerin yağmalanması, Aspendos’taki tek bir heykel bırakmamacasına tüm heykellerin şehri yönetmek için atanan Roma valileri tarafından teklenelere bindirilip Roma’daki saraylarına götürülmesi ve Anadolu’daki nice değerlerin günümüz yüzyılına gelene kadar yağmalanarak içinin boşaltılması gerçeklerini göz ardı ederek, bugün özellikle tüm Avrupa ve Amerika’daki müzelerde sergilenen eserleri Yunan ya da Romalılara ait eserler olduğu yanıltmacası altında bizlere zorla gösterilmeye çalışılan bir mercekle değerlendirip yorumlayamayız!..

Amasya'nın aslan başlı kapı tokmakları meşhurdur. Amasya'da bu alanda bir araştırma yapılabilecek değerde ve çeşitte kapı tokmakları vardır. (Fotoğraf: Sacit şahit: Tacın Gizemli Şehri Amasya, Amasya Valiliği Kültür Yayınları 1, 2003, Ankara, s. 162.
Amasya’nın aslan başlı kapı tokmakları meşhurdur. Amasya’da bu alanda bir araştırma yapılabilecek değerde ve çeşitte kapı tokmakları vardır. (Fotoğraf: Sacit Şahin: Tacın Gizemli Şehri Amasya, Amasya Valiliği Kültür Yayınları 1, 2003, Ankara, s. 162.

Aslan figürü, özellikle İzmir’de pek çok evin kapısında da kapı tokmağı olarak görülebilmektedir. Tabii ki bu bilgiyi sadece İzmir’le sınırlandırmak doğru olmaz, Anadolu’nun pek çok kentlerinde aynı şekilde kapı tokmaklarına rastlanmaktadır. Örneğin Amasya’da da aslan başlı kapı tokmağı şimdiye kadar Roma tokmakları üstünde tezler veren akademisyenlerimizin bahsettikleri ve kayıt altına aldıkları çalışmalar içinde yer almamaktadır yada Merhum Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhur Başkanı, siyasetçi, yazar, araştırmacı Rauf Denktaşın “kapı Tokmakları” adlı eserinde KKTC Cumhurbaşkanlığı’nın ikâmetgahının kapısının üstünde altın yaldızlı bir aslan resmi vardır. Umarım bu yazımız, ilgili akedemisyenlere kaynak göstermek bakımından da faydalı olmuştur.

KKTC Cumhurbaşkanı Merhum Rauf Denktaş'ın Kıbrıs Kapıları kitabı.
KKTC Cumhurbaşkanı Merhum Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Kapıları kitabı.

Aslında aslan halk dilinde, edebiyat alanında da yerini almamış mıdır? Örneğin neden Hz. Ali için “Allah’ın aslanı!” deriz?, Babalar erkek evlatlarını aslan parçası” diye sever? Bir iş yaptığımız ya da biriyle hesaplaşmak istediğimiz zaman cümle içinde “aslanlar gibi” deyimini oldukça sık kullanırız… Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette de, ve fakat bunların hiçbiri tesadüf değil’ Ona kalırsa deve de çok güçlü bir hayvan, ya da at ve diğer hayvanların da kendine göre özellikleri var, fakat bir insanı özellikle iyi yönleriyle betimlerken mutlaka aslanı, fakat kötülemek, isterken de, deveyi, sansarı, tilkiyi, eşeği, yılanı, sığırı, domuzu, kullanırız. Sanırım bunların içinden bir kuşgillerden kartala laf etmeyiz de atmacaya, ya da birini aşağılamak için “kuş beyinli” diye kuşların zekasına kadar götürebiliriz meseleyi. İşte bu noktada tarihte ve mitolojide hayvanların insanlar üstündeki anlamlarının yüzyıllarca devinerek günümüze kadar geldiği bir gerçekle yüzleşiriz…

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

  • KÖŞKLÜ, Zerrin, İtalya Örnekleriyle Aslan Başlı Kapı Tokmakları, Yrd. Doç. Dr. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, s 123, 124.

[1] Schmidt, 2002:74.; Meral, 2003:19)

[2] Meral K., İonia Bölgesi Aslanları, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 2003:138.

[3] Meral, a.g.e. s 36, 40.

[4] Çörten: Yağmur sularını alıp duvar temelinden uzağa akıtan, dam çevresi boyunca saçak kenarından dışarı doğru uzanmış oluk. Çeşme oluğu.

[5] Meral, a.g.e. s 138-139.

[6] Çal,H.-Çal,Ö. (2008). Trakya Bölgesi Kapı Tokmakları ve Çekecekleri, Ankara, s 55, 56.

%d blogcu bunu beğendi: