Tysee Antik Kenti

Tysee Antik Kenti, Antalya’nın Kaş İlçesi’nde Tüse Köyü yakınlarında eski ve küçük bir yerleşim yeridir. “Likya Yolu olarak işaretlenmiş güzergâhın dışına çıkılarak paftada görülen diğer arkeolojik yerleşimler; Tyinda, Tüse, Oninda, Zagaba, Kyenleai, Korba, Tyberissos, Dolichiste, Karaada arkeolojik yerleşimleri görülebilir.”[1] Likyçe’nin adı ilk defa, yapılan alan araştırmaları sırasında tespit edilen bir lahitteki yazıtta rastlanmıştır. MÖ 5-4. Yüzyıllara ait, iki yanında yazılar bulunan dikdörtgen bir taş blog üzerinde yer alan yazının Tysee Antik Kenti’ne ait olduğu sanılmaktadır. Likçe adı “… ddewezi” yazmaktadır.[2] Bugün ise “…ddewezi” den Tysee’ye oradan da Tüse’ye dönüşmüş bir isimle antik kent anılmakta ve literatüre de bu isimle yer almaktadır.

Tysee Antik Kenti’nin En Önemli Belgeleri Lahit Yazıtları

Tysee Antik Kenti’nde beş adet yazıt ele bulunmuştur. Bunlardan iki tanesi iki savaşçıyı betimleyen mezarlardır. Mezarların üstündeki kabartmalarda Likçe’deki “E” harfine rastlanmıştır. Nekrapol alanında yine yapımı tamamlanmamış iki mezara rastlanmıştır. Uzun bir süre sürekli tahrip edilen antik kentte birçok değerli yapı yok olduğu gibi, bu tahribinden kaynaklı yazıtların üstündeki yazıların da hasar görmesi tarihe önemli ölçüde zarar vermiştir. Bu lahitlerin birinde MÖ 4. Yüzyıla tarihlenen yazıtta, yazıtı yaptıranın adı yazmaktadır. Bir başkasında ise “Kyaneites” yani Kyaneaili olduğu yazmaktadır.[3]

Tarihe En Çok Zarar Veren En Çok Kaybeden Tahmininden Büyük Kaybedendir

Bazı anıt lahitler, tipik Likya’nın geleneksel ahşap evlerinin tarzında yapılmıştır. Tysee Antik Kenti’nin tarihinin tamamen defalarca yağmalanmış ve artık yağmalanacak bir şeri kalmamış bu antik kentteki lahitlerdir. Yürekten dilerdik ki, bu şahitler bu kadar tahrip olmasaydı ve kent hakkındaki bilgileri günümüze kadar taşıyabilme fırsatımız olsaydı. Fakat bu lahitlerin bir altındaki düzlükte yer alan Osmanlı Dönemi’ne ait mezarlardan da anlaşılacağı üzere, belli ki bölge uzun yüzyıllar boyunca yaşam alanı olarak kullanılmış ve her daim bölgede yaşayan insanlar olduğu için de bu kadar tahrip olmasının dışında başka bir ihtimali düşünmek yanlış olurdu.

Antalya sınırları içerisinde ya da sınırları komşu illerin içinde de yer alan Likya, Psidia, Pamfilya ve Klikya gibi, kendi içlerinde birlik oluşturmuş, sakinlerinin ise en eski Anadolu halkları olan bu sınırlara ait adı sanı bilinmeyen, bilindiği halde defalarca yağmalanmaktan yok olmuş, ya da elde çok az kalıntı kalmış, hiçbir şekilde alan araştırması yapılmamış o kadar çok antik kent var ki, bu kentlerin günümüz yüzyılında halen ayağa kaldırılmadığı gibi, halkın da tarihi kentleri koruma konusunda duyarsız oldukları gibi tam aksine, ağır tahribatlar vermeleri günümüzün en büyük sorunlarından ve acil tedavi edilmesi gereken hastalıklarından biridir. Sonuç olarak, ülkemizde her bir insana tarihi kentlerin önemini anlatmadan, yeni yetişecek olan gençlerimize tarih bilincini aşılamadan, tarih bilincinin okullarda çocuklarımıza eğitimin olarak aşılamadan bu kentlerin daha bizlere ne kadar daha dayanacağı ortadadır.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı & Kaynak & Fotoğraflar

* https://neredenegezilir.blogspot.com/2016/01/tuse-tysse.html


[1] https://likyayolu.ktb.gov.tr/TR-236355/pafta-13-bogazcik-ucagiz.html, http://www.envanter.gov.tr/files/belge/A10ASR_0385.pdf, 11.03.2021, s. 22:07.

[2] G. Neumann, Die zwei Lykischen Inshriften von Tüse, Asia Minor Stadion (baskıda)

[3] Spratt, Forbes, I, s. 10, ve II s. 272; M. Zimmermann, Untersuchunken zur historischen Landeskunde Zentrallykiens (Antiquitas Rejhe I, Bd. 42, s. 83, 85 (baskıda)

%d blogcu bunu beğendi: